Merkez Bankası’nın piyasaların önüne geçmesi gerekiyor

Erhan ASLANOĞLU
Erhan ASLANOĞLU Ekonomi ve Piyasalar erhanaslanoglu@superonline.com

Önümüzdeki birkaç ay finansal piyasaların gidişatını belirleyecek ana konu merkez bankasının 19 Kasım tarihindeki para kurulu toplantısı olacak. Kısa dönemde döviz kurlarında istikrarı sağlamak ve enflasyonu kontrol etmek açısından merkez bankasının politika faizinde 425-475 baz puan arasında bir artışa gitmesi gerekiyor. Piyasadaki ortalama beklenti de bu yönde. Çeşitli anketlerde ve raporlarda 200-300 baz puan gibi daha düşük oranda artış beklentilerini de izliyoruz. Böyle bir durum, merkez bankasının yine piyasanın ve getiri eğrisinin arkasında kalması anlamına gelecek ve muhtemelen makroekonomik dengeler ve enflasyon ile mücadele konusunda olumsuz yansımaları olacaktır.

Merkez Bankası’nın yüzde 10.25 olan politika faizinde 425-475 baz puan civarında bir artışa gitmesi gerektiğini düşünmemizin birkaç nedeni bulunuyor. Birincisi, ortalama fonlama maliyeti, yani fiili faiz zaten yüzde 14.50 civarında. İkincisi, şu anda aktif kullanılan geç likidite penceresi bir para politikası aracı değildir. Sistemin risk yönetimi açısından bir kontrol aracıdır. Üçüncüsü, sınırlı bir faiz artırımı yapmak, daha yüksek bir oranda geç likidite penceresini kullanmaya devam etmek anlamına da gelebilecektir ve faiz artırım beklentisini canlı tutar. Böyle bir durum, TL varlıklara dönüşü öteleten, enflasyonist baskıları devam ettiren bir sonuç da getirebilir. Dördüncüsü, merkez bankasının para politikasını dolaylı yoldan sıkılaştırması kredi faizlerini artırarak, üçüncü çeyrekte ısınmaya başlayan ekonomiyi tekrar soğutmaya başlamış durumda. Fakat dolaylı yoldan uygulanan politika, belirsizlik ve güven sorunu yaratarak döviz kurları, faiz ve enflasyonda yukarı çıkışı engelleyemiyor.

Eğer büyümeyle ilgili bir kaygı yaşanıyorsa bu durum zaten gerçekleşmiş durumda. Kredi faizleri ve kredilerin büyüme hızındaki sert düşüş bunu zaten ortaya koyuyor. Üstelik COVID-19 vakalarının tırmanışı ile muhtemelen gelecek karantina sürecinin ekonomide tekrar bir daralma getirme ihtimali yüksek. Şu anda tekrar büyümeye odaklanmak yerine ekonomideki yavaşlamadan zarar gören işletmeleri ve çalışanları nasıl koruyacağız, nasıl destekleyeceğiz, buna yoğunlaşmak gerekiyor. Dolayısıyla, para politikasında basit, güçlü ve doğrudan atılacak adımlarla uzun süredir para politikasının başaramadığı güveni yeniden tesis etmek, enflasyonla mücadeleye öncelik vermek ve sonucu olarak özellikle yerleşiklerin TL’ye dönüşünü, daha sonra büyümeyi beklemek gerekiyor. Bu güveni vermeden yerleşiklerin ve yabancıların TL’ye dönüşünü beklemek gerçekçi olmayacaktır. Yatırımcı davranışı sözle değil, o davranışın nedenlerini anlayarak ve burada çözüm üreterek değiştirilebilir.

Para politikasının ekonomide dengeleri sağlamaya katkı verebilmesi için para politikası aktarım mekanizmasındaki bazı potansiyel sorunları da aşmak gerekiyor. Para politikasındaki sıkılaşma kamu bankalarının bazı özel paketleri dışında kredi faizlerini daha güçlü yukarı taşırken mevduat faizlerine yansıması yeterince güçlü olamayabiliyor, iki faiz arasındaki fark artıyor. Halbuki, yerleşikler için TL’nin cazibesinin en net ve ulaşılabilir şekilde yansıyacağı yer mevduat faizleridir. DTH, dolayısıyla döviz talebinin düşmesi hatta bunun bir döviz arzına dönüşmesi için mevduat getirilerinde bu cazibenin sağlanması gerekiyor. Para politikasındaki sıkılaştırmanın mevduat faizlerine yeterince yansıyabilmesi için hem kamunun hem bankaların yapabilecekleri var. Kamu geçtiğimiz haftalarda mevduattan alınan stopajı indirerek böyle bir adımı attı. DTH eğilimini net bir şekilde kırana kadar stopajdaki bu avantajın devam etmesi gerekiyor. Bu çerçevede, atılacak diğer bir adım aktif rasyosunun tamamen kaldırılmasıdır. Her ne kadar oran düşmüş olsa da aktif rasyosu krediye dönüştürme ihtiyacı nedeniyle bankaların mevduat toplama istekliliğini olumsuz etkileyebiliyor. Bu rasyonun kaldırılması mevduat faizlerine muhtemelen olumlu yansıyacaktır. Teknik şartlar sağlandığında bankaların daha cazip TL faizler vermesini beklemek gerekiyor.

Sonuç olarak, TCMB’nin 19 Kasım tarihli toplantısı önümüzdeki aylarda finansal piyasaların seyri açısından en temel referanslardan birisi olacak. Bu adım atılır ve gerektiğinde her zaman atılabileceği güveni verilebilirse, kısa vadede döviz kurlarında istikrar sağlanabilir ve reel kur endeksi değerlenme göstergesi olarak 60’lardan 70’lere doğru çıktığı yola devam edebilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar