Powell’ın bağımsızlık savaşı

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

ABD Merkez Ban­kası Fed, tari­hinde belki de ilk de­fa bu denli ciddi bir bağımsızlık savaşı veriyor. Merkez ban­kaları ile siyasetçiler arasında gerilim her zaman vardır, çünkü siyasetin doğası kısa vadeli sonuçlar üret­meyi gerektirir. Daha düşük fa­iz, daha çok büyüme, daha çok istihdam gibi.

Ancak bir ekono­mide kısa vadede iyi olan her za­man uzun vadede de iyi değildir. Eskilerin dediği gibi, “can isteği bedene şifa” değildir. Can iste­ğiyle yediğiniz tatlı uzun vadede obezite ve beraberindeki sağlık problemlerini getirir. “Can iste­ğiyle” talebi şişirmek de uzun va­dede enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir dağılımında bozulma ge­tirir. İşte bu sebeple siyasetçile­rin kısa vadeli hedeflerini eko­nomide uzun vadeli fiyat istik­rarı ve sürdürülebilir büyüme çizgisine çekmek amacıyla mer­kez bankalarına siyasi baskılar­dan bağımsız karar alma güven­cesi verilir. Bu amaçla başkan ve başkan yardımcılarının görev süreleri kanunla 14 yıllık bir ko­ruma altına alınır.

Trump’ın birinci dönemin­de de Fed üzerinde “faizleri in­dir, ekonomiyi canlandır” baskı­sı vardı. Ancak o dönemde baskı söylem düzeyinde kaldı, Fed’in kararlarına somut bir yansıması olmadı. Yaptığımız uluslararası bir karşılaştırmada, siyasi bas­kının özellikle popülist liderler arasında yaygın olduğunu ama kurumsal yapının güçlü olduğu ülkelerde bu baskının Merkez Bankası kararlarını etkilemedi­ğini gösterdik. 2010–2020 dö­nemini kapsayan o çalışma, bi­rinci Trump döneminden hare­ketle ABD ile Türkiye arasında bir karşılaştırma imkânı sunu­yordu. Elde ettiğimiz bulgular, yoğun baskıya rağmen kurumsal bağımsızlığın Fed’i ve dolayısı ile ABD’deki fiyat istikrarını ko­ruduğunu ortaya koyuyordu.

İkinci dönem ise bambaşka bir kulvarda ilerliyor. Bu sefer sade­ce söylem yok, kurumsal yapıyı zayıflatıp başkanın gücünü ar­tırmaya yönelik somut adımlar var. Önce Fed binasının renovas­yonunda aşırı harcama yapıldığı ve bunun Kongre’den saklandı­ğı gerekçesiyle Powell’a yönelik eleştiriler ve bir itibarsızlaştır­ma hareketi başladı. Sonrasında bu eleştiriler çok daha ağır bir se­viyeye çekilerek Powell hakkın­da cezai soruşturma açıldı. Da­ha önce yine FOMC üyelerinden Lisa Cook, bir konut kredisi yol­suzluk iddiasıyla mahkemeye ta­şınmış ancak Yüksek Mahkeme görevden alınma talebini reddet­mişti. Cook’tan sonra el yükselti­lerek doğrudan Fed Başkanı’nın hedef alınması, küresel finan­sal piyasaların kalbinde bulunan Fed bağımsızlığına açık bir saldı­rı niteliği taşıyor.

İşte tam bu noktada, o zama­na kadar sessiz kalan ve para po­litikasına siyaset bulaştırmamak bir yana, maliye politikası üzeri­ne bile yorum yapmaktan kaçı­nan Powell’ın 11 Ocak Pazar günü kısa bir video yayımlayıp Fed’in YouTube sayfasında paylaştığını gördük. Powell videoda soruştur­manın asıl amacının faiz kararını başkanlık tercihlerine göre şekil­lendirmek olduğunu, bunun Fed üzerinde baskı kurmak için bir bahane olduğunu açıkça söyledi. Fed Başkanı dahil kimsenin ka­nunun üstünde olmadığını vur­gulayan Powell, bu çıkışıyla kişi­sel bir itibar mücadelesi değil ku­rumsal bir direniş başlatıyordu. Powell’ın bu direnişini kişisel bir savaş olarak okumak saflık olur. Bunu, kurumsal bağımsızlığı sal­dırıya uğramış gelişmiş bir ülke Merkez Bankasının direnişi ola­rak okumak lazım.

18 Mart toplantısında ne oldu?

18 Mart tarihindeki FOMC toplantısı, ABD ve İsrail’in İran operasyonunun hemen ardından, belirsizliklerin yoğun olduğu bir ortamda gerçekleşti. Fed faizi değiştirmedi, 2026 yıl sonu enf­lasyon tahminini yüzde 2.4’ten 2.7’ye revize etti ancak yıl içinde beklenen faiz indirimi öngörü­sünü korudu. Powell, enflasyon tahminindeki yukarı revizyonun sadece petrol fiyatlarından kay­naklanmadığını, tarifelerin ge­cikmeli etkilerinin henüz tam olarak görülmediğini söyledi. An­cak tarife etkileri gelip geçtik­ten ve savaşın süresi netleştikten sonra enflasyondaki düşüş tren­dinin belirginleşeceğine işaret ederek esasen “biz yapacağımızı yaptık, enflasyonun sebebini biz­de aramayın” diyordu.

Ancak bence bu toplantıda asıl ilginç olan kısım makroekono­mik göstergeler değil, Powell’ın görev süresi ve Fed bağımsızlı­ğına dair verdiği mesajlardı. So­rulan bir soru üzerine “Merkez Bankası bağımsızlığı, fiyat is­tikrarı görevimizi yerine getir­memizi sağlar” diyen Powell, bunun gelişmiş ülkelerde ve de­mokrasilerde standart uygula­ma olduğunu, hatta ABD’den da­ha bağımsız Merkez Bankaları bulunduğunu söylerken önemli bir mesaj veriyordu.

Powell’ın Fed Başkanı olarak görev süresi 15 Mayıs’ta doluyor ancak güvernör olarak 31 Ocak 2028 tarihine kadar FOMC’de kalma ve faiz kararlarında oy ver­me hakkı bulunuyor. 15 Mayıs’a kadar yeni başkan atanmazsa ge­çici başkan olarak göreve devam edeceğini, soruşturma bitene ka­dar güvernörlük görevinden ay­rılmayacağını net bir şekilde ifa­de etti. Burada önemli bir ayrıntı var: yeni Fed Başkanı adayı Kevin Warsh’ın Senato onayı, Senatör Tillis tarafından Powell’a yönelik soruşturma sonuçlanana kadar bloke ediliyor. Yani Powell’ın ku­rulda kalması, soruşturmayı yö­netim için siyasi açıdan maliyetli tutmaya devam ediyor.

Powell bu zamana kadar gele­ceğe dair soruları hep geçiştir­miş, “Trump sizi görevden almak istiyor, ne diyorsunuz?” tarzı so­rulara “ben şu anda mevcut top­lantı kararına odaklanıyorum” diye yanıt vermişti. Bu sefer ise net bir yol haritası çizdi. Soruş­turmanın onu korkutup sindir­mediğini, soruşturma bitip o say­fa kapanana kadar görevinin ba­şında kalacağını açıkça söyledi. Şayet soruşturma Ocak 2028’den önce sonuçlanırsa güvernörlük süresinin dolmasını bekleyip beklemeyeceği konusunda henüz karar vermediğini de ekledi.

Powell’ın görevde kalması ne anlama geliyor?

Powell soruşturma devam ederken istifa etmiş olsaydı ne olurdu? Kovuşturma tehdidi, faiz kararlarında siyasi baskıya boyun eğmeyen Merkez Bankası yetkili­lerini görevden uzaklaştırmanın etkili bir yöntemi haline gelebi­lirdi. Gelecekteki her Fed başka­nı, siyasi baskıya direnirse aynı muameleyle karşılaşabileceği­ni düşünebilirdi. Ayrıca görev­den ayrılması 11 Ocak’taki çerçe­velemesini de zayıflatırdı, çünkü soruşturmayı bizzat kendisi bir bahane olarak nitelendirmişti. Soruşturma devam ederken ay­rılmak, suçlamaların onu görev­den ayrılmaya zorlayacak kadar ciddi göründüğü izlenimini yara­tıp ve bu anlatıyı çökertirdi.

Powell soruşturma bitene ka­dar görevde kalacağını söyler­ken birden fazla şey söylüyor. Bir taraftan adalet sisteminin Merkez Bankası’nı sindirmek için araç olarak kullanılmasının işe yaramayacağını gösteriyor. Diğer taraftan Fed bağımsızlı­ğının yalnızca yasalara değil, on yıllar boyunca oluşmuş gelenek ve beklentilere dayandığını ha­tırlatıyor. Eğer görevdeki bir başkan hukuki yıldırma yoluyla uzaklaştırılabilirse bu gelenek onarılması çok zor bir şekilde kırılmış olurdu. Powell, tam da hedef alınan kişi olduğu için bu normu savunmak adına benzer­siz bir konumda olduğunun far­kında görünüyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.421,15 -0,50 %
Dolar 46,4245 0,15 %
Euro 53,4271 0,21 %
Euro/Dolar 1,1503 0,02 %
Altın (GR) 6.551,89 -0,24 %
Altın (ONS) 4.267,34 0,22 %
Brent 78,5060 -0,95 %