Ne kadar döviz kredisi o kadar yatırım (ya da tersi)!

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası dunya@dunya.com

Şirketler yatırım yapacakları zaman kaynağa ihtiyaç duyar. Bunu ya kendi imkanlarıyla yaratırlar ya da dışarıdan taze kaynak bulurlar. Taze kaynak da iki yolla bulunabilir. Biri borç bulma, diğeri ortak bulma. Son dönemde giderek artan halka arzlar ikincisine örnek. Yapılan halka arzlardan elde edilen paraların yatırım amaçlı mı, mevcut borcu kapatmak amaçlı mı yoksa sadece sermayenin el değiştirmesi amacıyla mı yapıldığına dikkat etmek gerekir. Yani her halka arz yeni yatırımların finanse edilmesi için olmayabilir. Diğer taraftan borç bulmak için de iki temel yol vardır, ya kredi alacaksınız ya da tahvil-bono ihraç edeceksiniz. Ortak bulmanın maliyeti; mevcutta şirkete sahip olan ortakların ileride oluşacak karlardan daha düşük paylar almarıyken; borç bulmanın maliyeti de ödenecek faizlerdir. Burada bir diğer önemli husus hangi para birimi cinsinden borçlandığınızdır. Eğer Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirketseniz, gelirleriniz ağırlıklı TL cinsindense kredi maliyeti sadece faiz değil, aynı zamanda kur artışından kaynaklı oluşacak kur zararı da olabilir.

Peki şirketler neden TL yerine yabancı para cinsinden kredi kullanıyorlar. Birincisi; TL kredi faizleri çok yüksek. TL’nin dolar karşısındaki değer kaybının TL faizinden daha düşük olacağını varsayıyorlar. İkincisi de; özellikle uzun vadeli yatırımların ve projelerin finanse edilmesinde TL cinsinden kredi bulmak zor. Kredi verecek olan yerli ya da yabancı kreditörler, oynaklığı bu kadar yüksek bir para olan TL cinsinden kredi vermek istemiyorlar. Dolayısıyla özel sektörün uzun vadeli yatırımlarını artırdığı dönemlerde yabancı para cinsinden kredi hacminin de artmasını bekleyebiliriz. Bu krediler Türkiye’deki bankalardan ya da direkt yurt dışından temin edilebilir.

Dış borcumuzun müsebbibi devlet

Bu hafta içinde Türkiye’nin dış borç rakamları açıklandı. 2020 sonu itibariyle toplam dış borcumuz 450 milyar dolar. Bunun %57’si özel sektöre, kalanıysa kamu ve merkez bankasına ait. Özel sektörün ağırlığı 2018 başında %70’ken, kısa bir süre içinde ciddi bir düşüş göstermiş. Bu azalmanın sebebi hem kamunun dış borcunun mutlak olarak artması, hem de özel sektörün dış borcunun mutlak olarak azalmasıdır. Özel sektör içinde de hem finansal kuruluşların hem de finansal olmayan kuruluşların toplam dış borçlarında bir azalma var. Biz yazımızın konusu gereği reel sektörün yabancı para cinsinden kredilerine bakalım.

Reel sektör keyfinden yabancı para kredi kullanmıyor!

Türkiye’deki şirketlerin yurt içindeki bankalardan temin ettiği yabancı para kredileri BDDK’nın her hafta yayımladığı haftalık bültenden alabiliriz. Bu bültendeki “ticari ve diğer kredilerin” YP kısmını alıyorum. Merkez Bankası’nın sitesinden de “Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Uzun Vadeli Krediler” başlığı altından yurt dışından temin edilen kredileri alabiliriz. Ayrıca yabancı para kredilerle yatırım harcamalarını ilişkilendirmemiz için “Gayrisafi sabit sermaye oluşumu” rakamına ihtiyacımız olacak. Her ne kadar TÜİK sitesinde zincirlenmiş hacim endeksi rakamlarında bu veriye kamu ve özel sektör yatırımlarının konsolide hali olarak ulaşsak da trend görmek açısından ilgili verinin kullanılmasında bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan ulaştığımız verilere göre özel sektörün toplam sabit sermaye yatırımları içindeki payı %85 ve yıllar içinde bu oranda ciddi bir değişiklik gözlemlemiyoruz.

Aşağıdaki grafikte özel sektörün yurt dışından sağladığı kredilerle yatırım harcamaları arasında yakın bir ilişki olduğunu görebiliriz. Daha büyük resimde benzer bir ilişkinin Türkiye’nin GSYH artışıyla da kurulabileceğini söyleyebiliriz. 2016 başı itibariyle 89 milyar dolar olan yurt dışından kullanılan kredilerin seviyesi aradaki yıllar itibariyle yükselse de 2021 başında yine 93 milyar düzeyine düşmüştür. Bunun yanında yatırım harcamalarındaki değişim de 2020 yılı hariç benzer bir seyir izlemiştir. 2020 yılı hariç olması bize geçen yılla ilgili önemli bir ipucu veriyor. Salgın yılında kamu bankaları başta olmak üzere bankaların düşük faizle kredi kullandırma eğilimleri şirketleri TL kredi kullanıp yatırım yapmaya yönlendirmiştir. Bu sebeple YP krediler azalmasına ragmen yatırımlar artmıştır. Bu da bize Türkiye’de özel sektörün fırsat penceresi gördüğünde onu hemen kullanma konusunda ne kadar mahir olduğunu gösteriyor. Tabii ki bu düşük faizli krediler her ne kadar yatırımı artırmış olsa da buna karşılık birçok makro ekonomik dengeyi de bozdu. Bunun sonuçlarını halihazırda yaşamaya devam ediyoruz.

Diğer taraftan yukarıdaki grafikteki seyre benzer bir seyri de yurt içindeki bankalardan kullanılan yabancı para(YP) kredilerde görüyoruz. Aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi 2016 başında yükselen YP krediler 15 Temmuz darbe girişimiyle bir miktar durulmuş fakat 2017’deki yüksek büyümeye paralel büyük bir artış göstermiştir. 2018 yazında kadar süren bu artış, bu tarihten sonra yerini azalmaya bırakmıştır. Zaten bu tarihten sonra Türkiye ekonomisinde pek de olumlu sonuçlar vermeyen yeni bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz. 2018 yazının da Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiğimiz, Rahip Brunson krizi yaşadığımız yaz olduğunu hatırlatmakta fayda var.

İşler açılırsa sorunlar hortlar

Sonuç itibariyle Türkiye ekonomisinin büyümesinin, yatırımlardaki artışın YP kredilerle yakından ilişkili olduğu yukarıdaki grafiklerde açıkça görülüyor. Buradan şu sonuca da rahatlıkla varabiliriz; son yıllarda özel sektörün yabancı para açık pozisyonunun azalması aslında sandığımız gibi şirketlerimizin risk yönetimini öğrenmiş olmalarından kaynaklanmıyor olabilir. Buna karşılık şirketlerimiz yatırım yapma konusunda istekli olmadıkları için YP krediye de ihtiyaç duymuyorlar diyebiliriz. Yüksek ekonomik büyüme sağladığımızda yine kadim problemlerimiz olan özel sektörün döviz açık pozisyonu, cari açık gibi konuların tekrar hortlayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar