Merkel’in saklı günlüğü açıldı
Almanya’yı 16 yıl yöneten eski Şansölye Angela Merkel’in Türkçe'ye çevrilen "Özgürlük" otobiyografisi, Doğu Almanya’daki bir akademisyenin dünya liderliğine uzanan yolculuğunu gözler önüne seriyor. Merkel, Yıldız Sarayı’ndaki "altın varaklı koltuk" tartışmalarından Ege’deki göç krizine, Stasi’nin ajanlık teklifinden Trump ile yaşanan gerilimlere kadar yakın tarihin en kritik virajlarını okura sunuyor.
Bir dönemin en güçlü liderlerinden, 2005-2021 yılları arasında tam dört dönem üst üste Almanya’nın Şansölyeliği’ni yapmış olan Angela Merkel’in "Özgürlük" (Freiheit) isimli otobiyografisi, Kadim Yayınları tarafından Türkçe yayınlandı.
Angela Merkel, otobiyografisinde, Doğu Almanya’da başlayan hayatından Avrupa’nın en etkili siyasi liderlerinden biri olmaya uzanan yolculuğunu anlatıyor. Bilim insanı kimliğiyle siyasete adım atan, Almanya’yı 16 yıl boyunca yöneten Merkel; dünya ekonomisinin sarsıldığı, Avrupa’nın bütünlüğünün sınandığı ve uluslararası dengelerin yeniden kurulduğu yıllarda aldığı kararların perde arkasını okura açıyor.
Kitabın gücü, siyasi tarihin bilinen olaylarını sıralamasından çok, bu olayların merkezindeki bir liderin nasıl düşündüğünü göstermesinde yatıyor. Merkel, kriz anlarında önündeki seçenekleri, liderlerle yaptığı zorlu görüşmeleri, karşılaştığı itirazları ve kamuoyuna açıklamadığı tereddütlerini soğukkanlı bir açıklıkla anlatıyor. Merkel, euro krizinden Rusya-Ukrayna çatışmasına, Suriyeli mültecilerden ABD Başkanı Donald Trump’la ilişkilerine ve pandemiye kadar dünya ekonomisinin sarsıldığı, Avrupa’nın bütünlüğünün sınandığı ve uluslararası dengelerin yeniden kurulduğu, yakın tarihin belirleyici gelişmelerindeki karar alma süreçlerini okura açıyor.
Türk mahallesine giriş
Merkel, 1987 yılında henüz duvar yıkılmadan önce bir akrabasının düğünü için Batı Berlin’e geçer ve burada ilk kez Türk mahallesi olarak bilinen Kreuzberg’e gider. Merkel’in Kreuzberg ile ilgili ilk izlenimleri şu şekilde:
"S-Bahn hattımın hemen yakınında olduğu için Kreuzberg’deki Kottbusser Tor’a gittim. Oranın nasıl bir yer olduğunu görmek istiyordum. Mahallenin belirgin biçimde Türklerin yaşadığı bir yer hâline geldiğini fark ettim. Ama bunun dışında beni asıl şaşırtan şuydu: Evler daha renkliydi, sokaklarda çok daha fazla araba vardı..."
Doğu blokunda yaşam
Doğu bloku ülkelerindeki diktatöryal rejimin bir benzerinin yaşandığı Doğu Almanya’da, komünist bir sistemde büyüyen Merkel, İlkokulda kardeşinin siyasi bir şakası üzerine ailenin yaşadığı tedirginliği şöyle anlatır:
"Kardeşim daha birinci sınıftayken, (Alman komünist devlet adamı) Walter Ulbricht hakkında küçük bir şaka yapmıştı. Aslında sadece sakallı görünümüne gönderme yaparak ona 'sivri sakal' demişti. Ama sınıftan biri bunu öğretmene bildirmişti. Bunun üzerine ailemize haber verildi ve bir kez daha, siyasi konularda son derece dikkatli olmamız gerektiği hatırlatıldı."

Merkel, annesi ile birlikte Doğu Almanya’da.
Telefonda dinlenme uyarısı
"Annem, okuldan arkadaşlarımla uzun uzun telefonda konuştuğumu fark ettiğinde hemen odaya girerdi. Bana konuşmaların büyük ihtimalle Stasi (eski Doğu Almanya’nın istihbarat teşkilatı) tarafından dinlenip kaydedildiğini söylerdi. Bu tür konuşmaları yapacaksak, açık havada, mesela ormanda yürürken konuşmanın en güvenlisi olduğunu söylerdi."
Trump’ın "normal olacağını varsaydığı için" kendine kızmış
ABD Başkanı Donald Trump’ın, ilk resmi görüşmelerinde kameraların önünde kendisiyle el sıkışmayı reddettiğini anlatan Merkel, ABD Başkanı’nın "tamamen normal biri" olacağını varsaydığı için kendine kızdığını yazıyor. Trump'ın ticaret ve gümrük vergileri konusunda Avrupa Birliği'ne karşı sergilediği kavgacı yaklaşımın, “tüm ülkelerin rekabet içinde olduğunu varsayan bir gayrımenkulcu bakış açısı” olduğunu savunan Merkel, ABD başkanlık seçimlerinde öncesinde de Trump’ın rakibi olan Demokrat Partili Kamala Harris’in başkan olmasını “tüm kalbiyle dilediğini” söylüyor.
“Türkıye’yi dışarda bırakan hiçbir çözüm gerçekçi değil”
Merkel’in kitabında, görevi boyunca tam 12 kez ziyaret ettiği Türkiye özel bir yer tutuyor. Merkel, mülteci krizinin tırmandığı dönemde 25 Eylül 2015’te New York’taki BM Genel Kurulu marjında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile göç konusunda ortak bir çalışma grubu kurma kararı aldıklarını anlatıyor. Merkel, Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı mülteci krizinde Türkiye’nin üstlendiği ağır sorumluluğu açıkça teslim ediyor. Suriye’deki savaşın ardından üç milyondan fazla insanın Türkiye’ye sığındığını hatırlatan Merkel, Avrupa’nın bu büyük yükü yeterince görmediğini ve hakkıyla takdir etmediğini söylüyor.

Altın varaklı koltuklar eleştiri sebebi oldu
Merkel, 18 Ekim 2015'te İstanbul Yıldız Sarayı Mabeyn Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında kullanılan altın varak işlemeli koltukların Almanya'da çok sert eleştirildiğini anlatıyor. Kitapta şu ifadeler yer alıyor:
"İstanbul ziyaretim sert bir şekilde eleştirildi. Bundan iki sandalye, daha doğrusu iki altın taht sorumluydu... (Koltuklar için) 'Harika' diye düşündüm, ancak bunun dışındaki duruma odaklanmadım, içerik açısından neyi başarmak istediğime odaklandım. Ama sonradan 'Bir resim bin kelimeye bedeldir' şeklinde, Erdoğan'ın karşısında, bir hükümdarın sarayındaymış gibi sindiğim yazıldı."
Bu eleştirileri "terbiyesizce ve kısmen sahtekarca" bulduğunu belirten Merkel; Ege rotasını kontrol altına almak için Türkiye ile işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.
Merkel’in anlatımında Türkiye, Avrupa’nın göç politikasında merkezi konuma sahip, krizin çözümünde kilit rol üstlenen güçlü bir aktör olarak beliriyor. Merkel, mülteci sorunuyla ilgili sahadaki gerçeklere bakıldığında Türkiye’yi dışarıda bırakan hiçbir çözümün gerçekçi olmadığını vurguluyor.