Popülizm sallanıyor

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Dünyanın 21. yüzyılın ilk çeyreğini ekonomik ve siyasi karmaşanın içinde geçirmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta karmaşayı kaos olarak da nitelendirebiliriz. Savımızı desteklemek için iki gün önce ABD Temsilciler Meclisi’nin Türkiye’ye yönelik aldığı kararları gösterebiliriz. Karar metinlerini okuduğunuz da ABD Meclisinin bile gayri ciddiyetsizliğe mahkum olduğunu görüyorsunuz.

Trump Popülizm Tuzağında

Türkiye için ABD veya başka ülkelerce bu aralar yürütülen, ülkemizde de tepki çeken uygulamaları bize karşı alınan düşmanca tutum olarak görüp yerden yere vurmak mümkün. Nitekim birçok kişi ve kurum bunu yapıyor. Ancak yaşananlar bu kadar basite indirgenemez. Çünkü bu tür uygulamalara girişen ülkeler ve onların liderleri bir tuzağın içine düşmüş durumdalar. Tuzağın adı da “popülizm”.

Popülizm, halkın hoşuna giden politika uygulamaları olarak tanımlanabilir. Yaptığımız tanımlama oldukça kibardır. Daha kaba tanımlamaları rahatlıkla kitaplarda, internetten bulabilirsiniz. Popülizm siyasal erkin, siyasi partilerin kolaycılığa kaçışıdır. Üstelik bu kaçış prim yapıyorsa adeta vazgeçilemez bir şekilde her siyasi partiyi/lideri içine çekebiliyor.

Popülizmin ilk uygulaması 19.yüzyılın başlarında Rusya’da görüldü. Ancak hiç 2008 krizi sonrasındaki kadar revaçta olmamıştı. Kriz ile birlikte neoliberal politikaların iflas ettiğinin iyice belirginleşmesi kimi ülkelerde sağcı popülist partileri (ABD, İngiltere, Avusturya, Fransa gibi), kimi ülkelerde solcu popülist partileri (Yunanistan, Brezilya gibi) iktidara taşıdı.

Avrupa’da popülist partiler işsizliği ve gelir dağılımındaki bozukluğu kullanarak politikalarını yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı ve İslamofobi üzerine kurdular. İşe de yaradı. Sağcı partileri iktidara taşıdı, iktidarda olanların yerlerini sağlamlaştırmalarını sağladı.

Bu partiler siyasette sağcı, ekonomi politikaları açısından liberal geçinmelerine karşı, uygulamada ilkel merkantilizme sarıldılar. Bunun en güzel örneği de ABD Başkanı Trump ve partisi oldu. Yeni popülist dalga geçmiş uygulamalardan farklılık göstermekte. Burada üç önemli değişiklik öne çıkmakta:

• Bu dönemde siyasal çatışma alanlarının boyutları değişti. Sol ve sağ arasındaki geleneksel ekonomik ve yeniden dağıtım çatışması azaldı. Onun yerine, milliyetçi ve sosyal açıdan muhafazakar, kozmopolit ve konumlar/kurumlar arasında yeni bir çatışma ortaya çıktı.
• Geleneksel sosyal demokrat partilere verilen destek azaldı ve yeni partiler ortaya çıktı. Bu partiler siyasi çatışmanın yeni boyutunda konumlanarak hızlı bir şekilde en azından oy açısından fikir birliği sağladı.
• Sözde popülistler olarak adlandırılan bu yeni partilerin birçoğu, ülkenin yerleşik değerlerine ve kurumlarına karşı, anti seçkinci bir tutum sergilemekte.

Bu değişiklikler birbiriyle ilişkilidir. Kimi ülkelerde geleneksel partiler, parti içinde bu değişiklikleri engelleyeceklerine politik vaatlerini bu yeni boyutlara göre ayarladılar.

Ancak son birkaç aydır Hong Kong’dan, Şili’ye değin uzanan gösteriler, Brexit sürecinde yaşananlar, Trump’ın çaresiz tweet yağmuru, yaşanan sağcı popülist dalganın sonunun geldiğini göstermekte.

Şimdi önemli olan, bunların yerine sol ya da daha yeni/köktenci popülist partiler mi iktidara gelecek, yoksa seçmen de, partiler de akıllarını başına alıp popülizm tuzağından kurtulacaklar mı? İkinci olasılık gerçekleşir ise, dünya için nihayet “Bu da sona erdi” diyebiliriz. İlk olasılık gerçekleşir ise ne yazık ki yine kötü rüyalara devam diyeceğiz.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Altınla dans 13 Kasım 2020
AB ile kavga... 06 Kasım 2020
Döviz kuru sahipsiz 30 Ekim 2020
The Status Quo Ante 16 Ekim 2020
YEP ve eğreti iktisat 02 Ekim 2020
Şirketler ve devlet 18 Eylül 2020
Salgın ve normalin sonu 11 Eylül 2020