Meslek lisesi: Dün bir slogan, bugün bir zorunluluk

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Bir dönem Koç Holding tarafından or­taya atılan “Meslek lisesi memleket meselesi” sloganı, ilk duyulduğunda bir­çok kişi için bir sosyal sorumluluk kam­panyasının parçası gibi algılanmıştı. Oy­sa aradan geçen yıllar, bu cümlenin bir sloganın ötesinde, Türkiye’nin ekono­mik geleceğine dair ne kadar önemli bir uyarı niteliği taşıdığını gösterdi. Bugün gelinen noktada bu ifade, artık bir tercih değil, bir zorunluluğun özeti.

Türkiye uzun yıllardır aynı ikilemin için­de sıkışmış durumda: Bir yanda üniver­site mezunu işsizler ordusu, diğer yanda nitelikli ara eleman bulamakta zorlanan sanayi. Bu çelişki, bir şeylerin sorgulan­masını gerektiriyor. Çünkü mesele yal­nızca diplomaların sayısı değil, o diplo­maların üretimle, teknolojiyle ve gerçek hayatla kurduğu bağın gücüdür.

Sanayiciyle konuştuğunuzda benzer bir tabloyla karşılaşırsınız. Makine var, si­pariş var, pazar var ama o makineyi kul­lanacak, o üretimi sürdürecek yetişmiş insan sayısı giderek azalıyor. Bu boşluk, zamanla üretim kapasitesini sınırlayan görünmez bir duvara dönüşüyor. Ekono­mik büyümenin önündeki en kritik en­gellerden biri de tam olarak burada orta­ya çıkıyor.

Algı en büyük engel

Meslek liseleri tam da bu noktada dev­reye giriyor. Çünkü bu okullar, teorik bil­giyi pratiğe dönüştüren, eğitimi üretimle buluşturan bir köprü görevi görüyor. An­cak uzun yıllar boyunca bu okulların al­gısı ikinci sınıf eğitim kurumları şeklin­de oluştu. Bu algı, belki de meslek lisele­rinin önündeki en büyük engeldi. Oysa dünya bambaşka bir yöne doğru ilerliyor.

Almanya’nın “dual sistem” modeli, Gü­ney Kore’nin teknik eğitim hamleleri ya da Çin’in üretim odaklı eğitim reformla­rı incelendiğinde, ortak bir gerçek ortaya çıkıyor: Sanayileşmiş ülkelerin tamamı, mesleki eğitimi sistemlerinin merkezi­ne yerleştirmiş durumda. Çünkü üretim, yalnızca sermaye ve teknolojiyle değil, aynı zamanda nitelikli insan kaynağıyla mümkün.

Bugün yapay zeka, robotik ve otomas­yon konuşuyoruz. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var: Bu sistem­leri kuracak, işletecek ve sürdürecek olanlar yine insan. Üstelik bu insanlar yalnızca mühendislerden oluşmuyor. Ara kademe teknik uzmanlar, teknisyen­ler ve uygulayıcılar, bu yeni ekonomik düzenin omurgasını oluşturuyor.

Türkiye’nin genç nüfusu, doğru yön­lendirildiğinde büyük bir avantaj olabi­lir. Her genci üniversite mezunu yapmak, onu iş sahibi yapmıyor. Aksine, beklenti­ler ile gerçekler arasındaki makasın açıl­masına neden oluyor. Bu da hem birey­sel hayal kırıklıklarını hem de toplumsal maliyetleri artırıyor.

Yeniden konumlandırılmalı

Meslek liselerinin yeniden konumlan­dırılması bu nedenle kritik. Bu okulların yalnızca sayısını artırmak değil, niteliği­ni yükseltmek gerekiyor. Sanayi ile en­tegre olmuş, güncel teknolojilere uyum sağlayan, öğrencisini doğrudan üretimin içine sokan bir modelden söz ediyorum. Staj değil, gerçek iş deneyimi sunan; ders değil, proje üreten bir eğitim yaklaşımı.

Ayrıca meslek liselerinin cazibesini artırmak da en az yapısal reformlar ka­dar önemli. Toplumda bu algısının yeni­den tanımlanması gerekiyor. Çünkü iyi okul, yalnızca üniversiteye öğrenci yer­leştiren değil; hayata hazır birey yetişti­ren okuldur.

Geleceğin ekonomisi daha karmaşık ama aynı zamanda daha net bir mesaj veriyor: Üreten kazanacak. Bu üretimin sürdürülebilir olması ise nitelikli iş gü­cüne bağlı. İşte bu noktada meslek lisele­ri, bir eğitim tercihi olmaktan çıkıp stra­tejik bir zorunluluk haline geliyor.

Yıllar önce söylenen o cümle, bugün daha yüksek sesle yankılanıyor:

Meslek lisesi gerçekten de çok önemli bir memleket meselesi.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.079,97 0,00 %
Dolar 47,0411 0,01 %
Euro 54,0895 0,31 %
Euro/Dolar 1,1472 0,06 %
Altın (GR) 6.148,04 -0,15 %
Altın (ONS) 4.045,33 -0,38 %
Brent 84,3015 -0,49 %