Merkez bankacılığı aynı araçla neden farklı sonuçlar üretiyor?

22 Aralık’ta hem Türkiye Cumhuriyet Merkez Ban­kası hem de Federal Reserve faiz kararlarını açıklıyor. Türki­ye’de bu tür tarihler çoğu zaman “kritik eşik” ya da “ekonominin kader günü” olarak sunuluyor. Oysa bu yaklaşım, meseleyi ol­duğundan dar bir çerçeveye sı­kıştırıyor. Çünkü faiz kararla­rı, tek başına ekonomik gidişatı belirleyen nedenler değil; mer­kez bankacılığı denen uzun kurumsal sürecin anlık çık­tılarıdır. Asıl belirleyici olan; bu kararların hangi hukuki ve kurumsal zeminde alındığı, ne ölçüde öngörülebilir oldu­ğu ve siyasetle nasıl bir ilişki içinde üretildiğidir.

Bu yazının temel iddiası net­tir:

Aynı para politikası araçlarını kullanan ülkeler, farklı merkez bankacılığı mimarileri nedeniy­le tamamen farklı ekonomik so­nuçlar üretmektedir.

Merkez bankacılığı neden doğdu? Tarihsel arka plan

Modern merkez bankacılığı, yaygın kanaatin aksine enflas­yonla mücadele amacıyla doğ­madı. 1694’te kurulan Bank of England, İngiliz devletinin sa­vaş borçlarını finanse edebilme­si için oluşturuldu. Uzun yıllar boyunca merkez bankalarının temel işlevi fiyat istikrarı değil; devlet finansmanını sürdürü­lebilir kılmak, bankacılık sis­temini ayakta tutmak ve öde­me sistemlerini düzenlemek oldu.

Bu yapı 20. yüzyılın ortaları­na kadar büyük ölçüde korundu. Ancak 1970’lerde ABD ve Avrupa’da yaşanan petrol krizleriyle bir­likte enflasyon oranları %15–25 bandına çıktı. Bu dönem, merkez ban­kacılığı açısından tarih­sel bir kırılmaya işaret eder. Enflasyonun ge­çici bir arz şoku değil, yanlış para–maliye politikası bileşimle­riyle beslenen kalıcı bir sorun olduğu anlaşıldı. Böylece mer­kez bankalarının temel hedefi fiyat istikrarı olarak yeniden ta­nımlandı.

Faiz politikasının olumlu ve olumsuz yönleri

Olumlu -yönler

a)Enflasyon kontrolü: Yüksek faiz politikası, talep da­raltıcı etkisiyle enflasyonu dü­şürmeye yardımcı olabilir.

b)Finansal istikrar: Daha yüksek faizler, yabancı ya­tırımcı için getiri cazibesini ar­tırabilir ve finansal piyasalarda istikrarı destekleyebilir.

c)Beklenti yönetimi: Net faiz politikası, piyasa bek­lentilerini şekillendirir ve poli­tika belirsizliğini azaltır.

Olumsuz yönler

a) Büyüme baskısı: Yüksek faizler yatırımları ya­vaşlatabilir ve ekonomik büyü­meyi frenleyebilir.

b) Döviz kuru etkileri: Faiz indirimleri kısa vadede ye­rel para birimi üzerinde baskı oluşturabilir.

c) Geçiş etkisi sorunları: Faiz değişiklikleri kredi ve mev­duat faizlerine eş zamanlı geç­meyebilir; bu da politika etkinli­ğini sınırlayabilir.

Özerklik ve bağımsızlık: Hukuki çerçeve ne söyler?

Merkez bankacılığında sık­ça karıştırılan iki kavram var­dır: özerklik ve bağımsızlık. Özerklik, merkez bankasının kurumsal ve mali işleyişini kendi içinde düzenleyebilmesi­dir. Bağımsızlık ise para poli­tikası kararlarını siyasi oto­riteden talimat almadan ala­bilme kapasitesidir. Merkez bankası kanunları bu ayrımı açık biçimde tanımlar. Örneğin TCMB Kanunu’nda banka, araç bağımsızlığına sahip bir kurum olarak tanımlanmıştır; ancak hedef bağımsızlığı sınırlıdır. Bu durum, karar alma sürecinde si­yasi alanla temasın her zaman açık kalması anlamına gelir.

TCMB, Fed ve ECB: Öncelikler nerede ayrışıyor?

Burada asıl fark, faiz oranla­rında değil, kurumsal öncelik­lerde ortaya çıkar.

TCMB’nin önceliği

TCMB Kanunu’na göre banka­nın temel amacı fiyat istikrarı­dır. Ancak uygulamada bu hedef, büyüme, kredi genişlemesi ve finansal istikrar gibi unsurlar­la sık sık birlikte ele alınmakta­dır. Bu durum, fiyat istikrarının tek ve tartışmasız bir çıpa haline gelmesini zorlaştırmaktadır.

Fed’in önceliği

Federal Reserve ise çift he­defe sahiptir:

-Fiyat istikrarı

-Maksimum istihdam

FED açısından kritik nokta şudur: Bu iki hedef siyasi de­ğil, teknik bir denge problemi olarak ele alınır. Bugün FED po­litika faizini %3,50 – %3,75 ara­lığında tutarken, enflasyon %3 civarında seyretmesine rağmen erken faiz indiriminden kaçın­maktadır. Çünkü FED için önce­lik, enflasyon beklentilerinin kalıcı biçimde bozulmaması­dır.

ECB’nin önceliği

European Central Bank için ise öncelik çok daha nettir: fiyat istikrarı tek ve tartışmasız hedeftir. ECB’nin hukuki çerçe­vesi, büyüme ve istihdam hedef­lerini ancak fiyat istikrarı sağ­landıktan sonra ikincil hedefler olarak ele almasına izin verir. Bu netlik, ECB’nin kararlarını siya­si baskılara karşı daha dayanık­lı kılar.

Rakamsal karşılaştırma: Kurumsal netlik ne üretiyor?

1980–2020 döneminde:

-ABD ve Almanya’da ortala­ma enflasyon %2–3 bandında gerçekleşti.

-Aynı dönemde Türkiye’de ortalama enflasyon %30–35 bandında seyretti.

Bu farkın nedeni faiz seviye­si değildir. Temel fark, merkez bankalarının önceliklerini ne kadar net ve tutarlı biçimde uygulayabildiğidir. Öncelikle­rin bulanıklaştığı ülkelerde, pa­ra politikası beklenti yönetimi işlevini kaybeder.

Türkiye’de aynı faiz neden aynı sonucu vermiyor?

Türkiye deneyimi bu noktada öğreticidir. (Üstteki tablo)

Aynı faiz oranı, farklı dönem­lerde tamamen zıt sonuçlar üretmiştir. Bunun nedeni faiz seviyesi değil; merkez bankası­nın algılanan bağımsızlığı, ka­rarların sürekliliği ve siyaset­le kurduğu mesafedir.

Türkiye’de para politikası neden zayıf aktarım üretiyor?

Türkiye’de sorun yalnızca fa­iz seviyesi değildir; para politi­kasının aktarım kanalları da zayıftır. Faiz artışları kredi pi­yasalarına gecikmeli yansırken, faiz indirimleri hızla döviz tale­bine dönüşebilmektedir. Bunun temel nedeni, para politikasının uzun süredir beklenti kanalı üzerinden değil, idari ve yön­lendirici araçlarla çalıştırıl­maya çalışılmasıdır. Bu durum, TCMB’nin özerkliğini fiilen sı­nırlamakta ve merkez bankası kararlarının ekonomide öngörü­len etkiyi yaratmasını zorlaştır­maktadır.

Faiz tartışması değil, merkez bankacılığı tartışması

22 Aralık’ta açıklanacak faiz kararları teknik olarak 100–150 baz puanlık değişiklikler içerebi­lir. Ancak Türkiye’nin temel so­runu bu değildir. Türkiye’de so­run:

-Faizin yüksekliği değildir,

-Faizin düşüklüğü hiç değildir.

Sorun, merkez bankacılığı­nın hâlâ siyasi gölge etkisine girme ihtimalidir.

FED ve ECB bugün göre­ce daha düşük faizlerle istik­rar üretebiliyorsa, bu faizleri “doğru” ayarladıkları için değil; önceliklerini tartışma dışı bı­rakabildikleri için mümkün­dür. Türkiye’de ise piyasa hâlâ şu soruya net bir cevap aramakta­dır: Bu soru yanıtlanmadıkça, fa­iz indirimi de faiz artışı da kalıcı güven ve istikrar üretmez. Tür­kiye’nin ihtiyacı yeni bir faiz sevi­yesi değil; merkez bankası kanu­nu ve uygulamasıyla tutarlı, si­yasal döngülerden arındırılmış kalıcı bir kurumsal akıldır.

Son sözler: “Bütün fırtınalar hayatınızı bozmak için gelmez, bazıları yolunuzu temizlemek için gelir” Paulo Coelho

“Tanrım, bana değiştiremeyece­ğim şeyleri kabullenmek için kuv­vet, değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden ayırmak için akıl ver” Epiktetos

Merkez bankacılığı aynı araçla neden farklı sonuçlar üretiyor? - Resim : 1

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.180,48 2,85 %
Dolar 43,7292 0,19 %
Euro 51,9188 -0,03 %
Euro/Dolar 1,1869 -0,01 %
Altın (GR) 6.920,31 0,31 %
Altın (ONS) 4.921,77 0,11 %
Brent 67,3600 0,12 %