NATO zirvesi ve dönüşüm
NATO zirvesi yaklaştıkça her zaman olduğu gibi örgütün varlık sebebi, gerekliliği, sürdürülebilirliği, işlevselliği vs. gibi konular kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Yalnızca ülkemizde değil, ABD de dahil dünyanın her yerinde özellikle halk nezdinde NATO’nun sempatizanları kadar, sayıca daha az olmakla beraber karşıtları da var. ABD’de karşıtlığın sebebi çoğunlukla “Amerikan vatandaşlarının vergisiyle başka ülkelerin korunması”. Avrupa’da ise negatif duygu, Amerikalıların NATO üzerinden ürettikleri güvenlik bağımlılığı sayesinde üye ülkeler üzerinde askeri bir hegemonya kurmuş olması, dünyaya bakışı güvenlikleştirmesi ve kutuplaştırarak militarizme geçit vermesi gibi nedenlerle şekilleniyor.
Türkiye’ye gelince, kamuoyu ilginç bir ikilem içerisinde. Bir yandan NATO’yu hiç sevmiyor, ama bir yandan da içinde kalmanın gerekliliğine inanıyor. Metropoll’ün 2026 araştırması, katılımcıların %61’inin, örgütü Türkiye’nin güvenliği açısından gerekli gördüğünü bulgularken, PEW’un algı araştırması ise Türkiye’nin dünyada NATO hakkında en olumsuz görüşe sahip ülkelerin ilk sıralarında geldiğini gösteriyor. Kısaca NATO stratejik aklımızla kucakladığımız ama duygusal benliğimizle dışladığımız bir yapı. NATO üyeliğimizin gerekliliği de büyük ölçüde onun bizi dış tehlikelere karşı koruyacağı beklentisinden değil, dışarda olmanın yaratabileceği risklerden, yani NATO’nun kendisine karşı korunma arzusundan kaynaklanıyor. Masada olmazsak menüde olabiliriz düşüncesi bizi masanın baş köşesinde stabil kılıyor: Doğrusu da bu!
Tehdit algısı dönüşürken
Uluslararası ilişkiler literatüründe neorealizm ekolünün önemli isimlerinden Stephen Walt. yaklaşık 40 yıl önce yayınlanan “İttifakların Kökeni” adlı eserinde, klasik realistlerin “güç dengesi” kavramını “tehdit dengesi” olarak tanımlamıştı. Ona göre devletler güçlenen bir devlete karşı değil, yükselen bir tehdide karşı ittifak kurarlar. Bu nedenle güçlü olsa da barışçı ve coğrafi olarak uzak olan bir devlet yerine, yakın ama daha saldırgan bir aktöre göre karşı ittifak kurmak daha mantıklı bir seçimdir. Tehdidi belirleyen unsurlar ise toplam güç, coğrafi yakınlık, saldırganlık niyeti ve saldırı kapasitesidir. Bu bakış açısıyla bir terör örgütü, ya da İran gibi orta büyüklükte bir güç NATO tipi bir ittifak için gerekli meşruiyeti sağlar.
Devletlerin ittifakları ortak dostluklar değil, ortak tehdit algısından hareketle kurduklarını söyleyen Walt’a göre, ittifakların bağlayıcı harcı değerlerden önce kolektif korkulardır. Gerçekten de dünya tarihinde çok sık örneklerini gördüğümüz üzere, yakınlaşmakta olan tehditler birbirine değerler açısından hiç benzemeyen, hatta birbirleri ile çatışma potansiyeli olan devletleri birbirleri ile yakınlaştırma potansiyeline sahiptir. Temel varsayım bir savaşın çıkması halinde, birlikte savaşılacak başkalarının olmasının gerekliliğidir. Peki bugün NATO aynı işleve sahip bir ittifak mıdır? Hakikaten bir savaş girilse birlikte savaşma arzuları var mıdır? Birinin tehdidi hepsine tehdit midir? İttifakın harcı sağlam mıdır?
Ankara Zirvesi’nin gündemine bakıldığında Rusya-Ukrayna savaşı, İran ile ABD-İsrail savaşı, savunma bütçeleri gibi gündemler daha önde görünse bile başka başlıkların da ele alınması bekleniyor. Tehdit algısı artık yalnızca klasik ordular ve onların teknolojik kapasitelerinden doğmuyor. NATO genel sekreteri Rutte’nin ifadesiyle “savunma endüstri kompleksi”, kritik mineraller, kritik veri, tedarik zincirleri, uzay, yapay zeka, siber güvenlik ve endüstriyel dayanıklılığın sürdürülmesi gibi konular da masa da.
Yeni dönemin tehdit algısı koca bir şehrin elektrik sistemini felce uğratabilecek bir siber saldırıyı da, denizaltı kablolarına yapılabilecek bir sabotajı da, kritik madenlerin ticaretini engelleyebilecek bir kısıtlamayı da, uydu sistemlerini devre dışı bırakabilecek bir atağı da dikkate almak zorunda. Saldırı alanının sınırlı bir cepheden çok katmanlı ve geniş bir satha yayılması, saldırma kapasitesine sahip aktörlerin çeşitliliği, kırılganlıkların olağanüstü artmış olması gibi faktörler artık bir “kriz yönetim ittifakını” da zorunlu hale getiriyor. Konu askeri olmanın çok ötesine taşmış durumda.
Ankara zirvesinin önemi
7-8 Temmuz’da yapılacak zirve, ittifak açısından çok önemli bir kırılma noktası olarak tanımlanıyor. NATO’nun devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı ilk zirvesi olarak bilinen ve kurumsallaşma sürecini başlatan 1957 Paris buluşmasından bu yana, beklentilerin, hayal kırıklıklarının umut ve umutsuzlukların bu denli netleştiği bir toplantı olmamıştı diyebiliriz. Ancak NATO kendi içerisinde evrilen ve krizlerini yeni açılımlarla ileriye doğru şekillenme fırsatı olarak kullanan bir örgüt.
Nitekim Soğuk Savaş sonrası gerçekleştirilen ve kolektif savunmanın yanına yeni misyonlar ilave edilen 1991 Roma zirvesi dönüşüme verilen ilk tepkiydi. Bu zirvede “Stratejik Kavram” doktrini kabul edilirken “savunma odaklı bir ittifaktan geniş kapsamlı bir güvenlik örgütüne dönüşümün yolu açılmıştı. 1997’deki Madrid zirvesi ise eski Varşova paktı üyelerinin NATO’ya alınması ve Doğu Avrupa’nın Batı ittifakına entegrasyon sürecini başlatmıştı. NATO’nun 50. yıl kutlamalarının yapıldığı Washington zirvesi ise “alan dışı müdahale” kavramını gündeme sokarak bölge dışı krizlere müdahalelerle etki alanının genişletilmesini sağlayacaktı.
Ancak NATO’nun dünyayı güvenliğe alma konusundaki özgüveni 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgali ile son buldu. “Rusya’nın arenaya dönüşü, savunma konseptinin de örgüte dönüşü” demekti. 2022 Madrid zirvesi, Rus tehdidinin yanına Çin’in eklenmesiyle yepyeni bir rotanın kurulmakta olduğunu gösteriyordu. İttifak için en büyük ve doğrudan tehdit Rusya olsa da Çin, en ciddi sistemik meydan okuma olarak tanımlanıyordu.
Ankara Zirvesi güvenlik ekosistemindeki bu dönüşüm sürecinin yıkıcı teknolojik kapasite ile kırılganlaşması sürecine verilecek bir cevap niteliğinde. Örgüt yalnızca ortak düşman veya tehdide değil, ortak kırılganlıklara karşı da pozisyon almak durumunda. İttifakın temel motivasyonu askeri güvenlikten teknolojik, ekonomik, bilişsel ve endüstriyel ekosistemi ayakta tutmaya çalışan ağın kurulmasına doğru kayıyor. Yeni bir NATO kuruluyor.