Önce TL’de istikrar sonra onarım

Servet YILDIRIM
Servet YILDIRIM Ekonominin Halleri servet.yildirim@dunya.com

Bu başlığı 1 Eylül 2018’de Milliyet Gazetesi’ndeki köşe yazısında kullanmıştım. Üç yıl iki ay 24 gün sonra ekonominin geldiği noktada aynı başlık yine geçerliliğini koruyor. Haftalardır süren kur şokundan sonra ekonominin ve ticaretin girdiği çalkantıdan çıkması için öncelikle Türk Lirası’nın acilen istikrara kavuşması ve ardından ülkenin bir numaralı sorunu olan enflasyonla mücadeleye dönük adımların uygulamaya sokulması gerekiyor.

Türkiye çığırından çıkmış döviz kurunun ne kadar yakıcı ve yıkıcı olabileceğini iyi bilen bir ülkedir. Hafızalarımızda birçok döviz şoku ve bu şokların arkada bıraktığı hasarlar vardır. Bu konuda bizzat Merkez Bankası bünyesinde yapılmış birçok çalışma ve yazılmış pek çok makale bulabilirsiniz.

Mesela 2013 tarihli “Parasal Aktarım Mekanizması” başlıklı bir yayında Merkez Bankası der ki; “Döviz kurları ekonomilerde hem talebi hem de arzı etkiler. Parasal genişlemenin olduğu bir ekonomide yurt içi reel faiz oranları düşeceğinden portföy yatırımcıları için o ülkede yatırım yapmak daha az kârlı olacak ve ülkeden sermaye çıkışı görülecektir. Döviz kurlarının yükselmesi ithal malların fiyatlarını ulusal para cinsinden artırarak enflasyonun doğrudan yükselmesine de sebep olabilecektir. Ayrıca, ithal malları fiyatlarının yükselmesi, toplam arzın azalmasına ve devamında fiyatlar seviyesinde artışa neden olacaktır.”

Öte yandan TL’nin değerinin düşmesi içeride üretilen malların değerinin yabancı mallardan daha ucuz hale gelmesine yol açacaktır. Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu da buradan hareketle cari fazlanın sürdürülmesiyle uzun soluklu fiyat istikrarını yakalamanın mümkün olacağını söylüyor. Doğrudur, geleneksel parasal aktarım mekanizması çerçevesinde, yerel paranın değer kaybetmesinin dış ticaret üzerindeki etkisi aracılığıyla ekonominin canlanmasına ve değer kazanmasının ise ekonominin daralmasına neden olacağı düşünülür.

Ancak ”Bununla birlikte Türkiye ekonomisinde, Türk Lirası’nın değer kazandığı dönemlerde ekonomi genişleme sürecine girmiş, döviz kurunun değer kaybettiği dönemlerde ise durgunluk yaşanmıştır. Yüksek sermaye girişlerinin yaşandığı dönemlerde Türk Lirası’nın değer kazanması, döviz cinsinden borcu olan firmaların net değerini ve firmaların yatırım ve üretime ayırabilecekleri kaynakları artırmaktadır. Ayrıca üretim sürecinde ithal girdilerin yüksek ağırlığı nedeniyle söz konusu dönemlerde firmalar aynı miktarda malı daha düşük fiyata üretebilmekte, diğer yandan satın alma gücündeki artış iç talep üzerinde artırıcı etki yaratmaktadır. Tüm bu etkenler, Türk Lirası’ndaki değer artışına bağlı olarak ekonomik faaliyetin hızlanmasına yol açmaktadır.” Bunlar TCMB’nin zaman içerisinde yaptığı tespitlerdir; çok değerli bir bilgi ve tecrübe birikiminin ürünleridir; yabana atılmaması gerekir. Politik baskı altında bile olsa Merkez Bankası yönetiminin yapması gereken kurumsal hafızasını zorlaması, bünyesindeki uzmanlara, sahip olduğu bilgi birikimine ve deneyime daha fazla başvurmasıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar