Milyonlarca dolar cirosu olan şirketlerimizi kime emanet ediyoruz?
İnsanoğlunun son elli yıl içinde başardığı en muhteşem olaylardan biri, hiç şüphe yok ki uzaya çıkmayı başarabilmiş olmasıdır. Evcil hayvanlar ile başlayan uzay yolculuğu, çok ciddi testler ve denemelerden başarı ile geçen astronotlar sayesinde hedefine ulaşmıştır. Bu gün dünya yörüngesi etrafında dönen uydu istasyonlarında aylarca yaşayan astronotlar var. Birçok tehlikenin olduğu, yerçekimsiz ortamda, daracık bir alan içinde, sürekli dikkat gerektiren işler yapan bu kişiler nasıl seçilir? Hiç düşündünüz mü?
Astronot seçim kriter listesi oldukça uzun; uçuş deneyimi, fizik ve astronomi bilgisi, temel matematik… Bütün bunlar tam olduğu halde, olmazsa olmaz şeylerde var; Astronotların, biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak sağlıklı olması en temel şartlardır.
Astronot yöneticiler…
Astronotlar milyonlarca dolarlık aletleri kullanırlar. Bazı genel müdürlerde milyonlarca dolarlık şirketleri yönetirler. İşletme sahiplerinin gözünde, milyonlarca dolar cirosu olan şirketlerini emanet ettiği yöneticilerin, astronotlardan farkı olmasa gerek diye düşünüyorum. Genel müdüre bağlı olarak çalışan, finans, operasyon, üretim… müdürleri de benzer şekilde değerlendirilmelidir. İşe alım sürecinde kılı kırk yararak seçilen bu kişiler, hangi kriterlere göre tercih edilirler? Bu kriterler içinde ''biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak sağlıklı olmak '' var mıdır? Var ise bu parametreler nasıl ölçülür? Projenin tam ortasında kalp krizi geçiren, yüksek tansiyon atağı olan veya şeker komasına giren bir finans müdürünün operasyona verebileceği zarar önceden hesaplanmışı mıdır? Böyle bir durumun yaşanmaması için hangi önlemler alınmıştır? Şirketin işyeri hekimi kronik hastalığı olan personel için düzenli kontroller yapıyor mu? Genel sağlık bilgileri hakkında düzenli eğitimler veriyor mu? Şirketin insan kaynakları bölümü çalışanların sosyal yaşamı için projeler gerçekleştiriyor mu?
Bütün bu uğraşlar gerekli mi? Bir başka deyişle, dikkate alınmasını gerektirecek kadar büyük bir risk var mı?
Rakamların söyledikleri…
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nce hazırlanan "Kronik Hastalıklar Raporu"na göre, Türkiye'de yaklaşık 20 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi altında yaşıyor ve kronik hastaların sayısında artış gözleniyor. Kronik hastalıkların başında kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı geliyor. Kronik hastalıkların en önemli nedeni ise sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, stres ve hareketsiz yaşam.
Türkiye'de yaklaşık 15 milyon kişinin yüksek tansiyon, 4 milyon kişinin de şeker hastası olduğu belirtilerek, yaklaşık 3 milyon KOAH ve 2 milyon koroner kalp hastasının yaşadığı ifade ediliyor. Raporda, kalp damar hastalıklarının dünyada her yıl yaklaşık 17 milyon kişinin, ülkemizde de 130 bin vatandaşın hayatını kaybetmesine yol açtığına vurgu yapılıyor. Türkiye'de yüksek tansiyon hastalığının 18 yaş üzeri görülme oranı yüzde 31.4'e ulaştığına dikkat çekiliyor. Tedavi edilmeyen yüksek tansiyonun, kalp krizi veya felç geçirme riskini artırdığı, kalp ve böbrek yetersizliği ile ölümlere yol açtığı kaydediliyor.
Sağlık Bakanlığı'nca hazırlanan "Kronik Hastalıklar Raporu"nda, şeker hastalığının yaşadığımız yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri olduğu ve dünya nüfusunun yüzde 2.5'ini olumsuz etkilediği vurgulanarak, "Ülkemizde, aileleriyle birlikte 12 milyon vatandaşımız diyabet hastalığından etkileniyor.'' Türkiye'de 'önemli bir halk sağlığı sorunu' olarak varlığını sürdüren diyabet, birçok hastalığa da zemin hazırlıyor.
Bu konuya dikkatimi çeken ve yaratıcı düşünceleri ile yol gösteren Fazıl Oral' a teşekkür ederim.