Milei’nin dersi: Dış destekle ayakta kalan ekonomiler uzun koşuda nefessiz kalır

Buenos Aires’te bir sonbahar akşamı...Arjantin Devlet Baş­kanı Javier Milei, sahneye uzun deri ceketiyle çıkıyor ve binlerce kişinin önünde rock şarkıları söy­lüyor. Bu gösteri, sadece bir kon­ser değil; umutsuzluğa dönüşen ekonomik tabloya moral pompa­lama çabası. Washington’dan ge­len destek vaatleri değer kaybe­den peso’yu bir süre tutsa da ülke yeniden belirsizliğin girdabında. Milei’nin hikâyesi, aslında gelişmekte olan ekonomilerin jeopolitik ve tarife savaşları altında nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarının bir göstergesi.

Geçtiğimiz hafta ABD Hazine Baka­nı Scott Bessent, Arjantin Maliye Baka­nı Luis Caputo ile Washington’da dört gün süren yoğun görüşmeleri tamam­ladı. Görüşme sonrası yapılan açıklama dikkat çekiciydi: “Arjantin akut bir liki­dite krizi yaşıyor, ancak yalnızca Ame­rika Birleşik Devletleri hızlı hareket edebilir. Ve biz harekete geçiyoruz.” Bu cümleyle birlikte ABD Hazine Bakanlı­ğı doğrudan Arjantin pesosu satın aldı ve 20 milyar dolarlık bir swap çerçevesi açıkladı. Bu adım, klasik IMF hattının ötesinde, Washington’un doğrudan do­lar likiditesi sağladığı yeni bir finansal doktrinin habercisi niteliğinde.

'Model müttefik' algısı

Bu hamle, sadece Arjantin ekonomi­sini istikrara kavuşturmak değil, aynı zamanda Trump yönetiminin “Ameri­ca First” doktriniyle uyumlu biçimde, ABD’ye ekonomik olarak yakın duran hükümetleri ödüllendirme mesajıydı. Milei’nin mali disiplini ve serbest pi­yasa reformları, Washington nezdin­de “model müttefik” algısı yaratıyor. ABD bu kez sermayeyi sadece faiz için değil, politik uyum için de yönlendiriyor.

Arjantin’in hikâyesi Türkiye açısın­dan da önemli bir laboratuvar işlevi gö­rüyor. Çünkü benzer bir kırılganlık, son iki seneyi aşkın süredir yürütülen de­zenflasyonist ekonomi politikaların­da da gözleniyor. Son aylarda düşüş hı­zının yavaşlaması ve hatta 16 ay sonra takvim etkisine rağmen yıllık enflas­yonun yeniden yükselmesi piyasalarda huzursuzluk yarattı. Beklenen kaynak girişleri, marttan bu yana yaşanan siya­si belirsizliklere rağmen, arada sert çı­kışlar yaşansa da sıcak paranın yüksek faiz iklimine teveccühüyle sınırlı da ol­sa devam ediyor.

S&P Global’in not değerlendirmesi 17 Ekim'de

Yani Türkiye’nin kapısında da benzer bir tablo belirebilir: Yüksek dış borç ödemeleri, siyasi gelişmele­re paralel rezerv baskısı ve sıcak para akımlarına bağımlı bir büyüme modeli. ABD’nin Milei’ye verdiği desteğin özü şu: “Mali disiplin ve Batı uyumu devam ettiği sürece dolar likiditesi sağlanır.”

Türkiye bu denklemde hâlen avan­tajlı; çünkü hem jeopolitik konumu, hem NATO içindeki stratejik ağırlı­ğı, hem de son dönemde Hamas-İsrail gerginliğinde üstlendiği rol nedeniyle Washington için Arjantin’den çok da­ha yüksek öneme sahip.

Yine de Milei örneği şunu hatır­latıyor: dış destek kısa vadeli likidi­te sağlar ama kalıcı istikrarı getirmez. Türkiye, enflasyonla mücadelede ras­yonel adımlar atarken kamu disiplini­ni ve yapısal reformlara daha çok önem vermezse, kısa vadeli sermaye girişle­ri uzun vadede kırılganlık yaratabilir. ABD, tıpkı Arjantin’de olduğu gibi, “ma­li tutarlılık” ve “şeffaflık” kriterlerini yakından izliyor. Swap hatları, yatırım görüşmeleri veya kredi notu artışları bu algıya bağlı olarak şekilleniyor.

Sonuçta 17 Ekim tarihinde S&P Glo­bal’in ülke not değerlendirmesi olacak. Bu noktada olası bir görünüm değişikli­ğini, ABD-Türkiye ilişkilerinde son dö­nemde yaşanan gelişmelere bağlamak yanlış olmayacaktır.

Olası bir ABD-Türkiye finansal ya­kınlaşması üç senaryoda okunabilir:

1 Finansal ortaklık modeli: Türkiye reform temposunu korursa Washin­gton doğrudan swap veya yatırım ga­rantileriyle destek verebilir.

2 Koşullu dolar desteği: ABD likidi­te sağlayabilir ama enerji, savunma ve ticaret politikalarında daha fazla ko­ordinasyon bekler.

3 Finansal gerilim: Türkiye’nin söy­lemi Batı’dan uzaklaştıkça; ABD fon­ları temkinli davranır ve risk primi artar.

Scott Bessent’in “sadece biz hız­lı hareket edebiliriz” cümlesi, dola­rın yeniden bir jeopolitik araç olarak kullanıldığını gösteriyor. Washing­ton artık dost ülkeleri finansal olarak ödüllendiriyor, mesafeli duranlara ise piyasa kanalıyla mesaj veriyor. Bu stratejinin ilk durağı Arjantin; ikinci durağı, eğer doğru hamleler yapılırsa, Türkiye olabilir.

Sonuçta Milei’nin sahneye çıkıp rock söylemesi bir metafor: Popü­lizm kısa vadede alkış getirir ama eko­nomide sürdürülebilirlik sessizlik ister. Türkiye’nin önündeki dönemde ABD ile ilişkiler sadece faiz veya swap hatlarıy­la değil, güven inşasıyla şekillenecek. Arjantin’in dersi ortada: Dış destekle ayakta kalan ekonomiler uzun koşuda nefessiz kalır. Türkiye’nin avantajı hâlâ nefes alabilecek bir reform iradesine sahip olmasıdır. Şimdi o nefesi piyasa güvenine dönüştürme zamanı.

Yazara Ait Diğer Yazılar