Paranın rotasında radikal değişim
İçeride Merkez Bankası’nın faiz indirimleri, çift haneli enflasyon, güven açığı, enflasyon hafızası ve siyasal belirsizlik; dışarıda jeopolitik riskler, küresel ekonomide yavaşlamanın devam etmesi ve savaşın yayılma olasılığı ile girilen 2026 yılında paranın rotasında radikal değişim bekleniyor.
Küresel finans sistemindeki köklü değişimin işaretleri ile 2025’in özellikle ikinci yarısından itibaren tüm dünyada hızla yükselişe geçen altın fiyatlarının bu seyri 2026 yılı boyunca da devam ettirmesi genel beklentiyi oluştururken, Türkiye’de devam etmesi beklenen faiz indirimlerinin sabit faizli TL enstrümanların cazibesini azaltacağı öngörülüyor. 2026 için genel öngörü, faizde bekleyerek zenginleşme döneminin kapanacağı, altın merkezli portföy çeşitlemesi ile riski dağıtanların kazançlı çıkacağı yönünde. Uzmanlar 2026’da Türkiye’de TL’nin görece değer kaybı riskiyle karşı karşıya kalabileceğini, bu nedenle döviz, altın ve gerçek değer üretebilen varlıklara yönelimin, sabit getirili TL enstrümanlara kıyasla daha avantajlı olacağını belirtiyor.
“Faiz indirimleri sürecek”
Merkez Bankası politika faizinde Aralık 2024’te başladığı indirim sürecini, arızi biçimde ortaya çıkan iç ve dış olumsuz gelişmeler nedeniyle aksamalı da olsa 2025 boyunca sürdürdü. İlk indirim öncesi yüzde 50 düzeyinde bulunan politika faizi, Para Politikası Kurulu’nun en son 11 Aralık toplantısında yüzde 38’e kadar indirildi. Böylece son bir yılda politika faizinde 1200 baz puanlık indirime gidilmiş oldu. PPK’nın 2026 takviminde şu an 22 Ocak ve 12 Mart toplantı tarihleri biliniyor. Ancak toplantıların yıl boyunca sürmesi bekleniyor. Çeşitli yabancı banka ve piyasa beklentilerine göre 2026 sonunda politika faizinin yaklaşık yüzde 25–30 civarına düşmesi öngörülüyor.
Faiz–enflasyon makası
Analistlerin beklentisine göre politika faizi ile enflasyon arasındaki makas 2026’da giderek daralacak. 2026-2028 Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 için tüketici fiyatları (TÜFE) bazında enflasyon hedefi yüzde 16 olarak yer alıyor. HSBC raporu, 2026 sonunda TÜFE’nin yaklaşık yüzde 20 civarına gerileyebileceğini öngörüyor. IMF’nin Dünya Görünüm veri setinde yüzde 22 düzeyinde öngörülen söz konusu oran, Merkez Bankası’nın aralık ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yüzde 23,35 olarak ölçüldü. Buna göre çift haneli tüketici enflasyonunun 2026’yı, tüm faktörlerin stabil seyredeceği varsayımına dayalı normal koşullarda yüzde 20’nin biraz üzerinde kapaması güçlü olasılık.
Bankaların TL mevduat faizlerini politika faizi paralelinde düşürmesi durumunda ise hâlâ çift haneli kalacak enflasyona göre ve vergiler sonrası net reel faiz getirisinin düşeceği veya negatif kalabileceği, bu durumda sabit faize dayalı TL finansal araçların cazibesini yitirebileceği belirtiliyor.
Altında 2025’teki yükselişin nedeni
2025’e 2.700 dolar dolayında başlayan altının ons fiyatı, özellikle ikinci yarıda hızlanan artışlarla yılın son haftasına girerken 4.400 doları aştı. Bu yükselişin arkasında Fed faiz indirimi beklentileri, zayıf dolar, jeopolitik riskler ve dünya merkez bankalarının yüklü altın alımları bulunuyor. Ulusal ve uluslararası ekonomi çevrelerinde, uzman görüşleri ve ekonomik raporlarda, altında bu yıla damgasını vuran çarpıcı hareketin nedenleri olarak şu faktörler sıralanıyor:
-Dolar mutlak rezerv para olmaktan kademeli çıkıyor
-Merkez bankaları bilinçli ve yapısal biçimde altın biriktiriyor
-Bretton Woods sonrası kurulan finansal mimari çatırdıyor
-Altın artık sadece “kriz varlığı” değil, sistemsel dayanak rolüne geri dönüyor.
Altında ralli 2026’da da sürecek mi?
Altında bu yılki hızlı yükselişin 2026’da da devam etmesine kesin gözle bakılıyor. Dünya Altın Konseyi gibi kurumlar da küresel belirsizlik ve jeoekonomik risk orta-mında altının 2026’da da güçlü talep görmesini bekliyor. Yüksek jeopolitik risklerin stabil, küresel büyümenin zayıf kalacağı, merkez bankalarının alımla-rının devam edeceği, Fed’in faiz indirimlerinin süreceği varsayımına dayalı baz senaryoda altının ons fiyatının 2026’da yüzde 40-50 artacağı öngörülüyor.
Jeopolitik risklerde beklenenden fazla artış (savaşın yayılması, enerji krizi vb.), Fed faiz indirimlerinin daha agresif olması, doların hızlı zayıflaması, merkez bankalarının daha fazla altın rezervi edinmesi olasılığına ilişkin senaryoda yüzde 25-30; jeopolitik risklerin beklenenden düşük kalması, beklenen faiz indirimlerinin yapılmaması, doların beklenenden güçlü kalması gibi varsayımlara dayalı senaryoda ise yüzde 20-25 artış tahmini yapılıyor.
'Kur şoku' riski var mı?
Üretim, teknoloji, kapasite artırımı gibi amaçlarla gelen doğrudan yabancı sermaye ve son yıllarda yabancıların konut alımları da azaldığı için Türkiye, dış kaynak gereksinimini karşılamada büyük oranda carry trade yatırımlarından yararlanıyor. Yüksek TL faiz ve görece stabil kur sayesinde kısa vadede spekülatif kazanç elde eden bu fonlar, ilk sarsıntıda çıkmaya hazır geçici misafir konumunda. Fon akışlarının devamı için kurlar baskılanarak TL reel bazda bilinçli olarak değerli tutuluyor.
Bu sayede; döviz talebi baskılanıyor, rezervler geçici rahatlıyor, enflasyon algısı törpüleniyor, “normalleşme” algısı güçleniyor. Ancak kur-enflasyon makası açılıyor, TL yapay olarak pahalanıyor, ihracatçı baskılanıyor iç üretim ithalata bağımlı kalıyor. Gelecek için baskıyı büyüten bir sürece yol açtığı için bu politikanın sürdürülebilirliği tartışılıyor. Zamanlaması kestirilemeyen bir noktada baskılamaya son verilerek kurdaki hareketin serbest bırakılacağı öngörüsü yapanlar ve bunu iddia edenler giderek çoğalıyor.
Japonya’nın politika değişikliği ve “carry trade” yıllardır sıfıra yakın / negatif faiz uygulayan Japonya carry trade’in merkezi konumunda. Japon Yeni hala en ucuz fonlama parası durumunda. Yen borçlanan yatırımcılar Türkiye gibi yüksek faizli ülkelere yatırım yapıyor, kurun stabil kalması sonucu aşırı yüksek getiriler elde ediyorlar. Türkiye, bu zincirin en uç ve en yüksek getirili halkası konumunda.
Ancak son dönemde Japonya, küresel piyasalardaki yatırımları ülkeye geri çekmek amacıyla radikal bir politika değişikliğine gitti. Düşük ya da negatif faize 2016’dan beri devam eden Japon Merkez Bankası, 19 Aralık’ta politika faiz oranını yüzde 0,50’den yüzde 0,75’e yükseltti. Yükseliş sürecinin ilk artırımı olan bu kararla, Yen’in faizi 30 yılın en üst düzeyine çıkmış oldu.
Japonya’nın faiz artırımlarının devamı durumunda, Yen’le borçlanmak ucuz olmaktan çıkacak. İki ülke faiz oranları arasında henüz çok açık olan makasın giderek daralması ve Türkiye’de kurların rahat bırakılması olasılığında, Yen’e dayalı carry trade fonlar için Türkiye’nin cazibesini yitirebileceği belirtiliyor. Bu durumda Yen borcu olan yatırımcıların pozisyon kapamak için TL varlık satıp Yen alması, zincirleme etki ile Türkiye’nin bu alandaki kaynak temin kolaylığını yitirebileceği öngörülüyor. Ancak bu sürecin ani mi, yavaş mı, sermaye çıkışının “sızıntı” şeklinde mi tümden “kopuş” mu olacağı henüz belirsizliğini koruyor. Söz konusu fonların Türkiye’ye ilgisinin sonlanması durumunda, kurları baskılamanın da anlamını yitireceği, bu sürecin Türkiye’ye “orantısız büyük etki” yapabile-ceği dile geti-riliyor.
2026 için yatırımcıya kritik uyarılar
1- Tek sepete koyma!
TL, döviz, altın birlikte olmalı.
2- Uzun vadeli sabit faizden kaçın! Faiz–enflasyon uyumsuzluğu riski yüksek.
3- Hisse seçimi “hikâye” değil, bilanço! Borçluluk, döviz pozisyonu, nakit akışı kritik.
4- Jeopolitik risk = Altın sigortası!
Altın portföyde her senaryo için gerekli.
