Mekke Anlaşması’na üzülenler ve sevinenler
Karadeniz’de Rusya- Ukrayna, Ortadoğu’da ABD- İran Savaşı sürerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in yan yana durarak kamuoyuna duyurduğu Mekke Savunma Anlaşması (Mecca Joint Defence Agreement), uluslararası diplomaside büyük yankı uyandırdı.
Anlaşmanın en can alıcı maddesi son derece açık: "Taraf ülkelerden birine yapılan silahlı saldırı, her üç ülkeye de yapılmış sayılacak." İslam dünyasının tek nükleer gücü olan Pakistan, NATO’nun en büyük ordularından birine sahip ve son dönemde insansız hava araçlarının üretiminde büyük aşama kaydeden Türkiye ve Körfez’in finansal ile jeopolitik merkezi Suudi Arabistan aynı askeri şemsiye altında buluştu. Peki bu tarihi "Doğu NATO’su" hamlesi kimlerin uykularını kaçırdı, kimleri sevindirdi? Uluslararası basının attığı manşetlere ve diplomasi koridorlarına sızan analizlere bakıldığında, Mekke’deki imzaların kimleri rahatsız ettiği ve kimleri memnun ettiği açıkça görülüyor:
Anlaşmadan rahatsız olan ülkeler
1.Hindistan: Mekke Anlaşması’na en hızlı ve en sert diplomatik teyakkuz, kuşkusuz Pakistan ile tarihsel rekabeti zaman zaman savaş ve çatışmalara dönüşen Hindistan’dan geldi. Hint basını durumu adeta bir jeopolitik kriz olarak nitelendiriyor. Hindistan için tarihsel rakibi Pakistan’ın arkasına Türk savunma teknolojisini (KAAN 5. nesil savaş uçağı, Akıncı İHA’lar) ve Suudi Arabistan’ın muazzam sermayesini alması büyük bir stratejik kabus.
2. İran: Tahran yönetimi, resmi düzeyde İslam ülkelerinin dış güçlere karşı birleşmesi gerektiği yönünde temkinli mesajlar verse de, anlaşmayı kendisinin bölgedeki stratejik ağırlığına karşı oluşturulmuş bir “Sünni blok” olarak görüyor.
İran Meclisi Milli Güvenlik Komisyonu Üyesi İbrahim Rızai’nin sosyal medyadaki çıkışı da bu rahatsızlığı özetledi: "Suudiler bilsin ki Türkiye ve Pakistan ile yapılan kâğıt üstündeki bir anlaşma kendilerine güvenlik getirmeyecektir.” Ortadoğu’da Türkiye -Pakistan-Suudi askeri koordinasyonunun kurulması, İran’ın bölgedeki asimetrik güç üstünlüğünü kısıtlama potansiyeli taşıyor.
3. İsrail: İsrail basını ve güvenlik bürokrasisi Mekke Paktı’nı doğrudan kendi bölgesel hegemonyasına yönelik bir tehdit olarak okuyor. İsrailli siyasetçilerin son dönemde Türkiye’yi "yeni İran" olarak hedef göstermesi tesadüf değildi.
İsrail, Tel Aviv’in askeri üstünlüğüne meydan okuyabilecek, nükleer caydırıcılık altyapısına sahip Pakistan, gelişmiş savunma sanayiine sahip Türkiye ve zengin Suudi Arabistan üçlüsünün blok halinde hareket etmesinden derin kaygı duyuyor. Bu ittifak, İsrail’in ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme” emellerine meydan okuyan bir güç birliğine dönüşebilir.
Anlaşmadan memnun olanlar
ABD: Anlaşmaya imza atan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın dışında bu anlaşmadan memnun olan bir ülke daha var, o da ABD.
İlk bakışta "Amerikan hegemonyasının çöküşü" olarak okunan bu tablo, Washington’daki strateji odalarında tam aksine derin bir nefes ve gizli bir memnuniyetle karşılandı. Yıllardır Ortadoğu’da "dünyanın jandarması" olmaktan yorulan, trilyonlarca dolar harcayıp her defasında bölgesel bir bataklığın içine çekilen Washington için Mekke Savunma Anlaşması aslında mükemmel bir "yük paylaşımı" (burden-sharing) fırsatı.
ABD savunma bürokrasisi, Obama döneminden beri aynı şeyi söylüyordu: "Körfez ülkeleri kendi güvenliklerinin sorumluluğunu artık üstlenmeli." Washington, bölgedeki her krizde Amerikan askerlerinin hedef tahtasına dönüşmesinden bıkmıştı. Mekke Paktı ile birlikte bu ağır yük resmi olarak müttefiklere devredildi. Öte yandan Çin ve Rusya’nın Bölgeye sızma kapısı tamamen kilitlendi.
Eğer Suudi Arabistan güvenlik arayışında Türkiye ve Pakistan yerine Pekin veya Moskova’nın kapısını çalsaydı, işte o zaman Washington’da alarm zilleri çalacaktı. Ancak Riyad'ın güvenlik mimarisini Pekin’e değil, NATO üyesi Türkiye’ye ve ABD’nin Asya’daki müttefiklerinden olan Pakistan ordusuna emanet etmesi ABD için olumlu bir kazanım olarak orataya çıkıyor.