Neden TÜSİAD?

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Sivil toplum kuruluşları (STK) ülkelerin yönetiminde çoğu zaman yönlendirici olmaları ile kritik bir yere sahiptirler. Elbette her STK, bu amaçla kurulmamıştır. Önemli bir kısmı sosyal sorumluluk amaçlı olmasına rağmen, bir kısmı da ülke yönetimine ışık tutan iş dünyasında yer alan insanlardan meydana gelir.

Genel anlamda STK’lar, belirli bir amacı gerçekleştirmeyi, desteklemek veya daha ileri bir seviyeye taşımayı amaçlarlar ve sürdürülebilirlikleri de buna bağlıdır. Sosyal refah ve seviyeyi iyileştirmeyi hedeflerken, kâr amacı gütmüyor olmaları da en önemli özellikleridir. Devletin resmi kurumlarından bağımsız olarak çalışan, sosyal, kültürel, çevresel ve benzeri amaçları kapsamında, halkın bir araya gelerek gönüllülük esasıyla çalıştıkları, “Birlikten Güç Doğar” ilkesiyle kurulan ve hayatlarına bu ilkeyle devam eden, yasal olarak devlet tarafından kaydedilen ve denetlenen topluluklar olarak da tanımlamak da mümkün. Sivil toplum kuruluşlarının en önemli özelliklerinden ilki hükümetlerden, kamu kurumlarından ve siyasi partilerden bağımsız olarak çalışabilmeleri, ikincisi tamamen toplumsal düzen ve sosyal refah için çalışmaları dolayısıyla kâr amacı gütmemeleridir.

Türkiye’de iş dünyasını temsil eden pek çok önemli STK bulunmakta. Ancak bunlardan en köklü olanı, şüphesiz TÜSİAD’dır. Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği, bugün tam 51 yaşında. TÜSİAD, üyelerinin yapısı itibarıyla kamu dışı milli gelirin %50’sini, dış ticaretin (enerji hariç) %85’ini temsil etmekte. Türkiye’deki kayıtlı toplam istihdamın yine %50’sini temsil ederken, ülkemizde ödenen Kurumlar Vergisi’nin ise %80’i yine TÜSİAD üyelerinin temsil ettikleri şirketler tarafından ödenmekte. Yani uzun sözün kısası, Türkiye ekonomisi içerisinde yer alan iş dünyasının çok önemli bir yüzdesini temsil eden patron veya yöneticilerden oluşan bir STK olması sebebiyle çok stratejik ve önemli bir yere sahip. Bu durum gösteriyor ki TÜSİAD, ülkeyi yönetenlerin çok fazla “kulak vermesi” demeyeceğim, çünkü bunu yeterli görmüyorum, omuz omuza ve iç içe çalışması gereken bir yapı. Mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde özellikle Bakanların iş insanlarından oluşması politikası ile yola çıkıldığını bildiğimiz bir noktada; böylesine hazır bir yapının varlığını devleti yönetenlerin çok iyi kullanmaları ve neredeyse her stratejik konuda görüşüne başvurması ve bir tür danışman gibi yararlanılması gerekir düşüncesindeyim. Bunun için şeffaf ve bu fikre açık olmanın yanı sıra, her türlü eleştiri ve öneriye de hazırlıklı olmak ve bunu olumlu değerlendirmek gerekiyor.

Salı günü yapılan seçimde 51. dönemde TÜSİAD Başkanlığı’nı yürüten Simone Kaslowski, görevi TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan’a devretti. Orhan bey, benim de yakından tanıdığım ve beğeni ile takip ettiğim başarılı bir iş insanı. Kendisini görevi alır almaz tebrik ettim ve mutluluğumu dile getirdim. Başkanın hayli zor bir dönemde bu görevi aldığını ve kendisini de zor bir sürecin beklediğini belirtmeliyim. Belki de tarihte yaşayacağımız en son seçimlerden birisine hazırlanan Türkiye’nin böylesine önemli bir STK’sının başında yer almak bu dönemde her zamankine göre daha kritik olacaktır. Yapılacak her yorum, söylenecek her söz adeta altın değerinde. Zira TÜSİAD’ın en önemli özelliklerinden bir tanesi de, olaylara ve devletin kararlarına son derece objektif ve gerçekçi yaklaşıyor, yalnızca ülke menfaatini gözetiyor olması. Hepimizdeki imajının bu olması da beklentileri elbette yükseltiyor.

Yeni başkan, göreve geldikten sonra yaptığı ilk konuşmada; “Gün geçtikçe daha net görüyoruz ki hem ülkemizde hem de dünyada yerleşmiş olan merkez ve çevreye dayalı düşünce ve eylem sistemi bu manzarayı anlamlandırmak için artık yeterli değil. Ufkumuzu bu yeni manzarayı anlamlandıracak ve değerlendirecek şekilde genişletmeli, tazelemeliyiz. Doğu ile Batı, İstanbul ile Anadolu, siyaset ile toplum, ekonomik büyüme ile refah arasında kaynaşma ve bütünleşme görmeliyiz” derken, TÜSİAD ile ülkeyi yönetenler arasındaki açılan mesafenin de kapanması gerektiğine işaret etmiş olabilir ki bunu zaman gösterecek.

Neden TÜSİAD ve yalnızca TÜSİAD mı, sorusu akla gelebilir. Cevap elbette değil, iş dünyasını temsil eden pek çok önemli STK’mız olduğunu söylemek mümkün. MÜSİAD’da, ASKON’da, TÜRKONFED’te, başkanlığını yürüttüğüm dış ticarete yön verme amaçlı kurulmuş DIŞYÖNDER’de, iş dünyası ile devlet otoriteleri arasında köprü oluşturma ve yol gösterici olma özellikleri ile son derece önemliler. Devlet organları, özel sektöre ve iş dünyasına hizmet etmek için var ve bu STK’lar, doğrudan sahayı ve iş yaşantısını temsil ediyorlar. Bana göre TÜSİAD, tüm bunların içerisinde özgül ağırlık olarak en kritik değer ve öneme sahip olanı. İşte o sebepledir ki, ülkemizde bir TÜSİAD gerçeği vardır ve yok sayılamaz. Ve devletimizin de TÜSİAD’la aynen yeni başkanın da söylediği gibi bir an önce bütünleşmesi bu zor günlerde ülke yararına olacaktır. Rekabeti kendi içimizde değil, dünya ile yaptığımız, egolarımızı bir yana bıraktığımız ve devlet özel sektör işbirliklerini doğru ve tarafsız STK’lar ile yürüttüğümüz takdirde refah seviyesi çok daha yüksek günleri yakalar hale gelmiş olacağız. 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Buyrun BDDK’dan yakın 01 Temmuz 2022
Enerjide kriz var 03 Haziran 2022
Ey halkım, arz ederim 20 Mayıs 2022