Pandemi sonrası Türkiye işgücü piyasası: Diplomanın değişen getirisi ve yapısal sınav

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Küresel salgının ardından Türkiye ekonomisi, bir yandan yüksek enflasyon, kur oynaklığı ve dalgalı büyüme patikasıyla mücadele ederken di­ğer yandan işgücü piyasasında köklü bir yapısal dö­nüşüm sürecinden geçmektedir.

Pandemi sonrası dönemde yükseköğretim mezunlarının istihdam dinamikleri, sadece bireysel kariyer tercihlerini ve hanehalkı gelir beklentilerini değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin katma değer üretme kapasitesi­ni, toplam faktör verimliliğini ve eğitim-istihdam ekosistemindeki derin yapısal uyumsuzlukları da net bir şekilde gözler önüne sermektedir.

İstihdam oranlarındaki dönüm noktası

TÜİK’in 2022-2025 yılları arasındaki Yükse­köğretim İstihdam Göstergeleri verileri bütüncül biçimde incelendiğinde, salgın sonrasında ertele­nen iç ve dış talebin canlılığıyla lisans mezunları­nın kayıtlı istihdam oranının 2021’deki %71,1 se­viyesinden 2023 yılında %75,6’ya kadar yükseldiği görülmektedir. Benzer biçimde ön lisans mezun­larında da %63,0’ten %67,7’ye varan belirgin bir toparlanma yaşanmıştır.

Ancak makroekonomik dengelenme politikaları, iç talepteki yavaşlama, artan finansman maliyetleri ve büyümedeki ivme kaybının etkisiyle 2024 ve 2025 yıllarında bu eği­lim terse dönmüştür. 2025 yılı itibarıyla lisans is­tihdam oranı %73,9’a, ön lisans oranı ise %65,7’ye gerilemiştir. Bu veriler, iktisadi konjonktürün ve makroekonomik sıkılaşmanın işgücü emilim ka­pasitesi üzerindeki kısıtlayıcı etkisini açıkça orta­ya koymaktadır.

Uzmanlaşmanın getirisi ve yüksek katma değer

Verilerin sunduğu en çarpıcı makroekonomik gerçeklik, piyasanın “genel diploması olan” birey­lerden ziyade, arz kısıtı bulunan ve yüksek katma değer üreten spesifik yetkinliklere yüksek getiri primi vermesidir. En yüksek kazanç sağlayan ve ilk iş bulma süresi en kısa olan bölümler incelen­diğinde; pilotaj, matematik mühendisliği, uzay ve uçak mühendisliği, tıp, özel eğitim öğretmenliği ile kontrol ve otomasyon mühendisliğinin öne çıktığı görülmektedir.

Türkiye'nin son yıllarda havacılık, savunma sanayii ve yüksek teknoloji odaklı sanayi hamleleri, bu alanlardaki nitelikli mühendislik di­siplinlerinin piyasa değerini ve reel ücret primini kayda değer şekilde artırmıştır. Sağlık sektöründe ise kamusal ve özel talep esnekliğinin düşüklüğü, dil ve konuşma terapisi veya tıp gibi alanlardaki mezunların işe geçiş sürelerini 2 ila 4 ay gibi rekor düzeyde kısa seviyelerde tutmaktadır.

Beceri uyumsuzluğu ve aşırı eğitim sınavı

Buna karşılık, diplomaların niceliksel artışı ile piyasada talep edilen nitelikli beceriler arasında­ki uçurum her geçen gün derinleşmektedir. Orta­lama ilk iş bulma süresi lisans mezunlarında 14 ayın, ön lisans mezunlarında ise 15 ayın üzerin­de seyretmektedir. İktisat literatüründe sürtün­meli işsizlik ve iş arama maliyeti olarak tanımla­nan bu uzun bekleme süreleri, genç nüfusun üre­time katılımını geciktirerek makro düzeyde ciddi bir beşeri sermaye kaybına ve atıl kapasiteye yol açmaktadır.

Daha da düşündürücü olan husus ise alan uyumsuzluğu (skills mismatch) problemidir. 2025 TÜİK verilerine göre lisans mezunlarının sadece %56,7’si eğitim aldığı alanla uyumlu bir iş­te çalışmaktadır. Sağlık ve hukuk gibi alanlarda bu uyum %80 seviyelerine yaklaşırken, sosyal bilim­ler, gazetecilik ve enformasyon alanında %20,6 gi­bi oldukça düşük bir seviyeye gerilemektedir. Bu durum, Türkiye’deki üniversite kontenjan plan­lamasının piyasa gerçeklerinden kopuk olduğunu, ciddi bir "aşırı eğitim" (over-education) olgusunu göstermektedir.

Üretim çarkları ve aranan eleman ihtiyacı

Ön lisans düzeyinde ise tablo, üretim çarkları­nın teknik ve ara eleman ihtiyacını gözler önüne sermektedir. Polis meslek eğitimi, elektrik ener­jisi üretim-iletimi, uçak teknolojisi ve endüstri­yel kalıpçılık gibi bölümler %85-92 bandındaki yüksek istihdam oranlarıyla dikkat çekerken, pe­rakende satış ve mağaza yönetimi gibi alanlar en yüksek kazanç skalasında üst sıralara tırmanmak­tadır. Sanayi sektöründe uzun süredir dile getiri­len "aranan eleman" eksikliği, geleneksel dört yıl­lık lisans takıntısının ötesinde, teknik ve mesleki eğitimin makroekonomik büyüme ve imalat sana­yii rekabetçiliği açısından ne kadar kritik bir un­sur olduğunu teyit etmektedir.

Geleceğin yapısal uyum stratejisi

Sonuç olarak, pandemi sonrası dönem Türkiye ekonomisine ve eğitim politikalarına ertelemeye­ceği bir mesaj vermektedir: Niceliksel diploma ve üniversite sayısı artışı, niteliksel ve sürdürülebilir istihdam üretmeye yetmemektedir. Enflasyonist baskıların, küresel rekabetin ve yapay zekâ dönü­şümünün arttığı mevcut konjonktürde, beşeri ser­maye verimliliğini artıramayan ve eğitim-istih­dam uyumunu sağlayamayan bir ekonominin orta ve uzun vadede nitelikli büyüme patikasına gir­mesi mümkün değildir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.505,48 0,70 %
Dolar 48,4761 0,03 %
Euro 56,4115 0,15 %
Euro/Dolar 1,1628 0,03 %
Altın (GR) 6.850,15 0,23 %
Altın (ONS) 4.395,86 0,93 %
Brent 99,3600 1,75 %