20 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Milliyetçilik jeopolitiğe karşı

Doğu Akdeniz’de aylar süren huzursuz bir bekleyişten sonra, Türkiye ve Yunanistan nihayet aralarında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarının belirlemesinin de yer aldığı anlaşmazlıkları müzakere etmek üzere masaya oturmayı kabul etmiş görünüyorlar. Ancak bu tür müzakereler ve sonunda varılan anlaşmalarda sadece uluslararası değil, ülkelerin dahili siyasetini ilgilendiren mülahazalara da yer verilmesi zorunluluğu var. Acaba Türk hükümeti uluslararası alanda iş birliğinin gerekleri ile kendi kamuoyunun bekleyişleri arasında nasıl bir denge kurabilir?

Şu anda müzakereler hangi aşamada?

Görünüşe göre, bir yanda Almanya’nın diğer yandan NATO’nun ısrarlı çabaları sonucu müzakereler başlıyor. Ancak, bilindiği gibi, şu anda yürütülecek olan istikşafı görüşmelerdir. Bu aşamada hangi konuların müzakere edileceği, tarafların neler istedikleri, bir uzlaşma zemininin olup olmadığı gibi hususlar belirlenecektir.

İşin ilginç tarafı Ege Denizi’ndeki sorunlar ile ilgili istikşafi görüşmeler daha 2004’te bir hayli ilerlemiş ve sonuca yaklaşılmışken sonlandırılmıştı. Dolayısıyla görüşmelerin sıfırdan başlayacağı gibi bir durumla karşı karşıya değiliz. O görüşmelerde birçok konu üzerinde anlaşmaya varılmıştı. MEB konusu bir yana bırakılacak olursa, mevcut sorunların nasıl aşılabileceğine ilişkin birçok konuda mutabakat sağlanmıştı.

Müzakerelerin başlaması kararı iki ülkede de bazı yerel yangınlara yol açmış gibi. Örneğin, muhalefet hükümeti zayıf davranmakla suçluyor. Muhalefetin bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söze, her iki ülkede de hükümetlerin muhalefet tarafından ağır eleştiriye tabi tutulduklarını not ederek başlayalım. Muhalefetler iktidarın ülkelerinin yüksek çıkarlarını yeterince koruyamadığını ileri sürüyorlar.

Türkiye’de Oruç Reis arama gemisinin “olağan bakım” için limana dönmesi muhalefet tarafından gemiyi alandan çekmek için mazeret üretmek olarak değerlendirildi. Aslında muhalefet böyle bir eleştiri yapmaktan uzak durabilirdi çünkü eğer müzakerelere yönelecekseniz, her iki taraf da bazı jestler yapmak mecburiyetindedir. Buna karşılık, Türk hükümeti de kendisini ulusal çıkarların taviz vermez bekçisi ilan ederek muhalefetin olumsuz değerlendirmelerine zemin hazırlamıştır. İktidarın sert bir çizgi izlemesi durumunda muhalefetin de benzer bir yol izlemesine şaşmamak gerekir. Yine de muhalefetin kendisine “Ben iktidarda olsam ve böyle bir durumla karşılaşsam ne yapardım?” sorusunu sorması isabetli olurdu.

Bu sıkça karşılaşılan bir durum. İç politikada hüküm süren güçlü milliyetçi ortam, uzlaşma gerektiren uluslararası ortamla çelişkili bir durum yaratıyor. Bu iki zıt eğilim nasıl dengelenecek?

Bunu başarabilmek şüphesiz güçlü siyasi beceriler gerektiriyor. Gözetilmesi faydalı bir kural, bir pozisyon alırken, icabında o pozisyondan nasıl çıkabileceğinizi de tasarlamaktır. Türk hükümeti Yunanistan’la görüşmeye hazır olduğunu belirterek, aslında önceden ifade ettiği sert tutumundan geriye dönüş yaptı.

Müzakereler başlarken, eğer AB’ye üyelik süreci daha başarılı bir şekilde ilerlemiş olsaydı, Türkiye daha iyi bir durumda olur muydu?

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi AB üyesi oldukları sürece, diğer üyeler bu iki ülkenin beklentilerine karşı daha duyarlı olacaklardır. Yine de, bu durumda, bütün baskılara rağmen diğer üyelerin AB’nin bir örgüt olarak Türkiye’ye karşı harekete geçmesine yanaşmamalarını takdirle karşılamak gerekiyor. Tabii ki, eğer Türkiye AB’ye üyelik yönünde daha fazla mesafe kat etmiş olsaydı, bazı üyeleri zaten çoğu inandırıcı bulunabilecek Türk tezleri yönünde ikna etmek daha kolay olabilirdi.

İç politika açısından baktığınız zaman, Türk hükümeti milliyetçi tutumlar ile müzakereler sırasında bazı özverilerde bulunma gereğini nasıl bağdaştıracak?

Görüşmelerin başlangıcında tarafların maksimalist pozisyonlar ifade etmeleri anlaşılabilir bir davranıştır. Ancak bu pozisyonların bütünüyle gerçekleşemeyeceğinin bilincinde olmak gerekir. Eğer taraflar maksimalist tutumlarında ısrar edecek olurlarsa, müzakere ve uzlaşma zemini zaten ortadan kalkar. Sorun, bir yandan maksimalist pozisyonunuzu dile getirirken, diğer yandan da halkı barışçıl çözüme varmak için, milli çıkarları gözetmeye devam etmekle beraber, bazı ödünler verilmesi gerekeceği konusunda ikna edebilmektir. Bunu yapmak için vurgulanacak husus her iki taraf için de yıkıcı olacak bir savaşı önlemenin önemini vurgulamaktır. Varacağınız uzlaşmanın dengeli olduğu, ulusal çıkarları koruduğu ve bir savaş felaketini önlediği konularında kamuoyunuzu ikna etmek zorundasınız.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap