Petrol risk mi yanılsama mı?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Son haftalar­da piyasalar­da en çok konu­şulan konu şüp­hesiz Orta Doğu ve bu eksende petrol ve petrol odaklı enflas­yon riski. İran ile ABD-İsrail ge­rilimi, Hürmüz Boğazı üzerin­den ortaya konan senaryo­lar, yatırımcıların dikkati­ni petrol fiyatlarına çevirdi.

Bugün yapılan analizlerde petrol önemli bir değişken. Uzlaşma haberleri piyasa­lar için önemli bir rahatla­ma göstergesi olsa da, bir süredir savaşın yarattığı ka­os ortamı merkez bankala­rı (MB) para politikalarına yansımaya başlamıştı. Ni­tekim son dönemde ener­ji fiyatlarında yaşanan yük­seliş, küresel dezenflasyon sürecine ilişkin soru işaret­lerini yeniden gündeme ge­tirdi. Avrupa Merkez Ban­kası, haziran ayında politika faizini 25 baz puan artırdı.

TCMB faizlerde değişikliğe gitmedi, ancak enerji fiyat­ları, enflasyon ve cari den­ge görünümü açısından te­mel risk unsurlarına dikkat çekti. Bu yazının yazıldı­ğı esnada henüz FED kara­rı bilinmese de yeni başkan Warsh’ın sağlanan uzlaşma ortamında ne kadar güver­cin kalacağını göreceğiz. Bu tablo, petrolün ekonomik sistem üzerindeki etkisinin güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak bugün sormamız ge­reken soru şu: Gerçekten de dünyanın en büyük ekono­mik riski halen petrol mü?

Petrol harici belirsizlikler

Uzlaşma haberleri piyasa­ları rahatlattı. Fakat uzlaş­ma olsa bile, küresel değer zincirlerindeki dönüşümün farklı riskleri de beraberin­de getireceğini vurgulamak gerekir. Çin'in yükselişi, BRICS ülkelerinin genişle­mesi, bölgesel ticaret blok­larının güçlenmesi ve stra­tejik sektörlerde artan ko­rumacılık bu dönüşümün önemli göstergeleri arasın­da yer alıyor. Bu nedenle ye­ni dönemde belirleyici un­surlar ülkelerin dönüşen jeoekonomik düzende na­sıl konumlanacağı olacak. Ticaret savaşları, teknoloji rekabeti, kritik mineralle­re erişim mücadelesi, yarı iletken üretimi, siber gü­venlik tehditleri ve jeopoli­tik bloklaşma yeni dönemin temel risk alanlarını oluş­turuyor. Bunu rakamlar da destekliyor.

Teknoloji girdileri pazarında devasa büyüme

Yarı İletken Endüstrisi Birliği (SIA) verilerine gö­re küresel yarı iletken pa­zarının büyüklüğü bugün 800 milyar doları aşarken, bu ivmenin yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarını da trilyon dolarlık bir eko­sisteme dönüştürmesi bek­leniyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre, temiz enerji teknolojilerine yapılan yıl­lık yatırım, 2025 yılı rakam­larına göre ilk kez fosil yakıt yatırımlarının yaklaşık iki katı ile belirgin şekilde üze­rine çıkmış durumda.

Bu durum, küresel ekonomi­de stratejik önceliklerin de­ğiştiğini gösteriyor. Bir za­manlar enerji güvenliği bü­yük ölçüde petrol ve doğal gaz arzı üzerinden tanım­lanırken, bugün çip üretim kapasitesi, veri merkezleri, batarya teknolojileri ve kri­tik minerallere erişim de en az enerji kaynakları kadar önem taşıyor. Dolayısıyla ülkeler artık yalnızca petrol arzını değil, teknoloji üreti­mini ve tedarik zincirleri­ni de güvence altına almaya çalışıyor.

Nadir toprak elementleri: Hürmüz'den 9 kat büyük risk. . .

Nadir toprak elementleri ise bu riskin belki de en kes­kin yaşandığı alanlardan bi­ri. Çin'in Nisan 2025'te uy­gulamaya koyduğu ihracat kontrolleri sonrası, bazı na­dir toprak elementlerinin sevkiyatı önceki 12 aya kı­yasla yaklaşık %50 azaldı. IEA'nın değerlendirmesi­ne göre, Çin'in ihracat kont­rollerinin tam uygulanma­sı halinde diğer ülkelerde yıllık 6,5 trilyon dolara ka­dar ekonomik faaliyet risk altına girebilir – bu rakam, Hürmüz Krizi'nin petrol ar­zı odaklı tahminen 700 mil­yar dolarlık küresel büyüme maliyetinin yaklaşık 9 katı.

Sonuç olarak, petrol fiyat­larındaki gerileme kısa va­deli bir rahatlama sağlasa da, küresel ekonominin risk haritası artık tek bir emtia veya tek bir boğaz üzerin­den okunamıyor; teknoloji, veri, kritik mineraller ve te­darik zincirleri, yeni döne­min asıl belirleyicileri ola­rak öne çıkıyor.

Finansal sistemde dönüşüm ve altın

Merkez bankalarının re­zerv davranışları da bu deği­şimi doğruluyor. Son yıllar­da birçok ülke rezervlerini çeşitlendirme stratejisine yöneldi. 2000'lerin başın­da doların küresel rezerv­lerdeki payı %70'lerin üze­rindeyken, bu oran 2025’te %60'ların altında (IMF). MB’lerin son 2-3 yılda al­tına yönlenmeleri, finan­sal sistemde önemli bir dö­nüşüme işaret ediyor. Son rakamlara göre, G7 içinde ABD ve büyük Avrupa eko­nomilerinde MB’lerinin re­zervleri içinde altının payı %65-80 bandına ulaşırken, Japonya (%7) gibi istisnalar bu ortalamayı aşağı çekiyor.

Gelişen ekonomilerde ise farklılık göze çarpıyor. Bu oran, Rusya’da %30 ve Hin­distan’da %10 seviyelerin­de. Çin’de de resmi rakam­lar %10’luk bir altın rezervi tutma oranına işaret etse de altın yatırımının bunun çok üzerinde olabileceğinin de altı çiziliyor.

Özetle, dünya dolar mer­kezli sistemden kopmasa da, onu tek dayanak noktası olarak da görmüyor. Merkez bankalarının artan altın ta­lebi, belirsiz bir küresel dü­zene hazırlanıldığını gös­teriyor. Yeni dönemde eko­nomik güç yalnızca enerji kaynaklarıyla değil; tekno­lojiye, kritik minerallere, veri altyapılarına ve güçlü rezerv yapılarına sahip ol­makla da ölçülecek. Bu ne­denle ülkeler petrolü izle­meyi sürdürürken finansal güvenliklerini altına dayan­dırıyor. Belki de bu yüzden piyasalar bugün petrolü ko­nuşsa da aslında tüm bu be­lirsizlikleri fiyatlıyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.405,25 0,00 %
Dolar 48,4773 0,03 %
Euro 56,4721 0,26 %
Euro/Dolar 1,1640 0,14 %
Altın (GR) 6.834,57 0,24 %
Altın (ONS) 4.404,20 1,12 %
Brent 97,7015 0,05 %