Neoliberalizmin sefaleti

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Aydın Öncel - Yönetim Danışmanı

Liberal doktrin; aydınlanma çağı boyunca, bireylerin yönetenler tarafından ihlal edilmemesi gereken doğal bir yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakkına sahip olduğunu savunan John Locke (1632-1704) tarafından kaleme alınan, “İnsan Zihni Üzerine Bir Deneme” adlı eserin İngiltere, Hollanda, Fransa, Amerika gibi ülkelerde yayınlanmasıyla taraftar edinerek can bulmuştur. Batıdaki birçok filozof ve ekonomist tarafından benimsendiği için liberalizm, kendi başına politik bir hareket haline gelmeye başlamıştır. 1789 Fransız Devrimi eşitlik, insan hakları, demokrasi, inanç özgürlüğü gibi liberalizmin temel ilkelerinden etkilenerek gerçekleşmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise sanayi devrimi ile şekillenen yeni ekonomik, sosyal koşullar ve sosyalist öğretiler karşısında liberalizm, kendisini yeniden tanımlama gereği duymaya başlamıştır…

Sömürünün küreselleşmesi

20. yüzyılın ortalarında, ekonomiyi devlet işlerinden ayırarak, piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan bir düşünce akımı olan neo-liberalizm doğdu. 1944 tarihinde New Hampshire’daki küçük bir bölge olan ve anlaşmaya adını veren Bretton Woods’ta yapılan Birleşmiş Milletler Para ve Finans Kongresi sonrasında İkinci Dünya Savaşı’nda çöken uluslararası para sistemlerinin yeniden şekillendirilmesi amaçlanmıştı. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (WB) gibi aslında ideoloji ve siyaset temelli kuruluşlar da bu dönemde kurulmuştu. Yani neo-liberalizm, siyasi liberalizmden farklı olarak, 20. yüzyılda büyümeye başlayan ekonomik liberalizme bağlı, 19. yüzyıl ideallerinin canlanmasından başka bir şey değildi. Tamamen 1970'lerden beri küreselleşmiş olan aktif bir liberalizmi ve kapitalizmi ifade etmekteydi…

Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkması ve savaşın yıkıcı etkileriyle sarsılan

Avrupa’nın devletçi politikalara ihtiyaç duyması, sosyalist ideolojiyi neo-liberal politikalar karşısında 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizlerine kadar güçlü kılmıştı. Krizler, şiddetini arttıran neo-liberal saldırıların ve sermayenin önünü açtı. 1980'lerde İngiltere ve ABD’de bu politikalar dikkat çekmeye başlamıştı. 1990’lı yılların hemen başında, sistemin önündeki en büyük engel olan Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu’nun dağılmasıyla sosyal devlet anlayışının yerini, sermayeye daha çok kar getirecek, emeğin sömürüsüne dayalı sistemin alması gecikmedi…

Sistemde sona doğru

Yeni sistemle, insanı ve emeği tamamen dışlayan, sadece ekonomik verimliliğe odaklı, sıcak paranın ülkeler arasında hızlı ve kolay hareket etmesinin yolu açıldı. Kamu varlıklarının, kişi veya kurumların yeterliliklerine bakılmaksızın özelleştirilmesi dayatılarak, yabancı sermayenin enerji, bankacılık, telekomünikasyon, güvenlik, ulaştırma gibi sektörlere ve çok önemli doğal kaynaklara sahip olmalarına, bunları kontrol etmelerine izin verildi. İşçilerin sendikalaşma hakları kısıtlanarak, işten çıkarmalarla işsizlik oranları tarihte görülmemiş seviyelere çıkarıldı. Tarım arazileri yok edilerek ithalat rejimine geçildi, ülkeler, olası krizlerde gıda ve beslenme sorunlarıyla, kıtlık riskiyle karşı karşıya bırakıldı. Bu politikalarla kemer sıkma ve özelleştirme programları uygulanarak sermaye piyasaları kural dışı hale getirildi, fiyat kontrolleri kaldırılarak serbest ticaretin önü açıldı ve hükümetlerin ekonomi üzerindeki etkilerinin azaltılmasıyla üreten, emekçi sınıf sermayenin insafına terkedildi!

Özgürlük ve özgürlüğün önemine dayanan politik bir ideoloji yerine, serbest piyasalara büyük destek veren, eşitliği teşvik etmek yerine, zenginliğin, mülkiyetin ve doğal kaynakların eşit olmayan dağılımını savunan, demokratik süreci ve refah devletini geliştirmek yerine tüm bunları reddeden sistem, yaşanan her krizde sona bir adım daha yaklaştı…

Neo-liberal politikalarla, ulusların kaderlerini tayin etme hakları ellerinden alındı. Tek hedefi ekonomik verimlilik olan sistem, ülkeleri yoksullaştıran küreselleşmeyi teşvik ederek, anti demokratik, sömürüye dayalı, sosyal adaletsizliklere yol açan uygulamaları nedeniyle aslında uzunca bir zaman önce iflas etti.

Dünya, yaşamakta olduğumuz covid-19 salgınıyla, ekonomi olmadan insanın olmayacağını değil, insan olmadan ekonominin olmayacağını bir kez daha gördü. Yenilenen model, insanlığa verdiği zararları artık gizleyemez oldu ve bu defa çöküşüyle birlikte sefaletini de gözler önüne serdi!

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
2020’nin ardından 28 Kasım 2020