15 °C
Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Orta Doğu barışının taşlı yolu: Kudüs

Aydın ÖNCEL - Yönetim Danışmanı 

“1895 yılında, siyasi Siyonizm’in kurucusu olan Theodor Herzl, Yahudi anavatanı için Araplardan satın alınan arazilerle ilgili şöyle yazmıştı: Sınırın ötesindeki fakir toplumu transit ülkelerde iş bulmaya heveslendirmeye çalışırken kendi ülkemizde herhangi bir iş vermeyi reddedeceğiz… Hem istimlak ve hem de fakirlerin ortadan kaldırılma işlemi akıllıca ve dikkatlice yapılmalıdır.”(1)

Politik Siyonizm hareketinin babası Theodor Herzl, Filistin’in kontrolünü elinde tutan Osmanlı Sultanı’nı davet ederek, imparatorluğun borçları için mali destek sözü verdi. Böylece Sultan’ın kendisini “Yahudilerin dostu” ilan etmesini sağladı. İstanbul dönüşünde Herzl, bir Bulgar tanıdığına; “Sultan’ın paraya, bizim vatana ihtiyacımız var” diyecekti… Ancak Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle, İngilizlerin Filistin’e girmelerine ve 1917’de Yahudilere ulusal vatan sözü veren Balfour Deklerasyonu’nun (2) hazırlanmasına neden olacaktı…

Gelişmelerden kaygı duyan bir grup Yahudi avukat, sol politik parti Mapam’da bir araya gelerek BM Sovyet Temsilcisi Andrei Gromyko’dan tek bir devlet çabalarını desteklemelerini istedi, fakat Sovyetlerin bölünme için oy vermesine engel olamadılar. Bu durum karşısında dönemin Mapam lideri olan Viktor Şemtov; “Bu uzun bir savaşın başlangıcı” diyerek adeta geleceğin habercisi olmuştu…

Birleşmiş Milletler Özel Komitesi’nin Filistin hakkındaki önerisini, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oylayarak Filistin’in iki ayrı devlete bölünmesine karar vermişti. Bu oylama sonucunda 15 Mayıs 1948 tarihinde İngilizler bölgeyi terk edecek ve her şey yolunda giderse Arap ve Yahudi devleti aynı gün kurulacaktı… Ve 14 Mayıs’ta, kıyı şehri Tel Aviv yakınlarında David Ben Gurion, Yahudi Bölge Konseyi’nde konuşma yaparken İsrail’in bağımsızlığını ilan etmişti…
Mapam lideri Viktor Şemtov yanılmamıştı! Tarihler 2020’yi gösterirken bölgede hala barışa dönük çözüm arayışları devam etmektedir. Üç yıl gibi bir süre üzerinde çalışılan, Trump Hükümeti’nin "Yüzyılın Anlaşması" olarak nitelediği Orta Doğu Barış Planı’nın da bölgeye barış getirmeyeceği planın her satırından anlaşılmaktadır.

ABD’nin İsrail ve Filistin sorunun çözümü için hazırladığı ve uluslararası kamuoyuyla paylaşılması uzunca süre ertelenen Orta Doğu Barış Planının açıklanmasından sonra görevinden ayrılacağı açıklanan, ABD'nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt, "Hiçbir ülkeyi rahat oldukları konumdan daha ileri gitmeye zorlamayacağız." diye konuşmuştu. Aynı temsilcinin, ABD Büyükelçisi David Friedman'ın "İsrail'in Batı Şeria'nın bir kısmını
ilhak etme hakkı bulunduğu" yönündeki açıklamasına da destek verdiği dikkatlerden kaçmamıştı…

Orta Doğu Barış Planı’na yönelik detayları açıklayarak Kudüs’ün, İsrail’in bölünmez başkenti olarak kabul edileceğini ifade eden Trump, İsrail’e yönelik nefretin, Hamas’ın faaliyetlerinin ve İslami Cihat’ın sonlandırılması gerektiğini öne sürerken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a seslenerek, "Abbas, barış yolunu seçersen hem ABD hem diğer ülkeler yardım için yanında olacak" şeklinde konuştu. Mescid-i Aksa’nın statüsünün değişmeyeceğini ve İsrail’in bu bölgenin güvenliğini sağlamaya devam edeceğini dile getiren lider, "Gerçekte aslında Kudüs bağımsızdır, özgürdür ve kurtarılmıştır. Kudüs güvenli, açık ve demokratik kenttir. İslam dünyasının 1948’de yapılan hatayı düzeltmesinin zamanı gelmiştir. İsrail devletini tanımak yerine saldırmak şeklinde gerçekleştirdikleri hatayı düzeltmelerinin vakti gelmiştir" dedi. "O tarihten beri gereksiz o kadar çok kan aktı ki, o kadar çok fırsat kaçırıldı ki anlamsız amaçlar uğruna akıtılan kanın haddi hesabı yoktu.  

Filistinliler burada bölgedeki maceracılığın birinci piyonu oldular. Artık yeni bir sayfa açmamız, bunu bir an önce bitirmemiz gerekiyor" ifadelerini de kullandı.

Amerika'nın Orta Doğu Barış Planı’na Türkiye'den haklı tepki tabi ki gecikmedi. Dışişleri Bakanlığı’nca, İsrail'in Filistin üzerindeki zulüm ve işgalinin meşrulaştırmaya dönük çabalarına Türkiye'nin izin vermeyeceği söylendi.

“Filistin tarafından kabul edilmeyecek hiçbir plan, Türkiye tarafından desteklenmeyecek. İsrail'in bölgedeki işgal politikalarına son vermediği sürece, Orta Doğu'da barış olamaz" denildi.


Topraklarından zorla sürgün edilmiş bir halkla, soykırımdan kaçmış insanların bir arada barış içinde yaşamaları tüm dünyanın akışını olumlu yönde değiştirebilecek bir durumdur ve hatta dünya barışının en temel şartıdır. Ancak, “Yüzyılın Anlaşması” diyerek büyük beklenti yaratan fakat tam bir fiyaskoyla son bulan 80 sayfalık sözde barış planları yapılmaya devam edildiği sürece de, Filistinliler kendi adaletlerini uygulamaktan vazgeçmeyecektir! Nazilerin gerçekleştirdiği soykırımın bedelinin, neden Filistin halkı tarafından ödendiği sorusu cevap bulmadıkça ne Orta Doğu ne de dünya barışından daha çok uzun yıllar söz edilemeyecektir!..

Kaynak:

(1) LİMON AĞACI-Sandy Tolan- Çeviri: Özkan Özdem-PEGASUS YAYINLARI-28. Baskı- Sayfa:43
(2) Balfour Deklerasyonu, Lloyd George'un başbakanlığındaki İngiliz savaş kabinesinde dışişleri bakanı olan Althur Balfour'un girişimiyle başlatılan ve sonuçta Filistin'de bir Yahudi devletinin -İsrail- kurulmasıyla sonuçlanan girişimdir. Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild'e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Musevi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirmiştir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap