Parti iktidarı için değil, ülke iktidarı için…
Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığa seçilmesiyle CHP'de bir değişim yaşandı. Kılıçdaroğlu "Halka dokunan" çok gezen bir siyasi lider olarak alışılmış CHP imajının dışına çıkarken, parti iktidarı için değil, ülke iktidarı için bir model oluşturmaya çalıştı. Ama parti içindeki ikili yapı, Genel Sekreter hakimiyeti, yer yer kendisini sözlerinin arkasında duramayan bir konuma düşürdü. Şimdi Sav ve Kılıçdaroğlu'nun yollarının ayrıldığını görüyoruz. Bu yeni bir Kurultay gerektirir ve parti yönetimini ikili yapıdan uzaklaştırır.
CHP'nin uzun süredir kamuoyundaki algısı parti yönetiminin ve parti içi muhalefetin parti içi iktidarı önemseyip, ülke iktidarı için projeye sahip olarak, ülke iktidarını amaçlamadığı yönündeydi. Türkiye'nin en köklü partisi olan CHP ne kendi tabanı tarafından, ne de ülke kamuoyu tarafından iktidar alternatifi olarak görülmüyordu. Partiyi uzun süre iktidara getiremeyen yönetim kadrolarının parti içi yapı demokratik olmadığı için değişebileceği de düşünülmüyordu.
7 kez seçim kaybeden eski Genel Başkan Deniz Baykal ile Genel Sekreter Önder Sav, Cumhuriyet değerlerini koruyan "Kalıplaşmış" söylemleriyle bütün bu kayıplara karşın, yönetimdeki yerlerini, koltuklarını koruyabiliyorlardı. Bunda ülke yönetimdeki sağ iktidarlara karşı duyulan "kuşku" da etkin oluyordu. Projesi ve değişim talebi olmayan, iktidara karşı "Reddiyeyi" esas alan bir söylem ile iktidarı amaçlamayan muhalefeti kaybetmeyen bir CHP söz konusuydu.
Deniz Baykal'ı istifa ettiren "Kaset skandalı"nın ardından parti yönetimindeki zorunlu değişiklik ile beklenmedik bir anda Kemal Kılıçdaroğlu, parti genel Baykanlığına seçildi. Ama bu seçim Genel Sekreter Önder Sav ile ortaklık içersinde gerçekleşti. Bu nedenle parti tabanına hakim olan Sav'ın ağırlığını taşıyan bir Parti Meclisi oluşurken, Kılıçdaroğlu ise ön yargısız daha önce Baykal'a karşı aday olan iki ismi ve Prof. Sencer Ayata gibi bazı yeni isimlerinin parti meclisi içersinde yer alması isteğiyle yetindi. Genel Başkan olmasının hemen ardından da referandum süreci de başladığı için, daha önceki CHP yönetimlerinde görülmeyen bir "Halka dokunma" çabası ile Anadolu gezilerini başlattı. Bu dönemde Sav, kampanya için " Harcayacak paramız yok" gibi engellere girişmenin yanında, Kılıçdaroğlu'nun bazı yeni açılım taşıyan söylemleri karşısında, bir parti içi muhalefet oluşmasında da etkin rol oynadı. Bu dönemde parti içersinde bir "İkili yapı" ortaya çıkmasına dışa karşı "Beraberiz" söylemi sürdürüldü. Sav, konuşmayan, Kılıçdaroğlu bazı sözlerinin, parti içinden gelen sert muhalefet nedeniyle arkasında duramayan bir görünüm sergiledi.
Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olması ardından CHP'nin değiştiği ve iktidar isteğinin gündeme geldiği yapısıyla anketlerde oyunun yüzde 20'lerden, yüzde 30'lara doğru yükseldiği belirtiliyordu. İkili yapının doğurduğu Kılıçdaroğlu'nun "sözlerinin arasında duramaz" görüntüsü anketlerde CHP oylarının yine yüzde 20'lere doğru gerilediğine işaret ediyordu.
Yargıtay başsavcısının tüzükle ilgili uyarısı üzerine ise, parti içindeki ikili yapıda çatışma gündeme geldi. Kılıçdaroğlu, Sav'ın genel sekreterlikten ayrılmasının ardından talep ettiği, genel sekreterlik benzeri Teşkilatlanmadan, örgütten sorumlu genel başkan yardımcılığı isteğini kabul etmeyip, onu Hukuk işlerinden sorumlu başkan yardımcısı yapacağını söylemesi, son 48 saat içersinde yaşadığımız çatışmaya neden oldu. İstenmeyen söylemler gündeme geldi.
Doğaldır ki, bu ikili yapı bir süre sonra Kurultayı gerekli kılacaktır. Çünkü, Sav'ın ağırlığındaki bir parti meclisi ile Kılıçdaroğlu'nun 8 ay kalan seçim döneminde liderliğini ortaya koması mümkün değildir. Önce Yargıtay Başsavcısının kararı gündeme gelecektir. Bu karar kuvvetli bir olasılıkla kendi önerisine uyup parti yönetimini Tüzük uyarınca yenileyen Kılıçdaroğlu lehine olacaktır. Ama bu da yeterli olmayacağı için yeni bir Kurultay gerekecektir.
Bütün bunlar CHP'nin parti üyeleri ve seçmeni ile bir diyalog içersinde parti içi demokrasiyi işletecek bir modelde kurultay yapılmasına imkan verirse, o zaman CHP gerçekten "köhneleşmiş söylemle" parti içi iktidarda kalmayı önde tutan parti yönetimini terk edip, sosyal demokrasi adına iktidar olmak isteyen bir yapıya kavuşabilecektir. CHP'nin ülkemiz siyasetinde kaybedilmemesi gereken bir unsur olduğuna inanıyorum. Ancak, bu dönemde değişerek ülkemize proje üreten, projeli muhalefet yapan bir parti olmasıyla, iktidarı amaçlar hale gelebileceği düşüncesindeyim.