Orta sınıf tüm dünyada nasıl çöktü?
“Bir aile kurmak, bir ev, araba ya da yazlık satın almak; bunların hepsi size çok zor ya da imkansız geliyorsa, kesinlikle yalnız değilsiniz. Eskiden “orta sınıf”ı tanımlayan unsurlar, Y kuşağı ve Z kuşağı için her zamankinden daha ulaşılmaz hale geldi.”
Bu satırlar daha birkaç hafta önce Amerikan merkezli “Investopedia” isimli yatırım haberleri yayınlayan bir sitede yayınlandı.
Uzun çalışma saatleri, her geçen gün eriyen maaşlar, ağır vergiler, geleceğe dair hayal kurulamayan bir hayat. Şurası bir gerçek ki orta sınıf tüm dünyada uçurumun eşiğinde.
Tam da böyle bir dönemde Gazeteci İpek Özbey ve Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz’ın yazdığı “Orta Sınıfın Düşüşü” adlı kitap İnkılâp Kitabevi’nden çıktı.
Kitap sadece Türkiye’de olan biteni değil, tüm dünyada orta sınıfın düşüşünü ve bunun nedenlerini irdeliyor. Artan maliyetler, durgun ücretler ve özellikle büyük şehirlerde mülk edinmenin gittikçe daha da zor hale gelmesi, dünyada orta sınıf denilen görece eğitimli kesimin, 1945 sonrası refah devletinden, neoliberal dönemin borç ve rıza ekonomisine uzanan süreçteki dönüşümünü anlatıyor.
Her yerde aynı tablo
Gazeteci İpek Özbey, bu süreci şöyle anlatıyor: “Bugün yaşadığımız siyasal ve toplumsal krizleri yalnız Türkiye’ye bakarak anlayamayız. ‘Orta sınıfın düşüşü’ aslında küresel bir hikâye. Biz bu kitapta, savaş sonrası dönemin refah devletinden bugünün borç ekonomisine uzanan büyük dönüşümün izini sürdük. Avrupa’da, Amerika’da, Latin Amerika’da, Asya’da aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Bu tabloda refah devleti çözülüyor, sosyal haklar geriliyor, emeğin değeri düşüyor ve demokrasinin dayandığı toplumsal merkez çatırdıyor. Tabi Türkiye de bu hikâyenin dışında değil.”
Özbey, kitabı, orta sınıfın bu küresel çöküşünü hem ekonomik hem de kültürel boyutlarıyla anlatmak için yazdıklarını söylüyor: “Çünkü mesele sadece gelir dağılımı değil; tüm dünyada insanların emeğe, eğitime ve liyakate olan inancının sarsılması.”
Peki, dünyada orta sınıf bilinçli bir şekilde mi yok edildi?
Özbey ve Yılmaz, bu soruya “Kesinlikle evet” diye yanıt veriyor: “Orta sınıfın bugünkü çöküşü bir tesadüf değil, planlı bir siyasal tercihin sonucudur. 1980’lerden itibaren dünyada başlayan neoliberal dönüşüm, sadece ekonomik bir model değişimi değildi; toplumsal yapıyı baştan aşağı yeniden dizayn eden bir sınıf mühendisliğiydi. Devlet küçültülürken, kamusal güvenceler daraltılırken, sendikalar ve meslek örgütleri zayıflatılırken, aslında demokrasinin omurgası olan orta sınıf bilinçli biçimde tasfiye edildi. Çünkü güçlü bir orta sınıf, liyakati, hakkaniyeti ve hukuku talep eder.
Soğuk Savaş yıllarında kapitalizmin meşruiyeti orta sınıf üzerinden kurulmuştu. Burjuvazi ile işçi sınıfı arasında bir “tampon bölge” olarak, refah devleti sayesinde bu kesim güçlendirildi. Ama sosyalizmin çökmesiyle bu tampon bölgeye artık ihtiyaç kalmadı. Kapitalizm, korkularını yitirdiği anda maskesini de çıkardı. O günden sonra orta sınıf, küresel ölçekte birikim modelinin önündeki “maliyet kalemi” olarak görülmeye başlandı.”
1980 sonrası dünya değişti
Özbey ve Yılmaz’a göre eğitim, aslında orta sınıfın hem doğum belgesi hem de meşruiyet kaynağıydı: “20. yüzyılın ortalarından itibaren dünyada ‘insan sermayesi’ kavramı öne çıktı. Toplumlar, eğitimi yalnızca bireyleri bilgiyle donatmak için değil, kapitalist kalkınma projesinin bir parçası olarak gördüler. Ancak 1980 sonrası dünya değişti. Eğitim, bir eşitleyici olmaktan çıkıp, çoğu yerde eşitsizlikleri yeniden üreten bir araca dönüştü. Bir diploma artık sınıf atlamayı garanti etmiyor; aksine, borçlu, güvencesiz ama ‘nitelikli’ bir emekçiyi tarif ediyor. Üniversiteler kitleleşti ama piyasa, bu mezunları karşılayacak yapıyı sunmadı. Eğitim uzun süre dünyada en önemli toplumsal hareketlilik alanıydı. Fakat bugün bu kaldıraç etkisi zayıfladı.”
Bugün geldiğimiz noktada orta sınıfın yok edilmesi, sadece ekonomik değil, ahlaki bir yıkım anlamına geliyor. Çünkü bu sınıf kaybolduğunda toplumda ölçülülük, makuliyet ve kamusal vicdan da kayboluyor. Özbey ve Yılmaz bu kitaplarında tam da bunu anlatmak istiyor.