22 °C
Faruk ŞÜYÜN
Faruk ŞÜYÜN ODAK kitap@dunya.com

Osman Şahin 80 yaşında

Torosların bir köyünde 1940’ta 13 çocuklu bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelen, ama “dünyaya gözlerini” asıl Diyarbakır Dicle Köy Enstitisü’nde açan Osman Şahin, usta bir öykücü. Ancak, onun edebiyat dünyasındaki emeği kadar, eğitimcilik hayatı ve sinemamıza olan katkıları da büyük.

Sinemanın en sevdiği öykücü desem, abartmış olmam, diye düşünüyorum. Zaten Yılmaz Güney de Osman Şahin’e “Senin her öykün film olabilir, çünkü görsel açıdan zenginlik taşıyor” diyor. İlk kitabı ‘Kırmızı Yel’den bu yana eserlerinin kaynaklık ettiği filmler arasında “Kibar Feyzo”, “Fırat’ın Cinleri”, “Züğürt Ağa”, “Adak”, “Derman”, “Kurbağalar”, “Avcı” ve “İpekçe” hemen ilk aklıma gelenler…

“Acı Duman” isimli kitabının ilk öyküsü “Ocağına Düşmek”i seneler seneler önce ya Hürriyet Gösteri’de yayınlamıştık veya kendisinden dinlemiştim… “Ocağına düşmek” deyimini ilk kez ondan duymuştum, öykünün son cümlelerini ise hiç unutmadım:

“Gözü kör olsun şu feleğin!" dedi. “Gözü kör!..” Bir şaplak indirdi iri Alman çıplağı tabancasının üstüne. “Kör olsun da yılanlar gibi ak göğsünün üstünde sürünsün!.. Bu üç adamı ben de tanımam. Ömrümde görmüş değilem. Dilleri aşiret diline çaldığına göre yukarı Piran taraflarından olmalılar. Amaaa, şu hanemize aldığım adam kim bili misen? Şu canını kurtardığım yezit yani?.. İki ay önce amucam Bayram'ı Devegeçiti’nde pusuya düşürüp de vurup öldüren Isako'dur ha!.. İste bu pe…v..ir kanımızın ucuna kurşun sıkan... Velakin bak sen şu işe ki, kanımıza kurşun sıkan bu deyyüs gelip ocağımıza düşmüş bizim. Bizden bir can dilemiştir yani. Oysa ben de şu kör olası tabancayı ne zamandır onu vurmak için taşırdım. Ama dedim ya, gözü kör olsun şu feleğin, kör!.. Çok kötü zamanda onu düşürdü elime. Çok kötü!.. Gördün işte, elim kolum bağlı kaldı böylece... Gözü kör olsun su feleğin, kör!..”

Ustanın 80. yaşını kutlarken kendisiyle yıllar önce yaptığım söyleşilerden birinden kısa bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Benim kuşağım, Dedem Korkut öykülerine, Yunus Emre ilahilerine, Karacaoğlan'a, Pir Sultan Abdal'a ve Dadaloğlu türkülerine doğmuştur. Öykülerimde kullandığım dil yurdum, dil yatağım oralardır. Bu dil Toros insanlarının ana memesidir. Dil, düşüncenin toprağıdır. Bu dil Yörük ve Türkmen dilidir. Yörüklük ve Türkmenlik özünde çok büyük bir doğa ve insan birikimidir.

Bahçemizin içinde içi oyulmuş, fakat yarım kalmış antik Roma mezar taşı vardı ve biz çocukken, üzümler toplanınca ağabeyim, onları orada ezerdi. Biz, onun ne olduğunu bilmiyorduk, pekmez kaynatıyorduk orada. Dünyaya açılınca, kitap okudukça, diyalektik olarak olaya baktığım zaman müthiş bir hikâye gizli olduğunu gördüm, ama bunu yazamadım tabii. O Romalı bir beyin, zengin bir Romalı’nın mezarıydı. Kapağı kırılmıştı herhalde vaktiyle veya içine zamanla başkaları kendi ölülerini de koymuşlardı. O taş, birkaç Romalı ölünün, orada oturan insanların kanlarını emmişti. Biz, bunu bilmiyorduk tabii, pekmez kaynatıyorduk orada. Yani o pekmez kimin kanıydı?! Benzetme yapıyorum şimdi… Bu, beni müthiş çarpmıştır.

Benim doğup büyüdüğüm köy, büyük beyaz bulutların, kalın karların ülkesidir. Hititlerin Fırtına Tanrısı dedikleri yer. Ne olacağını, havanın nasıl olacağını, nereden dolu yağacağını kestiremezsiniz, arabaların camlarını kırar dolu. Orada tabii o antik kentler, işte o Yörük göçebe kültürü… Çocukluğumda kervanlar vardı, onların deve çanlarını hâlâ saklıyorum. Ben, o dönemi gördüm, o göçebe dönemi. Yaşar Kemal’in Binboğalar Efsanesi’nde yörüklüğün sonu diye anlattıklarını yaşadım ben çocukken.

Bir Arslanköy ağıtında ‘damlaydım, bir akara karıştım, denizden denize savurdu beni’ dizeleri gibi, yaşam beni ve benim kuşağımı da savurdu. Kuşkusuz yukarıda anlattıklarım, her yazar için eşsiz bir malzemedir. Ama yine de bunlar bir insanı yazar yapmaya yetmez. Benim, ikinci doğum yerim saydığım Köy Enstitüsü'nde de ‘kitapla- ekmeği’ bir tutmak anlayışı yaygındı. Ekmek doyururdu, kitap ruhunuzu açar, zenginleştirirdi. Kitap okuma alışkanlığını orada öğrendim.

Benim köylülerim de biliyorlar benim bildiklerimi, ama yazar olamıyorlar. Yazar olabilmek için ne gerekiyor? Çok kitap okumalı. Eğer bir yazar kitap okumazsa olmaz. Çok kitap okumalı, biraz da çektiği acının farkına varmalı sanatçı. Beni aslında yazar yapan bu tür şeylerdir.”

Nice yaşlara, nice kitaplara sevgili Osman Şahin…

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap