Piyasa olanları hafife alıyor
Yatırım yaparken getiriyle beraber dikkate alınması gereken başat faktör risktir. Riskin çeşitli tanımları yapılabilir ama tasarrufunun alım gücünü korumaya ya da bir miktar artırmaya çalışan bireysel yatırımcı için risk yatırımlarının reel olarak değer kaybetmesidir.
Finansal piyasaların kendi içinde doğası gereği olan risklerin yanında bir de dışsal şoklara bağlı risklerle karşı karşya kalırız. Bunlardan biri de siyasi ya da jeopolitik şoklardır. Geçen yıl bunu en yakından yaşayan ülkelerden biri Türkiye oldu malumunuz. Bu yıl da küresel ölçekte bir riskin realize olmasıyla başladı.
ABD güçleri Venezuela’ya girip tereyağından kıl çeker gibi Başkan Maduro’yu aldılar. Tarihte benzerine az rastlanır bu olayın finansal piyasalar üstündeki etkisi çok sınırlı oldu. Petrol fiyatlarında çok sınırlı bir hareket dışında herhangi bir etki görmedik desek yeri var. Aslına bakarsanız geçen yıl da İran-İsrail üzerinden benzer durumların yaşandığı dönemlerde yine finansal piyasa etkilerinin sınırlı kaldığını görmüştük. Belli ki piyasalar bölgesel kalacağını düşündüğü uluslararası problemlere çok da büyük bir önem atfetmiyor.
Çin faktörü dikkate alınmalı
Başkan Maduro’nun alınmasının, kendisinin Çin heyetiyle olan toplantısından hemen sonra gerçekleşmiş olması kritik bir detay. Diplomatik anlamda Çin’in ABD karşısında bir kaybı olarak not edebiliriz bu durumu. Belki zamanlama ABD tarafından özellikle böyle tayin edildi. Bizim uzmanlığımız bu değil ama belli ki Çin’in diplomatik konularda ABD’ye yetişmesi için daha yolu var. Yaşananlara fiyatlama tepkisinin sınırlı olmasının bir nedeni de Venezuela’nın dünya ekonomisi için öneminin oldukça düşük olması. Petrol ve diğer yer altı zenginliklerinin önemi dışında major etki yaratacak bir unsur yok ortada.
Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasına ragmen(ki o konunun da tartışmalı olduğu ortaya çıktı.) dünya üretimindeki payı ihmal edilebilir seviyede. Benzeri eylemlerin Güney Amerika’nın diğer ülkelerine ve Grönland’a sıçraması bana kalırsa en büyük risk. Bu riskin gerçekleşme ihtimali ne derseniz, çok da küçük diyemeyiz. Zira Başkan Trump kendi ağzıyla bu yönde adımlar atabileceklerini belirtti. İşte böyle bir durumda öyle sanıyorum ki piyasalar yaşananları bu kadar sakin karşılamayacaktır.
Her ne kadar Çin’in Venezuela’dan ithal ettiği petrol kendisi için çok kritik boyutlarda olmasa da diğer bazı ilişkiler üzerinden Venezuela ve diğer Güney Amerika ülkeleri Çin için kritik öneme sahip. Bunları 4 başlıkta toplayabiliriz; bir tanesi karşılıklı ticaret, diğeri ilgili ülkelerdeki altyapı, enerji yatırımlarındaki Çin’in payı, bir diğeri biraz da bağlantılı olarak Çin’in ilgili ülkelere açtığı krediler, ve sonuncusu da Güney Amerika ülkelerinin nadir metaller başta olmak üzere önemli yer altı zenginliklerinin baş alıcısının Çin olması. Zaten bu konular ABD’nin de malumu olduğu için Trump müdahale sonucu ilk açıklamalarında Çin’e referansta bulunarak petrol akışında sorun olmayacağını belirtti.
Güvenli limanlar hâlâ alternatif
Her ne kadar Trump’ın açıklamaları bu yönde olsa da gelecekte ABD’nin bu bölgede Çin’in çıkarları hilafına hareket etmeyeceğinin bir garantisi yok. Bu sebeple de bu aşamaya kadar Çin eli kolu bağlı durmayacaktır. Neler olabileceğini şimdiden kestirmek zor ama suyun yavaş yavaş ısındığı da aşikar. İşte böyle bir durumda piyasalardan aynı itidali beklemek pek yerinde olmayacaktır. Bu ihtimaller masadayken de altın gibi güvenli limanların değer kazanmaya devam etmeleri sürpriz olmaz.