Politik psikolojiyle krizler çağını okumak

Dünyada belir­sizliğin, kuşku­nun, tanımsızlığın egemen olduğu pus­lu bir “krizler çağı” yaşanıyor. Bildiği­miz değerler, norm­lar, kurumlar yerle yeksan olmuş vazi­yette. Büyük aktör­ler arası rekabetin yansıması bölgesel çatışmalar gibi görünse de etkileri bakı­mından bir küresel savaşlar dö­nemini yaşıyoruz. Ekonomik dalgalanmalar, enerji havzala­rındaki ve lojistik hatlardaki re­kabet, nadir mineraller üzerin­de egemenlik arayışı ve tekno­lojideki yarış gözle görünmez bir hız kazanmış durumda. Ta­rihini yazmaya yetişemeyece­ğimiz kadar akışkan bir değişim ve dönüşüm dönemindeyiz.

Bu yıkım dönemi ne kadar sürecek ve yerine inşa edilecek şey nedir şimdilerde net görün­müyor ama her sektördeki, her katmandaki değişimi diğerin­den bağımsız olarak açıklama­ya çalışmak ciddi bir hata olur. Uluslararası ilişkiler alanında artık tek laboratuvarımız tarih değil. Dünya siyaseti sadece güç kapasiteleri, jeopolitik rekabet ya da devletler arasındaki he­gemonya mücadelesi üzerinden okunamıyor. Artık sosyolojiden teknolojiye, coğrafyadan mate­matiğe, felsefeden psikolojiye uzanan ve bilim, ilim, sanat adı­na bildiğimiz ne varsa masaya sürmek zorundayız. Dünya tek boyutlu olarak anlaşılması im­kansız bir hız, derinlik ve çe­şitlilikle değişiyor. Üstelik hep­sinden daha derinde en görün­mez katmanda da devrimsel bir dönüşüm süregitmekte: İnsan zihni. Dünyayı algılama biçimi­miz, çevresel faktörlere karşı hassasiyetimiz, incinebilirliği­miz artık daha farklı. Dönüşü­yoruz ve hatta çok daha radikal bir biçimde dönüşeceğiz.

Politik psikoloji üzerine

Ben epeyce zamandır yazıla­rımda ve yorumlarımda analiz ettiğim her konuyu çalıştığım alanın, yani politik psikoloji­nin perspektifinden değerlen­dirmeye çalışıyorum. Ulusla­rarası ilişkiler alanı bir süredir bu tip farklı açılımlarla açıkla­yıcı özelliğini genişletmeye ça­lışıyor; zaten başka da çare yok. Zira bildiğimiz uluslararası iliş­kiler teorileri ne tek başlarına ne de birlikte yeterli derinliğe ulaşamıyor. Tam da bu yüzden uluslararası ilişkilere disiplin­ler arası bir alan diyoruz; tıpkı politik psikoloji gibi.

Siyasi olayları analiz eder­ken sorularımız genelde şöyle: Bir lider neden liderleşir, ne­den seçilir; onu seçen toplulu­ğun psikolojik motivasyonu ne olabilir? Milyonlarca insandan oluşan bir kitle bazen bir psi­kopatın arakasında hizalanma­yı bile nasıl başarır? Nasıl Hit­ler olunur; nasıl Hitler’e des­tek olunur? Toplum korku ile yüzleştiğinde ne tür bir siyasal reaksiyon verir, kaygı ile dol­duğunda nasıl davranır? Bir toplum neden kendisine ait ol­mayan bir savaşa razı olur ya da kendi savaşına karşı çıkabilir? Bir rejim neden irrasyonel çı­karların peşine düşer? Soykı­rım, katliam gibi korkunç savaş suçları nasıl olur da sıradan in­sanlar tarafından işlenir. Kitle­sel travmalardan çıkış var mı­dır; ne tür sonuçları olur? ve­saire. Bu tip soruların cevabı yalnızca jeopolitikle, hegemon­ya mücadelesiyle açıklanamaz kuşkusuz. Psikolojik faktörle­rin siyasi sonuçları vardır ve analiz yaparken bunlar da mut­laka devreye alınmalıdır.

Toplumlar tıpkı canlı orga­nizmalar gibi bir zamanın ve mekanın içerisine yerleşiktir. Yalnızca bugünü yaşamazlar; geçmişin yükünü omuzladık­ları gibi geleceğin umudunu da taşırlar. Kimi zaman yüzyıllar önce yaşanmış bir travma, bu­günün siyasetinde ve geleceğin inşasında hâlâ belirleyici olur. Bu yüzden bazı çatışmalar as­la çözülmez gibi görünür; dip­lomasi masasında hangi taviz­ler verilirse verilsin, barış her iki tarafa da ne kadar katkı ya­parsa gerçek bir barışma sağ­lanamaz. Zira çözülmeyen şey aslında politik değil, psikolo­jiktir. Bu yüzden politik psi­koloji perspektifi yalnızca bir analiz aracı değil, aynı zaman­da bir erken uyarı sistemi gibi de çalışır. Krizler de çoğu za­man maddi koşullar olgunlaş­tığında değil, algılar radikalleş­tiğinde patlak verir.

Nevitt Sanford Ödülü

Bugünkü yazımda benim için çok önemli bir ödülün haberi­ni de vermek istedim. Politik psikoloji alanının kurucu örgü­tü olarak tanımlayabileceğim ISPP (Uluslararası Politik Psi­koloji Derneği), 2026 Nevitt Sanford ödülüne beni layık gör­dü. Benim açımdan bu uzun yıl­lardır alanın gelişimi için verdi­ğim emeğin takdir edilmesi an­lamında büyük bir gurur.

Daha önce bu ödülü alan isimlere baktığımızda da disip­linlerarası çalışmalarıyla ünlü büyük isimlerin olduğunu gör­mek ayrıca memnuniyet veri­ci. Ralph Dahrendorf’tan Ole Holsti’ye, Robert Jervis’ten Jerrold Post’a, Philip Tetlo­ck’tan Vamık Volkan’a uzanan yelpazede farklı bilimsel di­siplinlerden önemli isimler bu ödülü almış. Ben de uluslarara­sı ilişkiler alanından bu yola gi­renlerden birisi olarak çeşitlili­ğe katılmışım.

Direktörlüğünü yaptığım Üs­küdar Üniversitesi Politik Psi­koloji Merkezi şimdilik alanın­da tek ama diğer üniversite­lerde de bu alana yoğun bir ilgi oluştuğunu görmek de mutlu­luk verici. Artık politik psikolo­ji dersi müfredatların ayrılmaz parçası. Yüksek lisans programı açan, bu konuda dergiler yayın­layan üniversitelerimiz de var. Bu alanda çalışanlar olarak el­birliği ile mücadele edip genç­lerin önünü açmak bundan son­raki vazifemiz.

Yazara Ait Diğer Yazılar