NATO’nun ardından

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Bu yazı bir diplo­masi ve ulusla­rarası askeri güven­lik yazısı değildir. Ama NATO da eko­nomik bir örgüt de­ğildi. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yı­kılmasından bu yana dünyada birçok şey değişti. Ülkelerin güvenlik algısı ve tehdit algı­ları da sürekli değişti. Bu de­ğişime bağlı olarak NATO gi­bi uluslararası askeri güven­lik kurumları da değişmek zorunda kaldı.

Temmuz ayının başında NATO önemli bir toplantı­sını Ankara’da yaptı. Ülke içinde toplantı için ülkemize gelecek liderlerin güvenliği­ni sağlamaya yönelik olarak alınan güvenlik tedbirleri kamuoyunda ciddi tartışma­lara neden oldu. Daha önce hiçbir uluslararası toplan­tıda alınmamış düzeyde gü­venlik tedbirleri Ankaralıla­rın yaşamlarını zorlaştırdı. Hatta bu yaşananlar NATO toplantısının içeriğinin çok önüne geçti.

Anlaşılan iktidar bu top­lantının ülkemizde yapılma­sına ciddi bir önem atfetmiş. Kanımca yüzümüzün akıy­la da çıktık bu toplantıdan. Keşke öncesinde yaşananlar olmasaydı…

Soğuk savaş ve NATO

NATO bir Soğuk Savaş ku­rumu olarak SSCB’nin Av­rupa’ya yayılmasının önüne set çekmek için kurulmuş askeri bir ittifaktı. Özellik­le çok uzun süre Avrupa’nın II. Dünya Savaşından son­ra savaşın yaralarını sara­bilmeleri ve ardından kal­kınabilmeleri için savun­ma harcamalarına ciddi pay ayırmadan kendi savunma­larının maliyetini ABD’nin üzerine yüklemenin bir yo­lu olarak hizmet etti. Hatta üye olduktan sonra ittifakın güvenlik ihtiyaçlarını kar­şılamak için NATO Türki­ye’deki altyapı eksiklerinin giderilmesi için de Türki­ye’ye teknik ve askeri birçok yardım yaptı. Özellikle ülke­mizdeki radyolink altyapı­sının inşasından NATO’nun katkısı büyüktür.

Aslında ABD’nin bizzat kendisi de o dönemlerde bu harcamaları yapmaktan pek şikâyetçi olmadı. Bir taraf­tan kendi güveliğini tehdit eden ülkelere karşı bir itti­fak oluştururken, diğer yan­dan kendi savunma sanayi­sinin gelişmesine ve savun­maya yaptığı harcamalarla ekonomisinde sermaye bi­rikimine önemli katkılar­da bulundu. Bu yollar dün­yadaki en gelişmiş savunma sanayilerinden birine sahip olurken, teknolojik bakım­dan da dünyaya liderlik ede­bilme olanağı buldu. Dahası savunma sanayi ihracatı ile ABD ekonomisi ciddi gelir­ler elde edebildi.

Ancak Soğuk Savaş’ın ar­dından 1990’lı yıllarda NA­TO’nun yeni fonksiyonunun ne olacağı konusunda cid­di kafa karışıklıkları ortaya çıktı. Dahası 1952 yılından beri NATO’nun en sadık ül­kesi olan ve ittifakın en uç “karakolu” olarak görülen Türkiye’ye yeni dönemde ih­tiyaç olmayacağı bile kamu­oyunda gündeme geldi. An­cak tüm 1990’lı yıllar boyun­da Soğuk Savaş’ın ardından Balkanlarda ortaya çıkan “mikro milliyetçilik” akı­mı Avrupa’nın güvenliğinin sağlanması bakımından it­tifaka yeni fonksiyonlar ka­zandırdı.

Ardından 9/11 olayı mey­dana geldi ve dünyada “ciha­dist terör” tüm dünyada ye­ni tehdit olarak görülmeye başlandı. Aslında bu dönem­de ABD gibi ülkelerin Avru­pa’nın ve ABD’nin güvenli­ğini tehdit eden gelişmelere karşı yaptıkları müdahaleler için Birleşmiş Milletlerle bir­likte NATO bir “meşruiyet” kaynağı olarak da hizmet etti.

Ancak Trump’ın ABD baş­kanı olduğu birinci dönem­den itibaren ABD NATO’ya eskisi kadar ihtiyaç duyma­maya başladı. Kendi özgün tehdit algısına göre oluştur­duğu yeni güvenlik örgütlen­mesinde Avrupa’daki tehdit­lerin eskisi kadar önemi kal­madı. Onun yerine dünyanın başka yerlerinde kendisi için tehdit teşkil edebilecek yerlere yönelmeye başladı. Bu durum Avrupalı devletle­rin güvenliği için bizzat ken­dilerinin harcama yapmala­rını gerekli kıldı.

Tüm bunların ardından Ukrayna ve Rusya arasında ortaya çıkan savaş ve bun­dan dolayı Avrupa’nın Rus­ya’yı tekrar bir tehdit olarak görmeye başlaması Avrupa­lıların savunma harcamala­rını artırmaya yöneltti. Ama çok daha önemlisi sa­vunma teknolojileri­nizdeki inanılmaz ge­lişme ve bu teknolo­jinin eskisine kıyasla ülkeler arasında ula­şılabilirliğinin eskisi­ne göre artması da da­ha önce tehdit olarak görülmeyen ülkelerin artık yeni tehdit ola­rak görülmesine yol açtı.

Zirve Türkiye için ciddi bir pazara dönüştü

Trump’ın ikinci kez baş­kan olmasından sonra, izle­diği politikaların uluslara­rası meşruiyeti konusunda eskisi kadar Birleşmiş Mil­letlere ve NATO gibi aske­ri ittifaklara gerek duyma­ması dünya için yeni bir dö­nüm noktası oldu. İsrail’in ABD desteğiyle Gazze’de yü­rüttüğü katliamlar, ardından ABD’nin İran’a saldırma­sı ile Trump Orta Doğu kay­naklı bir istikrarsızlığı tüm dünyanın önüne koydu. Da­ha istikrarsız bir dünya, is­ter istemez ülkelerin kendi güvenlikleri için daha çok harcama yapmalarına yol açtı. Bu durumdan da kendi savunma sanayisi olan ülke­lerin göreli olarak daha faz­la kazanç elde edebilecekleri bir ortam oluştu.

İşte en son Ankara’da ya­pılan NATO toplantısı bir­çok askeri konunun görü­şülüp kara bağlanmasının yanında gelişmiş savunma sanayisine sahip Türkiye ve ABD için ciddi bir pazar ye­rine dönüştü. Özellikle si­vil malların dünya pazarına üretiminde Çin tehditliyle baş edemeyen Avrupalı sa­nayiciler, savunma araçlar­da ve silahlarında NATO’ya özgü standartlar nedeniyle Çin ve Rus savunma silah­larının oluşturacağı reka­betten uzak bir şekilde tica­ret yapabilmektedirler.

Bu standartlara aykırı davranıl­ması halinde nelerle karşıla­şılabileceği ise Türkiye’nin S-400’leri Rusya’dan alma­sından sonra yaşanarak öğ­renildi. İşte savunma silah­larına yönelik koyduğu stan­dartların sağladığı koruma alanında artık NATO güçlü savunma sanayine sahip üye ülkeler için önemli bir Pazar oluşturmaya başladı.

Bir iktisatçı olarak be­nim için NATO’nun bugün­kü dünya koşullarında ye­ni fonksiyonlarından biri de budur. Bu da Türkiye gibi ülkelerin savunma sanayisi için önemli fırsatların kapı­sını açacak bir gelişmedir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.431,42 2,15 %
Dolar 47,9363 0,06 %
Euro 55,9265 0,85 %
Euro/Dolar 1,1657 0,71 %
Altın (GR) 6.799,32 0,91 %
Altın (ONS) 4.455,67 2,80 %
Brent 90,1650 0,00 %