Ödemeler dengesi ve para politikası

Erhan ASLANOĞLU
Erhan ASLANOĞLU Ekonomi ve Piyasalar erhanaslanoglu@superonline.com

Hafta başında para politikasının şekillenmesi açısından önemli bir veri olan temmuz ayı ödemeler dengesi açıklandı. Aylık olarak cari işlemler dengesi beklenenin biraz üzerinde yaklaşık 680 milyon dolar açık verdi. Yedi aylık toplam açık rakamı da 13,7 milyar dolar oldu. Son dönemlerde Merkez Bankası’nın beklediği çerçevede bir fazla vermedik ama yılın en düşük aylık açığına ulaştık. Turizmin iki milyar dolar üzerinde getirisinin etkisini çok net izleyebiliyoruz. Ağustos ve eylül aylarında aylık olarak turizmin katkısıyla fazla verme ihtimalimiz bile olabilir. Yılın kalan bölümünde muhtemelen açık vermeye devam ederek ilerleyeceğiz.

Geçen yıl 37 milyar dolar üzerinde açık vermiştik. Bu yıl rakam 23 milyar dolar civarına inebilir. Yüzde 9 büyüdüğümüz bir yılda düşük bir açık olarak algılanabilir. Bu tablonun bir nedeni büyümede baz etkisi. Bunu çıkardığımızda büyümemiz yüzde 4 civarı görünüyor. İkincisi, ihracatın büyümeye çok güçlü bir katkı vermesi. Son 10 yılda 160-180 milyar dolar arasında seyreden ihracat bu yıl 200 milyar doları aşacak. Pandemi koşullarının ülkemize tedarik merkezi olarak sağladığı avantaj ve ihracatçımızın bu fırsatı iyi kullanması bu sonuca ulaşmaya büyük katkı sağladı.

Geçtiğimiz yıl ihracatımız 170 milyar dolar oldu. Bu yıl 210 milyar doları bulabilir. Normal koşullarda böylesine yüksek bir artış cari fazla bile verdirtebilirdi. Fakat ithalatımızın da çok yüksek olması, aylık 19-20 milyar doların altına düşmemesi açık verdirmeye devam ediyor. İthalatın yüksek olmasının temelde dört nedeni olduğunu düşünüyoruz. Birincisi, ihracat yaparken ciddi bir ithal girdi kullanıyoruz. İkincisi, pandeminin yarattığı tedarik sorunları ithalat maliyetlerini arttırıyor. Üçüncüsü, emtia fiyatları tarihi zirvelerde dolaşıyor. Bir kısmı da artış eğilimini sürdürüyor. Dördüncüsü, iç talep hala belli bir sıcaklığı koruyor. İç talep daha canlı olsa ithalat çok daha yüksek seviyelere çıkabilir.

Sonuç olarak, cari açık veriyoruz ve dövize talep yaratıyoruz. Buna karşın ödemeler dengesinde daha çarpıcı noktalar finansman ve net hata noksan kalemlerinde izleniyor. Ağırlıklı olarak son üç ay olmak üzere bu yılın ilk yedi ayında net 19,7 milyar dolar sermaye girişi sağlamış durumdayız. Para girişinin ana kaynağı TL mevduatlar ve bono tahviller görünüyor. Başta Fed olmak üzere küresel merkez bankalarının artan enflasyon riskine rağmen en azından şu ana kadar beklenenden daha güvercin politikalar izlemeleri küresel likiditeyi arttırmaya ve faizleri bastırmaya devam etti. Reel ekonominin ihtiyacının ötesinde gelen likidite, riskli varlıklar yanında tüm dünyada mevduat ve menkul kıymetler gibi sabit getirili araçlara da yöneldi. Mayıs ayından bu yana Türkiye ekonomisi de bu durumdan faydalanıyor. Bunun üzerine, yedi ayda 8 milyar doların üzerinde kaynağı belli olmayan ve net hata noksan olarak adlandırdığımız sermaye girişi de eklenince ödemeler dengesinde cari açığın finansmanının üzerinde yaklaşık 14 milyar dolar arz fazlası sağlandı ve brüt döviz rezervlerine katkıda bulundu. Net hata ve noksan kalemi çok tartışmalı. Bugün var yarın yok olabilir, fakat mevcut durumda döviz arzına katkıda bulunuyor. Hesaplamalarımıza göre parite etkisinden arındırıldığında ilk yedi ayda 7-8 milyar dolar DTH artışı, yani dövize talep oldu. Ödemeler dengesi ile netleştirince ilk 7 ayda döviz arz talep dengesinde oluşan 5-6 milyar dolarlık fazla reel kur endeksindeki hafif toparlanmaya katkı sağladı. Bunun ağustos ayında devam ettiğini izledik. Muhtemelen eylül ayında da devam ediyor.

Merkez Bankası’nın çekirdek enflasyon vurgusu ve faiz indirim sinyaline rağmen TL’deki değer kaybının sınırlı olmasının ana nedeni bu döviz arz –talep dengesinin arz lehine olması görünüyor. Önümüzdeki dönemde, küresel olarak merkez bankaların likidite artışını azaltma eğilimleri, ihracatın artış hızındaki yavaşlama ve DTH talebinde artış eğilimi, döviz talebini arzın üzerine muhtemelen çıkaracaktır. TL’nin getirisini düşürdüğümüz bir ortamda enflasyon yeterince düşmez ise ki tahminimiz bu yönde, TL’nin değer kaybı baskısı artacaktır. Merkez Bankası’nın eylül ayı toplantısında sembolik de olsa bir faiz indirimine gitmesi TL üzerinde olumsuz bir baskı yaratır fakat muhtemelen sınırlı kalır. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız nedenlerle önümüzdeki dönemde döviz talebinin arzın üzerine çıkması durumumda TL’deki baskı artar. Geçmişte bunun çok örneklerini gördük. Amaç enflasyonu ve faizleri düşürmekse merkez bankası para politikası kısa vadede sıkı durmalı, gerekirse daha da sıkılaştırma sinyali vermelidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Fed, COVID ve piyasalar 01 Eylül 2021
İklim krizinin şakası yok 11 Ağustos 2021
Enflasyonun şakası yok 07 Temmuz 2021
Altın pandemiyi izliyor 30 Haziran 2021