Neyse ki Venezuela değiliz
“Barış, istikrar, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı etkili yönetişim olmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz edemeyiz.” Bunu Birleşmiş Milletler’in 16. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı söylüyor. Ama biz bunu;
“Bir ülkede; hukuk devleti, bağımsız yargı, hesap verebilir kurumlar, şeffaf veri, özgür medya, güçlü yerel yönetimler, sivil toplum ve gerçek siyasal rekabet yoksa, demokrasi devlet baskısı üzerinden belirleniyorsa, temsil düzeni kayyumlaşır ve sürdürülebilir kalkınma ortadan kalkar.” diye okuyabiliriz. Venezuela, Nikaragua ve El Salvador gibi Latin Amerika ülkeleri, bu açıdan son derece dikkat çekici örnekler. Özellikle Venezuela…
Muhalif olmayan muhalefet ve Venezuela
Freedom House’un, Freedom in the World 2025 raporuna göre; iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin; devlet kaynaklarını, güvenlik güçlerini ve yargıyı kullanarak muhalefeti dağıttığını, Yüksek Mahkeme’nin ise son yıllarda muhalefet partilerinin liderliklerini askıya aldığını söylüyor. Rapora göre; 2024 başkanlık seçiminde aday gösterebilen 34 partiden yalnızca 3’ü muhalefete bloğunda. Önemli muhalefet liderlerine ise seçim yasağı getirildi.
Yine de muhalefet tamamen yasaklanmadı; sadece zayıflatıldı. Yerine denetlenebilir, bölünmüş, temsil gücü düşük muhalefet bırakıldı. Seçim yapıldı; ama iktidar değişimi gerçekçi seçenek olmaktan çıktı. Ardından neler mi oldu? Kamu harcaması denetlenemez oldu. Çevre tahribatı görünmez oldu. İhaleler sorgulanamaz, yoksulluk verisi tartışılmaz oldu. Kalkınma kamu yararından çıktı ve bütünüyle iktidar yararına bağlandı.
Siyasi rekabetin kayyumlaştırıldığı yerde kalkınma
Sürdürülebilir kalkınmanın ilk şartı, devletin uzun vadeli kamu yararına göre çalışması. Siyasi rekabetin kayyumlaştırıldığı bir ortamda kamu yararı zayıflar. Venezuela’da olduğu gibi: Kamu yatırımı seçmen mühendisliği aracına dönüşür. Sosyal yardım hak olmaktan çıkarak sadakat ilişkisine bağlanır. Yeşil dönüşüm, çevre politikası değil teşvik ve ihale dağıtım alanı olur. Kentsel dönüşüm, afet güvenliğini gözetmek yerine rant paylaşımı eksenine kayarken tarım politikası kısa vadeli fiyat baskılama aracına dönüşür.
Bu nedenle Venezuela’da uzun vadeli planlama çökmeye başladı. İktidarın temel hedefi artık gelecek kuşakların refahı değil siyasal kontrolün sürmesi. Ama OECD’ye göre tüm bunlardan çok daha vahim bir durum var: Otokratikleşen hükümetlerin, yerel ve küresel sorunlara etkili cevap verme kapasitesinin giderek sınırlanması ve verinin siyasallaşması… Bu, kalkınmayı sekteye uğratan yapbozun en kritik parçası. Özellikle veriler objektif ölçülemediğinde, başarı hikâyesi üretmek için kullanılmaya başlar. Yani sürdürülebilir kalkınma raporlanabilir; ama yönetilemez.
Kalkınmanın Venezuela uyarısı
Venezuela’da Chávez’in adıyla anılan Chavismo siyasal hareketi, 1999’dan bu yana iktidar mimarisini elinde tutuyor. Önce Chávez’in 5. Cumhuriyet Hareketi, ardından 2007’de kurulan PSUV ve sonrasında Maduro yönetimi… Liderler, parti tabelaları ve siyasal kadrolar değişti; fakat iktidar blokunun devlet üzerindeki liderliği değişmedi.
Bu tablo, sürdürülebilir kalkınma açısından kritik bir gerçeği gösteriyor: Devlet-parti bütünleşmesi, siyasi rekabetin zayıflaması ve kamu yararı ölçütünün daralması. Oysa kalkınmanın önemli bir yanı; iktidarın nasıl denetlendiği ve kamu yararının nasıl ölçüldüğüyle doğrudan ilgili. Böyle bir tabloda devlet proje üretmeye devam edebilir. Fakat asıl mesele; faaliyetlerin devamlılığından ziyade hangi amaçla ve kimin adına yürütüldüğüdür.
Neyse ki biz, bir Venezuela değiliz. Ama Venezuela örneğine yalnız Latin Amerika ülkelerinin sorunu olarak bakmamak, bir uyarı olarak okumak lazım. Venezuela, El Salvador ve Nikaragua gibi ülkelerde yaşananlar; kalkınmanın, kamu yararıyla sürdürülebileceğini hatırlatması bakımından üzerinde düşünmeye değer.