Mümkün imkansıza karşı

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Şimdi size bugüne dek hayatınızda “imkansız” diye çağırdığınız ne varsa “olası” saydığınız her şeyden daha mümkün desem…Sizin imkansızınızın birilerinin de mümkünü olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Hayatınız bir film şeridi gi­bi geçtiğinde gözlerinizin önünden, bu geçit töreni coşkulu mu olur, yoksa imkansız diye sapmadığınız yolların, sev­mediğiniz insanların, “Buna im­kânsız diyenin elbet bir bildiği vardır” diyerek tuttuğunuz yerde bıraktığınız hayallerin vebaliyle ezilir mi içiniz?

Belki yeniden doğmanıza, bir bebek açlığıyla hayata sarılmanıza sebep olurum “İmkânsız diye bir şey yok!” diyerek. Belki kederle ka­rışık pişmanlığa gömülür, beyhu­de geçen günlerin ahlarıyla mecal­siz kalır, “Ne kadar çok şey kaybet­mişim, daha da kazanamam…” der, bırakırsınız oyunu. Belki de aksi­ne yaşamaya bilenirsiniz, akıllıy­sanız.

Hepimiz aynı imkansızdan caydık, aynı mümkünü sevdik!

Kelimelerle öğreniyoruz yaşa­mayı. Bize öğretiyorlar: Bak, bu gördüğün, dört bacağı üzerinde yükselen tahta parçasının adı ‘ma­sa’; bak, bu her gün yeniden doğan, günü aydınlatan ‘güneş’; bak bu, doğru şıkkı işaretleyemeyen için bir adet ‘başarısız’; bu, işi kuralı­na göre yapmadığı için ‘yetenek­siz’; bak, bu ‘imkânsız’; bak, bu ‘gü­zel’; bak, bu ‘çirkin’, ah bak, işte bu da ‘mümkün’. Ne güzel bu ‘müm­kün’, ne kolay! Ne yumuşak kolla­rı; pamuktan, şefkat dolu, güven­li. Bir ömür uyunur onda. Mer­haba, ‘mümkün’, senden önce bir ‘imkânsız’ tanıdım; ne nemrut, ne soğuk biriydi o. Kendisini öğret­mişlerdi bana: ‘olma ihtimali bu­lunmayan, olanaksız şey’. Bir de­fa rastlaştık, korkarak uzaklaştım. Artık hep mümkün, varsa yoksa mümkün.

Oysa… Einstein konuşmaya dört, yazmaya yedi yaşında başla­dı. Öğretmenleri ve ailesi onun zi­hinsel engelli ve asosyal olduğunu düşündü. Okuldan atıldı, çok iste­diği bir okul tarafından reddedil­di. Edison, yeterince üretken ol­madığı için ilk iki işinden kovuldu. Steven Spielberg, Güney Kalifor­niya Üniversitesi Tiyatro, Sinema ve Televizyon Okulu tarafından üç kez reddedildi. Stephen King’in ilk eseri otuz kez reddedildi. Hen­ry Ford, Ford Motor Company’yi kurmadan önce beş kez battı ve pa­rasız kaldı. Walt Disney, kariyeri­nin başlarında editörü tarafından hayal gücünden yoksun olduğu ge­rekçesiyle kovuldu.

Ve… Ayşe, istemeyerek kazan­maya çalıştığı Fizik bölümünü üç kez sınava girse de kazanamadı… Ama çocukluğundan beri ilgilen­diği tiyatroya yönelince dünyaca ünlü bir oyuncu oldu. Mehmet, is­temediği bir sektörde üç kez işten kovuldu… Ama yılmadı, çok sev­diği gastronomi alanında eğitim aldı, şimdi restoran zincirleri var. Fatma’ya “Kansersin, hasta yata­ğından kalkamazsın, üç aylık öm­rün kalmış.” dediler… Ama Fatma hastalığını yendi, dünyayı geziyor.

Şu, layığıyla yerine getiriyoruz sandığımız yaşamak işini, başka­larının kelimeleri üzerinden yaşa­rız ve “Bu benim hayatım!” deriz, Bunlar benim kararlarım, bakın bu benim iradem ‘özgür’, tanıştı­rayım. Çok seversiniz. Zaten ya­bancısı değilsiniz, sizinkiyle aynı irade. Ne de olsa aynı öğretmenle­rin öğrencisiyiz. Hepimiz aynı im­kansızdan caydık, aynı mümkünü sevdik!

Sevdiniz mi, sevmek zorunda mı bırakıldınız? Sizin imkansızını­zın birilerinin de mümkünü olabi­leceğini hiç düşündünüz mü?

Yeniliklerden korkmayın!

Yenilikleri yönetin, yönetelim! Gelişmeleri yalnızca televizyon­dan izleyip, takip edip, satın almak yerine; onları üreten kişiler olabi­liriz. Bilmediğimizden korkuyor­sak eğer, öğrenelim! Gelecek, kor­kunç değil; teknoloji, düşman de­ğil. Yeter ki öğrenelim, üretelim, teknolojiyi yönetelim. Yenilikçi bireyler yetiştirmek, yenilikçi bir vizyonu eğitim kurumlarına en­tegre etmek imkansız değil.

Ge­leceğin dünyasına katkıda bulu­nabilecek olan geleceğin insanı­nı yaratmak, geleceğin eğitimini verebilmekten geçiyor. Geleceğin eğitimini vermezsek eğer, eğiti­min bir geleceği olmayacak. Her zaman yeniliklerden, gelişme­lerden korkan; teknolojiye, düş­man gibi davranan bir toplum ola­rak kalmaktan kurtulamayacağız. “5.0” modelini anlamak ve hayatı­mızın bir parçası haline getirmek, daha sonra da geliştirmek işte bu yüzden önemli.

Geleceği görmeye çalışmaz, ge­leceğin sorunlarını çözme ama­cında olmaz, geçmişe takılıp ka­lırsak; asla ilerleyemeyeceğiz ve ilerleyebilenlerin hep ardında ka­lacağız.

Değişim kaçınılmaz!

Öncelikle bunu kabul etmemiz gerekiyor, teknoloji hayatımızın içinde ve sürekli gelişim içinde. İs­ter özel sektörde, ister bireysel ha­yatımızda, yapay zekâ gibi insan­sız ve akıllı teknolojiler; insanlık gelişiminin doğal ve kaçınılmaz bir gerçeği.

Devletler açısından baktığımız­da, insansız teknolojiler ulusal gü­venlik meselelerine dönüşmüş durumda. Kimin algoritmalarının daha keskin, kimin bilişim kapasi­tesi daha güçlü, kimin erişimi da­ha yaygınsa; gücü o elinde tutacak! Siber güç, fiziksel güçten çok daha önemli bir hale gelecek.

Bu değişime katılabilmek ve da­ha da önemlisi bu değişimin ön­cüsü olabilmek için, “Toplum 5.0” kavramının ve bu kavramın teme­linde bulunan sürdürülebilirlik, kapsayıcılık, verimlilik ve şeffaf­lık gibi değerlerin iyi anlaşılması ve yaşamımıza dâhil edilmesi ge­rekli.

Uluslararası işbirliği dikkate alınmalı, “Toplum 5.0”a dönüşüm­de yalnız değiliz ve olmamalıyız. Dışarıdan hem öğrenecek hem de onlara öğretecek yapıya evirilme­liyiz. Kapalı bir toplumda, tekno­lojik evrim mümkün olamaz. Bu, dışarıyı takip etmek demek veya onların izinden gitmek demek de­ğildir. Öncü olmak asıl amaç ve ön­cü olabilmek için de, dışarıya açıl­mak gerekiyor ki kime öncülük edebileceğini öğrenebilesin.

“Sapiens” ve “Homo Deus” gibi kitapların yazarı ünlü akademis­yen Yuval Harari’nin de dediği gi­bi, bambaşka bir türe, daha akıl­lı ve insan tarafından tasarlanmış bir türe dönüşecek bildiğimiz ho­mosapiens. Her ürünün bir üst modelini buluyoruz, bir telefon çı­kıyor derken hop yenisi piyasaya sürülüyor. Öyleyse, insanın bir üst sürümü neden olmasın?

İnsan 5.0; teknolojiyi doğru şe­kilde kullanacak, yönetecek ve toplum odaklı insansız teknoloji­lerle birlikte var olabilecek insan modelini tanımlıyor. Bu modelde, insanlar; külfetli günlük işlerden bağımsız hale gelmiş, çok fazla va­kit alan ve keyifsiz olan işlerden kurtulmuş oluyorlar, zamanlarını daha efektif kullanabiliyorlar, sev­dikleri şeylere ve kişisel gelişime daha çok zaman ayırabiliyorlar, toplumun ana odağında bulunu­yorlar, üründen ziyade, değer ya­ratıcı konumuna geliyorlar, daha keyifli, güvenli ve eşit yaşam im­kânlarına sahip olabiliyorlar.

Evet, bildiğimiz anlamda homo sapiens; teknolojiyle entegre ol­muş akıllı bir türe dönüşüyor ola­bilir. Bazılarımız buna olumsuz da bakabilir ama söylesenize, ho­mo sapiens öncesi tür için hangi­miz, keşke o günlerde kalsaymı­şız, daha iyiymiş dedik ki? Aksine, homo sapiens olmakla övünüyo­ruz, öncesini ilkel buluyoruz, ca­hil, çirkin… Bu durumda, 200 yıl sonra evirileceğimiz tür de homo sapiens için bunları söylemeyecek mi?

Karanlıkta, ışık bulmak mecbu­riyetindeyiz. Bu ışık da bilgiden geçiyor, öğrenmekten, üretmek­ten ve belki de o çok korkulan ro­botlaşma sürecine dâhil olamaya­cak olan duygulara ve akla hitap eden sanattan. Bugünün serveti bilgi! Bilim ve teknolojiyi kavra­yan, güce ve geleceğe sahip olacak.

Bireyler ve toplumlar gerek­li yetkinlikleri oluşturmalı ve bu yetkinliklerle neler yapabilece­ği öğrenmeli! Makine öğrenme­si (machine learning), yapay si­nir ağları, derin öğrenme ve ben­zeri disiplinler bu süreçte çok çok önemli olacak. Bunlardan uzak durmak yerine, bunları öğrenme­li ve geliştirebilecek konumda ola­bilmeliyiz. Hatta zorundayız!

Bu alanda çalışacak kişilerin olabildiğince berrak zihinleri ol­masında, konuya isteyerek odak­lanmaları ve bu yöntemlerin te­mel mantığını anlamaları çok kri­tik.

Demode kalan zihinlerin, ken­dini değiştirmeyen mesleklerin, değişim sürecinde yok olması ka­çınılamaz. Yani teknolojiden kor­kanlar, süreç içerisinde elenecek; bireysel veya toplumsal düzeyde durum aynı.

Deneyin! Doğruyu bulmanın yo­lu, hata yapmaktan geçer!

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.079,97 -0,09 %
Dolar 47,0306 0,00 %
Euro 53,8334 0,23 %
Euro/Dolar 1,1438 0,15 %
Altın (GR) 6.156,98 0,71 %
Altın (ONS) 4.031,76 -0,53 %
Brent 84,9225 0,39 %