19 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Para saadet getirir mi?




Vallahi özdeyişlere bakarsanız para saadet getirmezmiş. Buna rağmen işletmecilik mesleğinde başarının kazanılan para ile ölçülmesi yaygındır. Amacı servet yaratmak olan meslek mensuplarına "Ben onu bunu bilmem kaç para kazanıyorsun? Onu söyle" diyenler haklı görünebilirler. Ancak gözden kaçan bir şey var. O da işletmecilik mesleğinin esas amacının para kazanmak değil para kazandırmak olduğu. Para, amacını para kazanmak olarak tanımlayan sahip-işletmeciye mutluluk getirebilir. Amacını para kazandırmak olarak tanımlayan profesyonel işletmeci için durum farklıdır. Söz gelimi, oto parça imalatçısı 'Lear' şirketi battığı zaman yirmibin kişi işsiz kalmıştı. Buna rağmen ve büyük bir yüzsüzlük örneği olarak tanımlanan bir şekilde, şirket iflas mahkemesi başvurusunda yöneticilerine $20.6 milyon, CEO'su Robert Rossiter'e de $5.4 milyon prim istemişti. Yani şirketi batıran işletmeciler para kazanmışlardı. Buna başarı diyorsanız bu meslekte bir bozukluk var demektir.  

Neyse konumuz bu değil. Konumuz geçen hafta bana sıkça yöneltilen bir soru: "Peki ya şirketlerin gerçekten mali sorunları ve kaynak kullanım becerileri varsa o durumlara ne buyrulur? Bunlara yardım edilmesin mi yani?". Dünyanın dört bir tarafında teşvik tedbirlerinin büyük çoğunluğunun değişik başlıklar altında para aktarımı olduğuna bakılırsa sorunun cevabı verilmiş gibi görünüyor.
Yıllar önce bir sayın bakanla şirketlere finansman yardımı için yapılabilirlik etüdleri, banka referansları gibi şartlar koşulması üzerinde konuşurken "Paranız bolsa ve de verecekseniz millete eziyet etmeyin isteyene istediği kadarını para bitene kadar verin" dediğimde bana "Siz komünist misiniz?"  diyerek kızmıştı. Ben de komünistliğin ne olduğunu bilmemekle beraber onun ayak mantarından de beter bir bela olduğunu düşündüğümden "Haşa!" diyerek savunmaya çekilmiştim.
Bakın bu para dağıtma işi niye derde şifa olmuyor önce anlatmaya çalışayım. Daha doğrusu haftalardır anlattığım şeyi yineliyeyim. Öncelikle para yapılacak bir "iş" için (yazılarımı takibeden okurlarım bu iş kelimesini neden tırnak içine aldığımı anlamışlardır) gerekecek beş kaynaktan sadece biridir. Ancak para aynı zamanda kağıt üzerinde geriye kalan diğer dört kaynağa kolayca çevrilebilir göründüğünden insanı kolayca yanıltır. Çünkü çevrilebilirliği sadece kağıt üstündedir.

Diyelim ki, bir "iş" için makina (fiziksel kaynak), makinanın verimli ve doğru çalışması için gereken bilgiye (know-how) sahip bir ehil usta (insan kaynağı), makinanın parça yenilemesini, bakım ve onarımını etkin ve ucuza yapabilecek bir şirketle anlaşma (işbirliği) gerekiyor. Oturur hesaplarız. Makina dört kuruş, ustanın işe alımı, maaşı eğitimi filan üç kuruş, bakım onarım anlaşması iki kuruş etti dokuz kuruş. Bir kuruşta faiz maiz masraflara katalım etti on kuruş. Hemen müraacatımızı yaparız. Deriz ki "Uluslararası rekabet gücümüzü arttırmak için makina parkımızda yapacağımız yenileme amacıyla on kuruşa ihtiyacımız var. Ekteki çalışmamıza göre falan filan." Bakın bu talepte kaç yerde yanlış yapılabilir. Çeşitli yerlerde şirketlerle çalışırken rastladıklarımdan aklımda kalan bir kaç örnek vereyim:

Rekabet gücümüz diye bir sorunumuz yoktur
Rekabet gücümüz diye bir sorunumuz vardır ama bunun makina parkımızla bir ilgisi yoktur
Rekabet gücümüzün makina parkımızla ilgisi vardır ama o seçtiğimiz makina ile ilgisi yoktur
O seçtiğimiz makina dört kuruş değildir, işletme masraflarıya beraber çok kuruştur
O makinayı çalıştıracak know-how öyle kolay kolay elde edilemez
Makinayı çalıştıracak usta kolay kolay bulunamaz
Usta bulunsa bile üç kuruşa çalışmaz
Profesyonel ekibimiz makinanıza çiçek gibi bakar diyen şirket yalancıdır
Bizim masraf diye ayırdığımız bir kuruş gerçekleşen masrafın onda birini karşılamaz

Uzun lafın kısası bizim on kuruş diye hesapladığımız iş ya "iş" değildir ya da on kuruşa yapılamaz çünkü parayı gereken diğer kaynaklara çeviremeyiz. Öyle olunca da hem biz mutsuz oluruz hem de bize para veren "Yandı paracıklarım" diye feryad eder.

Haftalardır iş tanımı ve strateji diye anlatmaya çalışıyorum. Okurlar hatırlıyacaklardır eğer bir işletmede hangi işin kritik olduğunun kararı iş tanımı ve stratejiye bağlanmamışsa iş tanımı ve strateji duvar süsü olarak kalırlar. Zaten iş tanımı ve strateji yapmadan hangi işin kritik iş olduğunu tayin edecek bir ölçüt te bulamazsınız. Mali kaynak istenen işin "iş" olmaması konusuna bu nedenle ileride tekrar döneceğim ama şimdilik şu kadarını söyliyeyim: Rekabet gücünü arttırma, markalaşma, pazar genişletme, dış pazarlara açılma falan gibi başlıklar işletme işleri değillerdir.  

Bu nedenle yukarıda saydığım yanılgıları iki başlık altında toplayabiliriz. Birincisi, yapılması için mali kaynak istenilen "işin" iş olmaması ikincisi de mali kaynağın çevrilebilirliği varsayımının yanlış yapılması. Para isteyen bunları doğru yapacak ki mutsuz olmasın! Para veren de bu kararların doğruluğunu iyi denetliyecek ki "Yandı paracıklarım" diye feryad etmesin.

Bu iki konuda da kişisel tecrübem yanlışların doğrulardan çok daha fazla olduğu yönünde. Yani para isteyenlerde bu konudaki bilgi ve beceri çoğu kez ya yetersiz ya da, o konuyu da haftaya inceliyeceğiz, bunların para verenler tarafından denetlenmesinin pratikte uygulanma olanağı yok. 

Ben sayın bakana para verenlerin böyle bir uygulamayı yapma olanakları olmadığı için "Millete eziyet etmeyin" demiştim yoksa vallahi komünistlikten değil. Haşa!
Sağlıcakla kalın