Papa 14’üncü Leo’nun Türkiye ziyaretinin asıl amacı ne?
Papa 14’üncü Leo’nun ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye düzenlemesi bütün dünyada geniş yankı uyandırdı. Avrupa’dan Güney Amerika’ya kadar dünyada Katolik inanca sahip milyonlarca kişi Papa’nın dört günlük Türkiye ziyaretini yakından takip etti.
14’üncü Leo, Türkiye’yi ziyaret eden beşinci papa. Türkiye’yi ziyaret eden ilk papa ise Vatikan ile Ankara arasında ilişkilerin kurulmasının ardından 1967’de Türkiye’ye gelen 6’ncı Paul olmuştu.
Peki bu ziyaretin diğer papalık ziyaretlerinden farkı ve önemi ne? Birincisi, diğer papalar daha kısa süreli ziyaretler yaptılar ve genelde Ankara ve İstanbul’da vakit geçirdiler. 14’üncü Leo ise “Apostolik Gezisi”nde Türkiye’ye tam dört gün ayırdı, bu süre zarfında da ilk Hristiyanlık Konsil’inin düzenlendiği İznik’e gitti, orada bir ayin düzenledi, ayrıca İstanbul’daki Süryani, Ermeni ve Ortodoks Kiliseleri’ni ziyaret etti. Çeşitli kiliselerin liderleri ve Hristiyan topluluklarının temsilcileriyle görüştü.
Malum, “Doğu Kilisesi” olarak da bilinen Ortodoks Kilisesi’nin merkezi yüz yıllardır İstanbul. Papa, burada Fener Rum Patriği Bartholomeos ile birkaç kez bir araya geldi, ardından Balat’taki Aya Yorgi Kilisesi’nde beraber ayine katıldı ve ortak bir bildiri imzaladı.
İstanbul’da Sultanahmet Cami’ye de giden Papa ayrıca Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret etti ve ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Kompleksi’nde resmi bir törenle karşılandı.
Amaç Hristiyanlıkta birlik sağlamak
Leo’nun ziyareti birkaç amaca hizmet ediyor. Ancak Hıristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşıyan İznik’te yapılan ayin bu işi sadece görünen bir parçası. Olaya dünya tarihi ve uluslararası ilişkiler açısında baktığımızda, bu ziyaretin ilk ve en önemli amacının, Katolik-Ortodoks ilişkilerine dair 1054 yılından bu yana devam eden “Büyük Bölünme”yi bitirebilmek olduğunu görüyoruz. “Skizma” olarak bilinen ve Hristiyanlık tarihinde Roma Katoliik Kilisesi ile Doğu Ortodoks Kilisesi arasında meydana gelen resmî ayrılığı tarif eden bu olay, Bizans İmparatoru 9’uncu Konstantinos döneminde, Patrik I. Mikhael Keroularios ile Papa IX. Leo arasında yaşanan karşılıklı aforozlar sonucu gerçekleşmişti.
Aslında Doğu ve Batı Kiliseleri açısından bölünme, 4’üncü yüzyıldan itibaren başlamıştı. 330 yılında Roma İmparatorluğu’nun başkentinin Konstantinopolis’e, yani bugünkü İstanbul’a taşınmasıyla birlikte, Doğu ve Batı arasında kültürel, dilsel ve teolojik farklar giderek derinleşmişti. Latince Batı’nın, Yunanca ise Doğu’nun ibadet dili haline gelmişti.
Düşünsenize, iki büyük kilise arasında yaklaşık 1000 yıldır devam eden bu bölünme biterse neler olur? Bir kere dünyadaki bütün dengeler değişir.
Katoliklik tarihsel olarak Batı Avrupa ile Ortodoksluk ise Doğu Avrupa ve Rus coğrafyası ile özdeşleşmişti. Ortodoks dünyasının en büyük nüfusu Rusya’da olduğundan, birleşme süreci Moskova Patrikhanesi’nin siyasi rolünü yeniden tanımlamaya zorlar. Dolayısıyla böyle bir birlik, Kremlin tarafından kesinlikle istenmez. Rusya’nın Sırbistan gibi Ortodoks Avrupalı topluluklar üzerindeki yumuşak güç inşasını zayıflatır.
Katolik ve Ortodoks nüfusu topladığınızda dünyada yaklaşık 1.7 milyar insana tekabül ediyor. Vatikan’ın diplomatik ağı ve Ortodoks kiliselerinin yerel topluluklarla güçlü bağları birleşince yeni bir küresel insani diplomasi aktörü ortaya çıkar. Bu da hali hazırda mezheplere bölünmüş olan Müslüman dünyasını zayıflatır.
İstanbul’daki Patrikhane “Ekümenik” iddiasından dolayı birleşme senaryosunun merkez aktörü olur. İstanbul, yeni Hristiyan birlik mimarisinin kalbi hâline gelebilir. Bu da Türkiye’nin yumuşak güç stratejisine ek bir diplomatik eksen kazandırabilir.
Kısacası Hristiyan dünyasının birleşmesi demek sadece Roma ile İstanbul arasındaki bir teolojik mesele demek değildir; dünya siyasetinin 1000 yıllık fay hatlarını yeniden şekillendirecek bir olaydır. Papa’nın ziyaretini bu açıdan da okumak gerekir.