Oyunu kim kazanacak
İran’a yapılacak bir saldırının gerçekleşip, gerçekleşmeyeceği en temel konumuz haline geldi. Temel konu olmasının nedeni ister anlaşmayla, isterse çatışmayla çözülecek bir İran sorununun Ortadoğu’da farklı bir jeopolitik yapıyı ortaya çıkarabilecek olmasıdır.
Trump yönetiminin İran’dan ana talepleri nükleer programının sonlandırılması ve balistik füze cephaneliğinin sınırlandırılması oldu. İran için nükleer programın sonlandırılması kaçınılmaz gözüküyor. Keza İran’dan gelen demeçler bu konuda her türlü görüşmeye açık olunacağı yönünde. Hatta Rusya’nın İran uranyumunu denetim altında zenginleştirmek üzere anlaşmaya dahil edilebileceğine dair iddialar var.
Balistik füze cephaneliğinin sınırlandırılması ise bölgede yeni bir dönemi temsil eden çok daha geniş bir şekillenme yaratılmak istendiğinin işareti. Barack Obama döneminde ABD, Orta Doğu’dan çekilmeye başladığında İran konusunu bölgedeki Suudi Arabistan gibi müttefiklerine bırakma niyetindeydi. Obama bölgedeki güç dengesinin bu yolla kurulacağını düşünüyordu. Tahran ile imzalanan nükleer anlaşma bu düşüncenin getirisi oldu.
Obama’nın bu politikası İsrail tarafından kabul edilemezdi, edilmedi. İsrail bu politikanın İran'ın Orta Doğu'daki varlığını kabul etmek ve bölge ülkeleri üzerindeki etkisini tanımak anlamına geldiğini düşünüyordu. Anlaşmayı baltaladı ve Donald Trump’ın Mayıs 2018’de sözde “Ortak Kapsamlı Eylem Planı”ndan çekilmesiyle de başarıya ulaştı.
Trump, Obama’nın aksine, ABD’nin Orta Doğu politikasını İsrail'in bölgedeki üstünlüğünü teyit etmek ve desteklemek olarak belirledi. Bu politikayı garanti altına almak ve işgal ettiği Arap topraklarında İsrail'in egemenliğini pekiştirmek için “İbrahim Anlaşmaları”nı kullandı. Bu hedef sadece Trump’a ait değildi. Joe Biden göreve geldiğinde aynı stratejiyi uyguladı.
Trump’ın ilk döneminden itibaren ABD, Ortadoğu’yu ABD destekli bir Pax İsraelica’ya (İsrail Barışı) hazırlamayı hedef olarak koydu. Gazze’de 2023’te savaşın patlak vermesiyle İsrail’i sonuna kadar destekleme stratejisi daha da derinleşti. Tüm insan hakları ihlallerine rağmen İsrail’i koşulsuz olarak silahlandırdılar. Soykırım suçuna imza atan İsrailli yetkilileri sorumlu tutan tüm uluslararası kararlara karşı çıktı. Gazze’ye yardımların ulaştırılmasında İsrail’in isteklerine göre davrandı.
ABD’nin İsrail’e karşı politikaları bir müttefiki güçlendirmekten çok daha öteye gitti. İsrail’in Ortadoğu’daki jeopolitik gerçeklere ilişkin yorumlarının neredeyse tamamı ABD tarafından benimsendi. Ortadoğu’da yapılan her anlaşma ve her operasyon İsrail’in talepleri dikkate alınarak yapıldı. İsrail İran füzeleriyle vurulmaya başlandığında yaşadığı çaresizlik ABD’nin İran’ı müzakere masasına oturtmasıyla çözüldü. İşte o günden beri İsrail için İran’ın nükleer programı kadar önemli bir konu daha ortaya çıktı. İran'ın balistik füze kapasitesi. İsrail İran'ın balistik füze kapasitesini yok etmeye kararlı.
İsrail odaklı politikaya bölgesel tepki
Bölge ülkeleri, ABD’nin İsrail’in bölgesel hegemonyasını kolaylaştırmasına ve bunu diğer devletlere dayatmasına karşı İsrail'i engelleyen ve çevreleyen bir ortaklığa katılmayı ve bu ortaklığa güvenmeyi daha mantıklı bulmaya başladı.
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Katar İsrail’i bölgede dizginlemek ve İsrail'in lehine dönmeyecek bir statükoyu korumak için bir müttefiklik geliştiriyorlar. Suriye’de Türkiye ve Suudi Arabistan, Suriye'nin parçalanmasını isteyen İsrail'e birlikte karşı çıktılar. Benzer şekilde, Suudi Arabistan, güney Yemen'e askeri müdahalede bulundu. Bu müdahale İsrail’in Kızıldeniz'e nüfuz etmesine izin vermeyeceği anlamı taşıyor. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın, bir savunma paktı kurmayı amaçladığına dair haberler var.
Bölgesel gereklilikten kurulan bu ittifak ABD’nin İran’a saldırısını engellemeye çalışıyor. Keza yapılacak bir saldırının İsrail’i güçlendireceği ve bölgesel büyük istikrarsızlığa yol açacağı aşikâr. Bu saldırının Irak ve Suriye’de bir domino etkisi yaratabileceği açık.
İsrail’in parçalanmış ülkeler tercihi dikkate alındığında Suriye’de ittifak kazanmış gözüküyor. İran konusunda ittifakın girişimleri diplomasinin yolunu açtı. Şimdilik ABD saldırısını geciktirme konusunda geçici bir zafer olarak adlandırılabilir. İsrail’e karşı gerçek zafer İran ile bir anlaşmanın yapılmasıyla gerçekleşebilir. Bu konuda İran’ın tutumu önemli.
İsrail ise İran’a yeni bir saldırı için pes etmeyecektir. ABD’deki Yahudi lobisi baskı yapmaya devam edecek. Şimdilik oyunu bölge ülkeleri domine ediyor ancak bu tam bir zafer değil. ABD-İsrail birlikteliği her an savaş demek.