Merkezi bütçede temmuz kırılması
Faiz ve cari transferlerdeki hızlı artışa karşılık vergideki artışın yüzde 30’da kalması, temmuzda bütçeyi 378 milyar TL’lik rekor bir aylık açığa sürükledi. İlk yedi ayda faiz ödemeleri 1,4 trilyon liraya, bütçe açığı 1,3 trilyon liraya ulaştı.
Merkezi yönetim bütçesinde, başta faiz ve cari transferler olmak üzere harcamalardaki hızlı artışa karşılık vergi tahsilatındaki artışın düşük kaldığı temmuz ayında verilen rekor düzeyde açıkla mali disiplin açısından negatif yönde ciddi bir kırılma yaşandı.
Hazine ve Maliye Bakanlığının verilerine göre temmuz ayında bütçe giderleri yüzde 59,8 artarak 1 trilyon 790,5 milyar TL’ye ulaşırken bütçe gelirleri sadece yüzde 28,8 artarak 1 trilyon 412,4 milyar TL oldu. Geçen yıl temmuzda 23,8 milyar TL olan bütçe açığı, harcamaların gelirleri çok ciddi şekilde aştığı bu yılın aynı ayında yüzde 1.484,6 (14,8 kat) gibi astronomik bir artışla 378,1 milyar TL’ye fırladı. Yılın kalanında bütçe hedeflerinin tutturulabilmesi için harcama disiplininin sıkılaştırılması ve gelir artırıcı ek önlemlerin devreye girmesi önem kazandı.
Faizde patlama
Yükselen borçlanma maliyetlerinin bütçeye yükü temmuzda tüm ağırlığıyla hissedildi. Faiz ödemeleri yüzde 142,8 artışla 326,8 milyar lira oldu. Faizde artış hızının yüksek olması, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna işaret ediyor. Aylık bütçe giderlerinin 1 trilyon 463,7 milyarını ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 48,4 artan faiz dışı harcamalar oluşturdu. Böylece geçen yıl temmuzda ayında 110,7 milyar lira faiz dışı fazla verilen bütçede, bu yıl aynı ayda 51,3 milyar liralık bir faiz dışı açık oluştu. Bu durum, bütçedeki bozulmanın sadece faiz ödemelerinden kaynaklanmadığını, faiz dışı harcamaların da gelir performansının üzerine çıktığını ortaya koydu.
Faiz dışı giderlerdeki hızlı büyümede, cari transferler etkili oldu. Geçen yıl temmuzda 389 milyar TL olan cari transferler, bu yıl 611,5 milyar TL’ye ulaştı. Hazine yardımları, görevlendirme giderleri, hane halkına yardımlar, tarım ve hayvancılık destekleri vb. çok sayıda alanı kapsayan bu harcamalar yıllık yüzde 57,2 ile enflasyonun çok üzerinde arttı. İkinci büyük kalem olan personel giderleri ise temmuz ayları itibarıyla yüzde 43,3 artışla 461,6 milyar liraya çıktı. Sosyal güvenlik ödemeleri de yüzde 48,2 artışla 55,7 milyar lira oldu. Kamunun temmuz ayı mal ve hizmet alımları yüzde 42,2 artışla 113,9 milyar, sermaye giderleri yüzde 29 artışla 150,9 milyar, sermaye transferleri yüzde 134 artışla 35 milyar ve borç verme kalemi yüzde 38,4 artışla 35,2 milyar lira düzeyinde gerçekleşti.

Yedi ayda 3,7 trilyonluk cari transfer
En büyük gider alanı olan cari transferlerin temmuzdaki ivmeyle yedi aylık tutarı 3 trilyon 726,7 milyar liraya ulaştı, artış oranı ise yüzde 28,4 oldu. Yedi ayda personele geçen yılın eş dönemine göre yüzde 42,8 daha fazla olmak üzere 2 trilyon 955,1 milyar lira ve üzerine 372,5 milyar lira sosyal güvenlik primi ödendi. Anılan dönemde devletin mal ve hizmet alımları yüzde 44,4 artışla 712,1 milyar, sermaye giderleri yüzde 12 artışla 615 milyar, sermaye transferleri yüzde 132 artışla 151,4 milyar, borç verme kalemi de yüzde 57,6 artışla 196,8 milyar lira oldu. İlk yedi ayda toplam vergi gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 37,3 artarak 7 trilyon 854,6 milyar TL’ye ulaştı. Bu dönemde faiz, pay ve ceza gelirleri yüzde 46,8 artışla 783,9 milyar, teşebbüs ve mülkiyet gelirleri yüzde 61,6 artışla 223,2 milyar, devletin mülk veya varlık satışlarını temsil eden sermaye gelirleri yüzde 54 artışla 44,2 milyar lira oldu. Alacaklardan 1 milyar TL dolayında bir tahsilat yapılan bu dönemde bağış ve yardımlar ile özel gelirler ise yüzde 36,9 azalarak 48,8 milyar liraya geriledi. İlk yedi özel bütçeli idarelerinden öz gelirlerinde 185,6 milyar, düzenleyici ve denetleyici kurum gelirlerinden de 58,5 milyar lira merkezi yönetim bütçesine aktarıldı.
Yedi aylık açık 1,3 trilyon
Temmuzdaki bozulmaya rağmen kümülatif bazda bütçede gelir artışı harcamalardakinin hala üstünde. Yılın ilk yedi aylık döneminde merkezi yönetim bütçe harcamaları geçen yılın eş dönemine göre yüzde 36,6 büyüyerek 10 trilyon 520,6 milyar, bütçe gelirleri ise yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199,7 milyar liraya ulaştı. İlk beş ayda 1 trilyon lirayı aşan, hazirandaki fazla sayesinde altı aylık bazda 942,8 milyar liraya gerileyen kümülatif bütçe açığı, temmuzda verilen açıkla 1 trilyon 320,9 milyar liraya ulaştı. Bütçe açığı geçen yılın aynı dönemindekinin yüzde 31,5 üzerinde.
Ocak-temmuz dönemi bütçe giderlerinin 8 trilyon 729,7 milyarını geçen yıla göre yüzde 35,3 artan faiz dışı harcamalar, 1 trilyon 791 milyarını ise yüzde 43,7 büyüyen faiz ödemeleri oluşturdu. İlk altı ay itibarıyla 521,4 milyar lira olan kümülatif faiz dışı fazla temmuz sonunda 470,1 milyar liraya geriledi, ancak geçen yılın ilk yedi ayındaki 241,7 milyar liralık fazlanın yaklaşık iki katı düzeyinde. Yedi aylık kümülatif veriler, bu düzeydeki bir faiz dışı fazla sayesinde yönetilebilir bir bütçe tablosu sunsa da temmuz ayı özelindeki ciddi bozulma önemli bir uyarı niteliğinde. Yedi aylık veriler, faiz hariç tutulduğunda mali disiplinin kısmen korunduğunu, ancak temmuz ayında bu trendin kırıldığını gösteriyor.
Faiz harcamaları neden hızlı artıyor?
Bütçe üzerindeki en büyük yapısal baskılardan biri olan faiz harcamalarının temmuz ve ilk yedi ay itibarıyla hızla artmasının arkasında başlıca şu temel finansal dinamik yer alıyor: Sıkı para politikası, devlet tahvili ve hazine bonosu faizlerini yüksek seviyelerde tutuyor. Hazinenin eski (düşük faizli) borçlarının vadesi dolup yerine yeni borçlanmalar yapıldıkça, bütçeden ödenen faiz yükü katlanarak artıyor. Temmuz ayındaki olağan dışı sıçrama, Hazinenin iç ve dış borç ödeme takvimindeki yoğun kupon ödemelerinin bu aya denk gelmesi kaynaklı. Bazı aylarda faiz ödemelerinin pik yapması bütçe dengesini o ay özelinde sarsabiliyor. Döviz cinsinden ihraç edilen dış borçların anapara ve faiz ödemeleri, döviz kurundaki hareketlenmelerle birlikte TL bazında bütçeye çok daha yüksek bir maliyetle yansıyor.
Vergi tahsilatı iç taleple birlikte yavaşladı
Ekonomi yönetiminin iç talebi soğutma stratejisi vergi gelirlerine yansımaya başladı. Temmuzda bütçe giderlerindeki hızlı artışa karşılık, bütçe gelirlerinin ana gövdesini oluşturan vergi tahsilatı yüzde 30 artışla 1 trilyon 234,8 milyar lira oldu. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 47,9 artışla 432 milyar TL olan Gelir Vergisi’nin 356,9 milyarını ücret/ maaş ödemeleri, mevduat faizleri, işyeri kiraları, serbest meslek ödemeleri üzerinden kaynakta kesilerek doğrudan devlet adına vergi dairesine yatırılan gelir vergisi tevkifatı oluşturdu. Tahsilat, doğrudan nitelikteki diğer vergilerden Kurumlar Vergisinde sadece 3,6 milyar lira ile geçen yılın aynı ayındakinin yüzde 69,8 altında kaldı. Motorlu taşıtlar ve diğer kalemler toplamında mülkiyetten alınan vergilerdeki tahsilat yüzde 25,7 artışla 44,6 milyar lira oldu. Dolaylı vergilerden dahilde alınan KDV’de tahsilat yüzde 46,2 artışla 183,4 milyar, ithalde alınan KDV ise sadece yüzde 16,4 artarak 192,6 milyar lira olurken, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ise yüzde 5,1 gibi düşük bir artışla 190,7 milyar TL’de kaldı. Tüketime dayalı dolaylı vergilerdeki yavaşlama, iç talepte yaşanan durgunluğun ve ekonomik soğumanın net sinyali.
Vergi artışı neden hız kesti?
Temmuz ayında harcamalar yaklaşık yüzde 60 artarken, vergi artışının yüzde 30’da kalması makroekonomik görünüm hakkında şu sinyalleri veriyor: Türkiye’de vergi gelirlerinin çok büyük bir kısmı KDV ve ÖTV gibi tüketime dayalı dolaylı vergilerden. Vergi gelirlerinin bu denli yavaşlaması, tüketicilerin harcamalarını kıstığını ve iç talebin soğuduğunu gösteriyor. Bu durum enflasyonu düşürmek için istense de ekonomik büyümede sert bir yavaşlama riskini beraberinde getiriyor.
Yüksek borçlanma maliyetleri ve azalan iç talep, şirketlerin cirolarını ve karlılıklarını baskılıyor. Bu durum hem Kurumlar Vergisi matrahını düşürüyor hem de şirketlerin vergi borçlarını yapılandırma veya erteleme eğilimini artırarak fiili vergi tahsilatını zorlaştırıyor. Vergi gelirlerindeki yavaşlama ekonomik aktivitenin yavaşladığına işaret ederken, bütçe açığının büyümesi ve kamu harcamalarının yüksek seyretmesi enflasyonist baskıyı canlı tutuyor. Bu durum, ekonominin hem büyümediği hem de yüksek enflasyonun sürdüğü stagflasyon riskini besliyor.