Pandemiyle hatırladığımız toprağımızla barışabilecekmiyiz?

Gülsüm ERDEM EMEN
Gülsüm ERDEM EMEN ADANA'DAN gulsum.erdem@dunya.com

Pandemiyle birlikte gıda sektörünün ön plana çıkması hepimizi umutlandırmıştı. Artık toprağımıza dönecek kendimizce bir şeyler üretecek, toprağımızla barışacaktık. Biz toprağımıza dönelim dedik ama toprağımızı acaba aynı şekilde bulabildik mi? Üzerine binalar diktiğimiz, çeşitli zirai ilaçlar kullandığımız, egzozumuzla, atıklarımızla kirlettiğimiz toprağımız yıllar önceki verimliliğini koruyor mu? Elbette hayır. Çünkü; belki farkında değiliz ama toprak, içinde milyonlarca canlı varlığın yaşadığı ve etkileşim içinde bulunduğu bir ekosistem. İçinde tahılımızın, meyvemizin, sebzemizin yetişmesi büyümesi ve ürün verebilmesi için gerekli olan faydalı bakteriler var. Bu faydalı bakteriler insanoğlunun etkisiyle son yıllarda daha da hızlı bir şekilde azalıyor. Ve toprak verimsizleşiyor.

100 yıl önce ülkemiz topraklarının 1 miligramı ya da mililitresinde 2-3 milyar arasında faydalı bakteri varmış. Sonra yüzde 80-90 azalarak 200 milyon ile 300 milyon arasına düşmüş. Bu ek bilgiyi ben de geçen hafta Çukurova Teknokent’de faaliyet gösteren Berta Biyolojik Ürünler Ar-Ge Danışmanlık Hizmet Sanayi Ticaret Limited Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Tekin Taylancı’dan öğrendim. Taylancı, bu olumsuz tabloyu her bölgeden toplayıp inceldikleri topraklardan yola çıkarak ürettikleri ‘mikrobiyal gübre’ ile tersine çevirme gayretinde. Ekibiyle birlikte yaptığı çalışmalar ve alınan sonuçları dinlerken gerçekten “işte bu” diyorsunuz. İhtiyacımız olan girişim. Toprağın verimini yine toprakta zaten olan bakterilerle iyileştiriyorsunuz. Kimyasal yok. Örneğin; çiftçinin azot maliyetini azaltmak ve toprağın ihtiyacını karşılamak için azot üretebilecek bakteri buluyorsunuz. Ya da fosfor, demir, kalsiyum gibi toprakta olan ama yine çözülmesi zor maddeleri çözebilecek bakteri bulunuyor. Aynı anda farklı görevleri yapabilen, azotu filtre eden, fosforu, potasyumu çözen, ph’yi dengeleyen bakterileri de belirleyebiliyorsunuz. Ve bunların bir arada yaşamasını sağlayarak, bir tek ürünle birçok ihtiyaca cevap verebiliyorsunuz.

Bakıldığında doğanın kendi döngüsünü bozmadığınızda ya da bu döngüyü desteklediğinizde aslında kimyasallar olmadan da üretimin devam edebileceğini görüyorsunuz. Geçen yıl narenciyede büyük sorun olan Akdeniz sineği örneğinde de gördük. Kullanılan kimyasalların bıraktığı kalıntılar nedeniyle zarara uğramış ürünler gümrüklerden geri çevrildi. İhracatçı büyük zarar gördü. Kimyasal yerine yine doğanın içinde var olan “faydalı böcek“ çözümüne eğilsek hem sağlığımız hem de ticaretimiz için daha doğru olmaz mı?

Bu topraklarda doğaya zarar vermeden de üretim yapılabileceğine inanan ve girişimleriyle, mücadelesiyse rol model olan Berta gibi Biyotar gibi firmalarımızın çoğalmasını yürekten diliyorum. Artık bir Çukurovalı olarak bu çalışmaların bu topraklarda yapıldığını görmekten gurur duydum. Umarım üreticimiz, çiftçimiz ve Tarım Bakanlığı, TİGEM gibi kurumlarımız, bu ve benzeri girişimleri sahiplenerek, toprağımızla yeniden barışmamıza katkı sağlar.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar