Mizahın kullanımı

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

İyi bankacı nasıl olmalıdır?

Bir Amerikan bankasının başkanı işe yeni alınmış yönetici adaylarına (MT-Management Trainee) hoş geldin konuşması yapıyormuş. Bankacılık mesleğinin önemini, inceliklerini anlatmış, deneyimlerini paylaşmış. Konuşmanın sonunda da “İyi bir bankacı şişman, kel ve hemoroitli olmalıdır” demiş. Nedenlerini de şöyle sıralamış: “Şişmanlık, zenginlik göstergesidir. Kellik, deneyimin göstergesidir. Hemoroit de birisinin yüzüne kaygı ifadesi (Look of concern) verir”

Yukardaki hikâye eski bir hikâyedir. Chicago’daki bir bankacı öğrencimden yıllar önce dinlemiştim. Bugünün dünyasında bazı göstergeler konusunda aynı fikirde olmasak da başkan, iyi bir bankacıda bulunması gereken nitelikleri çok özlü bir biçimde ortaya koymuş. Bankacılık para işidir. Eğer bankacı, mesleğinde iyi ise para kazanır, zengindir. Öte yandan gençler çoğu kez sabırsızdır. Mesleğe başlar başlamaz, “Ben artık piştim, oldum” kanısına kapılırlar. Kellik göstergesi ile onlara deneyimin önemli olduğunu hatırlatmış başkan. İyi bir bankacı müşterisinin dertlerine, isteklerine merhem arayan, onun dertleri ile kaygılanan kişidir. Bunu da başkan en güzel biçimde, hemoroit sorunu olan birisinin yüz ifadesi ile anlatmış. Başkanda bu üç nitelik de var mıydı, bilmiyoruz. Ancak başkanda bulunan güzel bir niteliği bu anlatımdan çıkarabiliriz. O da mizah duygusudur. Mizah duygusu, iş dünyasında başarı için kişilerde bulunması gereken önemli bir özelliktir.

Mizah malzemeleri

Bir romancının bir deyişi idi, aklımda kalmış: Müzeyi gezmek güzel de müzelik olmak kötü. Aynı mantıkla, yöneticinin mizah duygusu olması güzel de mizah malzemesi olması kötüdür. Ama ülkemizde yöneticiler bazen davranışları veya söylemleri ile kara mizah malzemesi yaratırlar veya kendileri olurlar. Bazen bunu bilmeyerek yaratırlar, bazen de bilerek. Mizahı, dikkati dağıtmak, ilgiyi başka tarafa çekmek için kullanırlar.

Mizah anlayışı aşırı gelişmiş bir kabinemiz var. Örneğin, geçenlerde milyonlarca öğrencinin uzaktan eğitim için yönlendirildiği “Eğitim Bilişim Ağı” (EBA) sistemi çöktü. Sisteme girmek isteyen öğretmenler ve öğrenciler 'Çok kalabalık' uyarısıyla karşılaştı. Bu işten sorumlu Milli Eğitim Bakanı kalktı, "Bu bizim için aslında olumlu bir haber. Talepte sıçrama oluştu” dedi. Başka bir örnek de Hazine ve Maliye’den Sorumlu Bakan’dan. Ekonomik durumumuz belli. Devletin büyük alt-yapı projeleri, ulaşımdan sağlığa yap-işlet-devret modeli ile yaptırılıyor. Dolar ve Euro üstünden yapılan anlaşmalarla borçlanılıyor. İthalat, ihracattan hep fazla. Sonra Bakan, hem de Hazine ve Maliye’den Sorumlu Bakan, çıkıyor, “Kur benim için hiç önemli değil, hiç oraya bakmıyorum” diyor.

İçişleri Bakanı da mizah duygusu hayli gelişmiş birisi. Bakın ne oldu: Anayasa Mahkemesi, şehirlerarası yollarda gösteri yürüyüşünü yasaklayan kanunu iptal etti. Bakan, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na, “Bisikletinle işe git gel bakalım. Özgürüz ya. Tamamen her şey güvenlik altında, hadi git. Niye polis koruması alıyorsun, niye eskortlarla geziyorsunuz” dedi. Hem de bunu, bu ülkede güvenlikten sorumlu bir bakan olarak söyledi.

Tarım ve hayvancılık konusu ise başlı başına bir destan. Mili değerler, milli politikalar diye diye milli tatlımız aşure bile millikten çıkmış. Tarımda kendi kendine yeten bir ülke iken, aşureye giren her malzemeyi bile ithal eder hale gelmişiz. Bırakan fasulyeyi, nohudu, üzümü; saman ithal eden bir ülke olmuşuz. Yemin pahalılığından yetiştirici ağlıyor, artan et fiyatlarından tüketici ağlıyor. Ama tarım ve hayvancılıktan sorumlu bakan kalkıp “Et fiyatları yüksek değil, ürünlere baktığımız zaman Avrupa seviyesinde altında kalmış durumda” diyor. Euro ile kazanan biri iseniz anlamlı bir cevap. Ancak bunun dışındakiler için cevap kara mizaha giriyor.

Ülkemizde bazı kurumlar da çok şakacı. Örneğin, Türkiye İstatistik Kurumu, halkın %30 üstündeki doğal gaz ve elektrik zamları ile bunaldığı, bu kış nasıl geçecek diye kara kara düşündüğü bir dönemde, yıllık enflasyonu %11.75 olarak açıkladı. Böylece TÜİK, şakacılığını bu ay da sürdürmüş oldu. Sağlık bakanlığı da ülkemizdeki şakacı ortama uydu. “Vaka ve hasta ayırımı” icadı ile COVID-19’a da şaka yaparak bulaşıcılığını hafifletmiş oldu. “Koronavirüs Bilim Kurulu” da açıklanan rakamlara aylarca sessiz kaldı. Biz de böylece kurulun ismindeki “bilim” sözcüğünün ifade içinde şakadan yer aldığını anlamış olduk.

Sonuç

Mizah, iletişimde kullanılan etkili bir araçtır. Ama bunun dozunu iyi ayarlamak gerekir. Hele sorumlu bir pozisyondaysanız veya bir kurumsanız mizahınız, görevinizin gereklerini hiçe sayacak, hafifletecek boyuta gelmemeli ve kendiniz mizah malzemesi olmamalısınız. Çünkü mizah, hafife alınamayacak kadar ciddi bir iştir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Perşembenin gelişi 18 Şubat 2021
Tutku ve başarı 14 Ocak 2021
Yönetimde şeffaflık 07 Ocak 2021
Utanma duygusunun mutasyonu 31 Aralık 2020