Merkez faiz artırmasa da olur mu?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Mart ayı başında ABD-İran savaşının baş­lamasıyla TCMB hızlı bir tepki vermiş ve politika faizini değiştirmese de TL likidite ko­şullarını sıkılaştırarak bankalararası piyasada faizi 3 puan artışla %40’a yükseltmişti.

Sonra­sında 12 Mart tarihli PPK toplantısı geldiğin­de, savaşın ne kadar süreceği ve ekonomik et­kilerinin ne olacağına ilişkin belirsizlik hâlen yüksekti. Bu nedenle TCMB, işlerin hızlı düze­lebileceği ihtimalini dikkate alarak politika fa­izini %37 seviyesinde sabit tutmuş, buna kar­şılık TL likiditesini sıkı tutarak duruşunu ko­rumuştur.

Geldiğimiz noktada, Hürmüz konusunda çok kısa vadede bir çözüm ihtimali zayıflamış görünüyor. Süreç uzadıkça ekonomi üzerinde­ki, özellikle de enflasyon üzerindeki etkiler da­ha belirgin hale geliyor.

Enflasyonda kalıcı yükseliş

Enerji fiyatlarındaki artış gibi maliyet şok­larının enflasyon üzerindeki kalıcılığı, bü­yük ölçüde merkez bankalarının kredibilitesi­ne bağlıdır. Enflasyonla mücadelede güçlü bir geçmişe sahip merkez bankaları bu tür dönem­leri daha sınırlı politika tepkileriyle yönetebi­lir. Ancak enflasyon beklentileri bozuluyorsa, maliyet şoklarının enflasyon üzerindeki etkisi daha kalıcı hale gelir. ABD buna örnek olarak gösterilebilir.

Mart ayında ABD’de TÜFE enf­lasyonu %2.4’ten %3.4’e yükselmiştir. Atlanta Fed’in TÜFE anlık tahminine (Nowcast) göre Nisan ayında da %3.6 seviyesine çıkması bek­lenmektedir. Buna rağmen enflasyon beklen­tilerinde belirgin bir bozulma gözlenmemek­tedir. Piyasada yaygın olarak takip edilen 5 yıl sonrası için 5 yıllık enflasyon swap oranı Şubat sonunda %2.1 seviyesindeyken, son durumda %2.2 ile sınırlı bir artış göstermiştir.

Türkiye’de ise TCMB’nin piyasa katılımcıla­rı anketi Cuma günü açıklanacak. Mart anke­tinde 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi %25.4 ile önceki aya göre 1.3 puan artmıştı. Önce­ki yazılarımda belirttiğim gibi, biz de geçen ay enflasyon tahminimizi sınırlı bir revizyon­la %25.5’e yükseltmiş, bu ay ise daha belirgin bir güncellemeyle tahminimizi %28.5’e çıkar­mıştık. Bunun temel nedeni, İran savaşının da­ha uzun süreceğine ve petrol fiyatlarının daha uzun süre yüksek kalacağına yönelik beklenti­mizdir. Muhtemelen TCMB anketinde de bu ay benzer şekilde, daha belirgin bir bozulma göz­lenecektir.

Enflasyon beklentilerindeki bozulma, mali­yet şoklarının fiyatlara daha kolay yansıtılabil­diğini göstermektedir. Bu durumda enflasyon­da kalıcı bir bozulmayı önlemek için para poli­tikasının sıkılaştırılması gerekmektedir.

Ne farkı var?

Bu nedenle TCMB’nin 22 Nisan’daki PPK toplantısında politika faizini %40’a yükselt­mesini, buna karşılık likidite koşullarını gev­şeterek piyasa faizlerini genel olarak mevcut seviyelerde tutmasını bekliyoruz. Bu senaryo­da, pratikte bankalararası faiz değişmeyecek­tir. Ancak ileriye dönük verilecek sinyal fark­lı olacak ve beklenti yönetimi açısından daha olumlu bir etki yaratacaktır. Mevcut koşullar­da TCMB likiditeyi gevşetirse faiz doğrudan %37’ye geriler; kademeli bir düşüş imkânı bu­lunmaz. Oysa politika faizi %40’a çıkarılırsa, sonraki toplantılarda daha kontrollü ve kade­meli indirimler (örneğin Haziran ve Temmuz aylarında 150’şer baz puan) yapılabilir. Kısa vadede enflasyonun yüksek seyredecek olma­sı, bu yaklaşımı daha uygun kılmaktadır.

Nisan ayında toplam tüketici enflasyonunun %3.5 ci­varında gerçekleşmesiyle yıllık enflasyonun %32’ye yaklaşacağını öngörüyoruz. Sonraki aylarda da bu seviyelerin korunması muhte­meldir. Projeksiyonlarımıza göre, enflasyonun %30’un altına inmesi en erken Eylül ayında mümkün olabilecektir. Ayrıca bu durumda fa­iz koridorunun üst bandı %43’e yükseleceğin­den, küresel risk iştahında yeniden bir bozul­ma yaşanması ve sermaye çıkışlarının hızlan­ması durumunda, politika yapıcının bu kanalı kullanarak daha hızlı tepki verme imkânı ola­caktır. Bu ihtimali düşük görsek de böyle bir opsiyonun mevcut olması önemlidir. Mevcut durumda benzer bir adım için olağanüstü bir PPK toplantısı gerekmektedir.

Faiz artarsa, faizler düşer mi?

Sonuç olarak, TCMB’nin bu PPK toplantısı­nı politika faizini artırmadan geçmesi zor gö­rünmekte. Ancak bu, piyasadaki mevcut fa­iz seviyelerinin yükseleceği anlamına gelmez. Aksine, enflasyonla mücadele konusundaki kredibilitenin artması durumunda uzun vadeli tahvil ve kredi faizlerinde düşüş bile gözlene­bilir. Bunun için jeopolitik görünümün de bi­raz daha netleşmesi gerekecektir, ancak bunun bir örneğini Ocak PPK’sından sonra, “Politika faizi az düşünce, faizler çok düştü” başlıklı ya­zımda incelemiştim.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.421,15 0,00 %
Dolar 46,4479 0,20 %
Euro 53,4935 0,33 %
Euro/Dolar 1,1517 0,14 %
Altın (GR) 6.551,89 -0,24 %
Altın (ONS) 4.319,75 1,45 %
Brent 78,3220 -0,23 %