Nazende Sevgilim’deki yıldızlar denizini hep hatırlayacağım
Limak Filarmoni Orkestrası’nın, Limak’ın 50’nci yılı kapsamında Bodrum Antik Tiyatro’da düzenlediği yaz konserinde, Tenor Murat Karahan ve Soprano Tamara Radjenovic ile birlikte sahne alan Orkestra Şefi Darko Butorac, konserdeki unutulmaz anlarını şöyle anlatıyor: “Murat’ın beni seyircilere doğru döndürüp, seyircilerin ‘Nazende Sevgilim’ şarkısı sırasında telefonlarını havaya kaldırarak, bir yıldızlar denizi oluşturduklarını gösterdiği anı sonsuza dek hatırlayacağım. Ne muhteşem bir manzaraydı! İşte Ege kıyılarından tüm dünyaya yaymak istediğimiz ruh budur.”
Limak Filarmoni Orkestrası ile deneyiminiz nasıldı? Orkestranın performansını, daha önce yönettiğiniz diğer konserlerle kıyasladığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Limak Filarmoni Orkestrası ile çalışmaktan büyük keyif aldım. Birinci sınıf bir topluluk ve müzisyenleri mükemmel. Büyük bir tutku ve coşkuyla çalıyorlar; bu da bu repertuar için biçilmiş kaftandı.

Hayatın en unutulmaz deneyimlerinden biri
Geleneksel konser salonlarına kıyasla, Bodrum Antik Tiyatrosu gibi 2000 yılı aşkın bir tarihe sahip bir antik tiyatroda orkestra yönetmek nasıldı?
Bodrum Antik Tiyatrosu’nda müzik yapmak, hayatımın en unutulmaz deneyimlerinden biri olarak sonsuza dek hafızamda kalacak. Binlerce yıldır sayısız sanatçı ve müzisyenin insanlara ilham verdiği bir yerde duruyorsunuz. Bu çok nadir bir şey; dünya çapında bununla kıyaslanabilecek sadece bir avuç yer var. Ayrıca seyirci de çok ilgiliydi – bir sanatçı olarak bu inanılmaz derecede ilham vericiydi.
Tenor Murat Karahan ve soprano Tamara Radjenovic ile sahneyi paylaştınız. Murat Karahan ile aranızdaki uyum nasıldı? Bu iki yıldızla bir konseri yönetmek nasıldı?
Murat Karahan olağanüstü bir şarkıcı; hikâyenin bütün samimi duygularını şarkılarına yansıtan bir sanatçı. Hemen iyi anlaştık; Murat sıcakkanlı ve iyi kalpli bir insan, bu yüzden birlikte müzik yapmak çok kolay ve doğal. Tamara ile daha önce birkaç kez çalışma şansına sahip oldum. O kesinlikle olağanüstü bir sanatçı; bu muhteşem seslerle konserin böylesine başarılı olması hiç de şaşırtıcı değil.
Karahan ve Radjenovic ile birlikte New York’taki Carnegie Hall ve Viyana’daki Wiener Konzerthaus’ta da birer konser vereceksiniz. Bu ikonik konser salonlarında sahne almadan önce Ege kıyılarında konser vermek üçünüzün uyumu açısından nasıl bir sinerji oluşturdu?
Benim için neşe ve pozitif enerji ruhu, müzik yapmamızın özüdür. Klasik operadan Hollywood şarkılarına, oradan da Türk şarkılarına kadar çeşitli tarzlarda kendimizi tamamen müziğin ruhuna adıyoruz. Ve bence seyirciler de bunu hissediyor ve çok ilham alıyor. Murat’ın beni seyircilere doğru döndürüp, seyircilerin “Nazende Sevgilim” şarkısı sırasında telefonlarını havaya kaldırarak tiyatroda bir yıldızlar denizi oluşturduklarını gösterdiği anı sonsuza dek hatırlayacağım. Ne muhteşem bir manzaraydı! İşte Ege kıyılarından tüm dünyaya yaymak istediğimiz ruh budur.
“Orkestra bir aile gibi”
Limak Filarmoni Orkestrası, senfonik müziği Türkiye genelinde daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaştırmaya çalışıyor. Bu orkestra ile çalışmak, Avrupa veya Amerika’daki topluluklarla yaptığınız çalışmalara kıyasla sizi ne açıdan farklı kılıyor?
Bence bu, günümüz dünyasında son derece önemli bir misyon. Senfonik müzik ve opera müziği aslında herkes içindir ve bunu Bodrum’daki seyircilerimizle paylaşırken küçük de olsa bir rol üstlenmiş olmaktan büyük gurur duyuyorum. Bence Limak Filarmoni Orkestrası’nın üç önemli özelliği var: Birincisi, müzisyenlerin sahneye taşıdığı inanılmaz enerji ve coşku. Bu coşku bulaşıcı; Zeki Müren’in “Yaralı Gönül” veya Bizet’in “Carmen” Uvertürünü seslendirirken yaşadığımız bazı anlar aklıma geliyor; orkestradaki sanatçıların yaklaşımlarında ve icralarında o kadar büyük bir şevk vardı ki anlatamam.
İkincisi, bu orkestra adeta bir aile gibi. Bir şef, orkestrayla birlikte çalışıp çalışamayacağını, bir işbirliği kültürünün olup olmadığını hemen hissedebilir. Bu orkestrada ortada büyük bir neşe var ve konser hazırlıkları çok kolay geçiyor. Çok az stres var ve her şey akıcı bir şekilde ilerliyor. Müzisyenlerin birbirlerini sevip saygı duyduğu bu ortam, gerçekten de harika bir çalışma ortamıdır.
Son olarak, ve kesinlikle en az diğerleri kadar önemli olan bir nokta da, herşeyin büyük bir özenle ele alındığı bir organizasyon olması. Bu ölçekte bir konser düzenlemek çok emek gerektirir ve bunun gerçekleşmesine katkıda bulunan herkese derinden minnettarım.

“Türkiye’nin mühendis kızları” ilham verici misyon
Bu konserin bilet gelirleri, Limak’ın “Türkiye’nin Mühendis Kızları” sosyal sorumluluk projesine doğrudan destek sağlıyor. Bu bilinçle bir konseri yönetmek, sahnedeki orkestranın motivasyonunu nasıl etkiliyor?
Bence bu harika bir şey – Limak Filarmoni’yi bu kadar eşsiz kılan da budur – bu konserlerin her biri insanların hayatlarını değiştiriyor. Hayattaki en önemli şeyin, enerjimizi toplumumuzu iyileştirmek için kullanmak olduğuna inanıyorum. “Türkiye’nin Mühendis Kızları” projesi de işte böyle ilham verici bir misyon. Bize güçlü bir amaç veriyor ve çalışmalarımızın Türkiye’de bu kadar önemli bir etki yaratabilmesinden onur duyuyorum.
Seyirci ile orkestra arasındaki uyum nasıldı? Konser sırasında Türk seyircinin tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şarkıda seyircinin enerjisini gerçekten hissedebiliyorsunuz. Bu tür bir ortam, çalıştığınızı unutturuyor. Artık bu bir iş değil, müziğin ruhunu paylaşmak. Müzisyenler yaratıyor, seyirci karşılık veriyor ve bu, tabiri caizse, duyguların oluşturduğu güzel bir girdap haline geliyor. Türkiye’de insanlar çok tutkulu; siz de buna karşılık elinizden gelenin en iyisini yapmaktan kendinizi alamıyorsunuz.
“Bodrum eşsiz bir yer”
Sahne dışında, bu ziyaretiniz sırasında Bodrum’un atmosferi sizde nasıl bir izlenim bıraktı?
Bodrum’u çok sevdim, gerçekten eşsiz bir yer. Elbette, Akdeniz’in en eski limanlarından biri; pek çok kültürün kesiştiği ve her birinin kendine özgü bir unsur kattığı bir yer. Bir de şehrin konumu var tabii! Bodrum’daki manzaralar kesinlikle nefes kesici; her saat başı kara ve denizin üzerinde farklı tonlar ve renkler ortaya çıkıyor. Bu, bir anlamda ne kadar küçük olduğumuzu ve insanlığın çok daha güzel ve görkemli bir hikayesinin parçası olduğumuzu hatırlatıyor.