Nereye gidiyoruz?

Gündüz FINDIKÇIOĞLU
Gündüz FINDIKÇIOĞLU GLOKAL BAKIŞ debrovian@gmail.com

Rezervlerin satılması ve kurun 8,5’e dayanmasıyla alarm düğmesine basıldı ve para politikası tersine döndü. Merkez Bankası şu anda eldeki tek savunma hattı. Doğru adımlar atıldı ve yavaş yavaş rezerv biriktirmeye başlamak ve dünyadaki risk iştahından bir ölçüde yararlanmak mümkün olabildi. Bu şekilde devam edilirse, küresel finansal iklim de lehte olursa, belki bu seneyi tamirat senesi olarak kayda geçeriz.

Ancak zorunlu şart olan kur stabilitesi yeterli şartı oluşturmuyor. Her şeyden önce ortada aşı sorunu var ve bu sorun çok yönlü. “Hangi aşı” veya “ne zaman gelecek” meselelerinin ötesinde, yani bu konular tartışılırken, mutant virüsle birlikte “üçüncü dalga” olasılığı artmaya başladı. Dünya Sağlık Örgütü mevcut aşıların mutant virüse karşı ne kadar etkili olacağı konusunda kuşkulu görünüyor. İşin iki boyutu var: Pandeminin küresel ölçekte daha da büyük dalga yaratması ve sağlık sistemlerinin zorlanması, bir. İki, bir dalga daha gelirse kapanmalar uzun sürecek, ifl aslar artacak, işsizlik yeniden yükselecek ve devletler tarafından hem hane halklarına hem şirketlere verilmesi gereken doğrudan gelir desteği ihtiyacı büyüyecek.

Biden yönetimi konunun ciddiyetini anladığı için Hazine’ye Yellen geldi. Mesele sadece Powell’ın “işsizlik aslında yüzde 10” ve “görünürde parasal sıkılaştırma yok” anlamındaki sözleri ve Fed bilançosunun 7,5 trilyon dolara çıkması değil. Kamu maliyesi tarafındaki paket de büyük. ABD her yönden salgının devam etmesine, hatta mutant virüsün bulaşma hızı ve öldürücülüğünün arttığı doğruysa, daha da kötüsüne hazırlanıyor. Biden hem bozulan sosyal dokuyu tamir etmek amacı hem salgında zencilerin ve fakir beyazların – ve diğer dışarıda kalmışların- üç katına varan oranda kayıp vermesinin eşitsizliği gözler önüne sermesine karşı sessiz kalamamak yüzünden kesenin ağzını açtı. Sağlık, ekonominin zaten salgın öncesi de dinamiğini yitirmiş olmasına salgın etkisinin eklenmesi ve ABD’nin kutuplaşmış olmasına iklim kaygısını da katarak “dörtlü strateji” tanımlıyorlar.

Risk iştahının yüksek kalmasından olumlu etkilenecek ülkeler için Fed’in sıfır faiz ve devasa bilançoyla devam etmesi bir fırsat penceresi açabilir. Ancak finansal piyasalardaki düzensizlik ve olası “köpük” durumları yüzünden tam bir netlik olduğunu söyleyemeyiz. “Üçüncü dalga” gelirse önümüzdeki iki ay içinde küresel risklerin hızla artması olasılığı yüksek. ABD ve AB ile sorunları yakıcı olmaktan çıkarmak, yani tam çözülmeleri söz konusu olmadığına göre pazarlıkla yatışmalarını ve ertelenmelerini sağlamak gibi bir gündem de var.

Fed bilançosu Lehman öncesi USD 870 milyar iken şimdi USD 7,42 trilyona çıkmış durumda. Bilanço 9 Mart 2020’de USD 4,31 trilyon idi. Sadece Fed de değil; ECB de öyle BoJ da öyle. 2007 öncesi dönem –hatta 1977-2007 arası 40 sene- öyle bir yıkıma yol açtı ki ancak büyük ölçekte kamu harcama destekleri ve devasa merkez bankası bilançolarıyla yola devam edilebiliyor. İronik biçimde bu dönemin dengeleri değiştiren kazananı Çin oldu ve şimdi de Hindistan geliyor. Tam tersine “devlet küçülsün” ve “özelleştirelim” veya “kamu etkin değil” şeklindeki büyük kısmı ideolojik yaygaranın net sonucu kapitalizmin merkezlerinde –ve diğer bazı başarısız ekonomilerde- hızla artan kamu borçları ve devasa merkez bankası bilançoları. Zaten tarihsel ortalamalara geri dönülemiyordu. Salgınla birlikte bir genişleme dalgası daha geldi. Daha uzun vadede işin en karmaşık tarafı teknolojik ilerlemenin genele yaygınlaştırılmasında yaşanabilecek talep yaratma güçlüğü: Bu kadar işsizlikle ve bu derece düşük ücretlerle ileri teknoloji ürünleri kime satılacak?

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Çin’de neler olabilir? 09 Şubat 2021
Trump ve sonrası 12 Ocak 2021
2021’e ilk bakış 29 Aralık 2020
Büyük dönüşüm 23 Aralık 2020
Genel risk meselesi 15 Aralık 2020