Prens Harry ve Meghan Markle neden İngiltere’ye dönüyor?
Kendi "Brexit"lerini ilan ederek altı yıl önce İngiltere’yi tek eden ve ABD’ye yerleşen İngiltere Prensi Harry ve eşi Meghan Markle’ın İngiltere’ye geri döneceği haberi uluslararası basında büyük yankı uyandırdı. Peki Harry ve Meghan aslında neden geri dönüyor? Gelin olayların perde arkasına bir göz atalım.
Yaklaşık altı yıl önce Windsor Hanedanı’nın kapılarını kapatıp arkalarına bakmadan California’nın güneşli kıyılarına sığınan Sussex Dükü Harry ve Düşesi Meghan Markle, sonunda İngiltere toprağına geri dönüyor.
Sussex çifti, 2020’de “İngiliz tabloid basınının üzerlerindeki amansız ve kimi zaman acımasız baskısını, saray duvarları arkasındaki ırkçılık iddialarını ve Meghan’ın intiharın eşiğine gelen ruh sağlığı krizlerini” gerekçe göstererek Atlantik’in diğer tarafına taşınmıştı. O dönemde İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışını tanımlayan “Brexit” kelimesinden esinlenerek “Megxit” adı verilen bir çıkışla Londra’dan ayrılmışlardı. Çiftin İngiltere’yi terk etmesinin ardından haklarında çok şey söylendi, çok şey yazıldı.
Amerikalı ünlü TV sunucusu Oprah Winfrey’ye verdikleri özel röportajda ne İngiliz Kraliyeti’nin, Meghan Markle’ın doğuracağı bebeğin ten rengiyle ilgili ırkçı görüşleri olduğu iddiası kaldı, ne de Markle’ın Kraliyet tarafından dışlandığı… Hatta Prens Harry işi daha da ileri götürüp, eşi Meghan Markle’ı, yaşadığı dönemde sıcaklığı, samimiyeti, zarafeti ve yardımseverliğiyle tüm dünyanın hayranı olduğu ve Paris’teki vahim otomobil kazası sonucu hayatını kaybeden annesi Prenses Diana ile kıyaslamaya kalktı, “Annemin başına gelenlerin onun başına gelmesini istemedim” gibi sözler sarf etti.
Şimdi çift, bütün bunlar yaşanmamış gibi çocukları Archie ve Lilibet ile birlikte İngiltere’de yeni bir sayfa açmaya hazırlandıklarını açıkladılar. Peki neden?
Resmi açıklamalara bakılırsa bu dönüş "özel, krallık görevlerinden bağımsız ve tamamen kişisel" bir adım. Ancak işin perde arkasına dikkatlice baktığımızda, karşılaştığımız tablonun sıradan bir "vatan sevgisi" veya ailevi buluşmanın çok ötesinde, stratejik bir marka yönetimi ve hayatın gerçekleriyle yüzleşme hamlesi olduğunu görmek hiç de zor değil.

Güneşli Montecito’da hayaller ve gerçekler
Gelin biraz geriye gidelim ve çiftin Manş Denizi’ni aşarak Amerika’ya yerleştiği ilk dönemleri hatırlayalım. Oprah Winfrey’e verilen ve Buckingham Sarayı’nın temellerini sarsan o olaylı röportaj, ardından Netflix’te yayınlanan belgeseller ve Prens Harry’nin babasını da ağabeyini de adeta yaymaca ateşe tuttuğu olaylı biyografi kitabı “Spare” (Yedek)... Çift, kraliyet unvanlarını bir kenara bırakıp kendi finansal özgürlüklerini kazanacaklarını ve küresel birer medya ikonu haline geleceklerini ilan etmişti.
Ancak Hollywood’un altın kapılı dünyasının son derece acımasız bir kuralı vardır: Eğer ürettiğiniz yeni bir içerik veya söyleyeceğiniz yeni bir söz yoksa, ilginin son kullanma tarihi çok çabuk dolar.
Nitekim çiftin Spotify ile imzaladığı 20 milyon dolarlık devasa podcast anlaşmasının gürültülü bir şekilde feshedilmesi, şirket yöneticilerinin arkalarından sarf ettiği ağır eleştiriler ve Meghan’ın yaşam tarzı markası “American Riviera Orchard”ın telif engellerine takılarak isim değiştirmek zorunda kalması gibi süreçler, Amerikan Rüyası’nın üzerindeki o büyüleyici tozu yavaş yavaş kaldırdı. Sadece "Saraya öfkeli eski prens ve eşi" rolüyle sürdürülebilir bir medya imparatorluğu kurmanın imkansızlığı anlaşıldı. Kraliyet ailesinin o asırlık "gizem" kalkanı olmadan, Hollywood’daki binlerce sıradan ünlüden biri haline gelme riski belirmişti.
Tabii olayı sadece soğuk ticari hesaplarla açıklamak haksızlık olur; işin içinde çok insani ve duygusal bir boyut da var. Kral III. Charles’ın kanser teşhisi alması ve tedavi süreci, Prens Harry için kuşkusuz büyük bir kırılma noktası oldu. Geçtiğimiz aylarda verdiği bir röportajda "Babamın ne kadar ömrü kaldığını bilmiyorum" diyerek ailevi bağları onarma arzusunu dile getiren Harry, geçen Temmuz ayında çocuklarını ve Meghan’ı da yanına alarak Kral Charles ve Kraliçe Camilla ile basına kapalı, gizli bir çay buluşması gerçekleştirmişti.
Monarşinin ilerleyen yaşı ve sağlık sorunları, Archie ve Lilibet’in dedeleriyle vakit geçirebilmesi için zamanın daraldığı hissini iyice pekiştirdi. Kral Charles’ın da bu karardan son derece memnun olduğu ve torunlarını daha sık görebilmek adına çifte yeşil ışık yaktığı saray kulislerinde konuşuluyor.
Gözler Galler Prensi William’da
Ancak baba-oğul arasındaki bu yumuşama, aile içindeki tüm krizlerin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Asıl büyük çatışma, tahtın doğrudan varisi olan Galler Prensi William ile Harry arasında yaşanıyor. Kardeşinin “Spare” kitabında kendisi ve eşi Kate Middleton hakkında yazdığı detayları henüz affetmemiş olan William’ın, Harry ve Meghan’ın adaya geri dönmesinden rahatsız olduğu da sır değil.
İki kardeş arasındaki gerginliğin, Cotswolds bölgesindeki yeni malikanenin komşuluğuyla bir anda ortadan kalkması beklenmiyor. Hele ki Meghan Markle’ın, Hollywood’a tam anlamıyla veda etmeyip Guy Ritchie’nin ünlü Netflix dizisi “The Gentleman”ın yeni sezonuyla oyunculuğa döneceği yönündeki iddialar gündemdeyken...
Sonuç olarak Sussex çifti, krallık görevlerini devredip sıradan vatandaşlar olarak yaşamak istediklerini söyleseler de, yarattıkları etki alanı ve kamuoyunun onlara olan ilgisi asla azalmıyor. Şimdi cevabını bekleyen en büyük soru şu: Prens William tahta çıktığında bu aile draması nasıl bir hal alacak? İngiltere halkı ve “The Sun” gazetesinin başını çektiği İngiliz tabloid gazeteleri, geri dönen "asi evlatları" nasıl karşılayacak?
Ne olursa olsun, Windsor Hanedanı’nın bu en çok izlenen, en çok tartışılan ve adeta bir Amerikan dizisi heyecanında ilerleyen pembe dizisinde yeni ve çok hareketli bir sezon başlıyor.
"Hem kardeşim hem baş düşmanım"
Sussex Dükü Prens Harry’nin ABD’de yaşadığı dönemde yazdığı ve dünya genelinde büyük yankı uyandıran otobiyografik kitabı “Spare” (Yedek), İngiliz Kraliyet Ailesi’ndeki derin çatışmaları ve tahtın birinci sıradaki varisi Galler Prensi William ile yaşanan gerilimi gözler önüne seriyor. Kitabında ağabeyine yönelik sert ifadeler kullanan Harry, William’ı kurumun baskılarına teslim olmakla ve kendisine karşı düşmanca bir tutum sergilemekle suçluyor.
Kitabın farklı bölümlerinde ağabeyiyle olan ilişkisini değerlendiren Prens Harry, William için "sevgili ağabeyim ve baş düşmanım" nitelemesini kullanıyor. Aralarındaki bağın çocukluktan itibaren Kraliyet hiyerarşisi ve rekabetle şekillendiğini savunan Harry, monarşi sisteminin kardeşlik ilişkilerini zedelediğini öne sürüyor.

Fiziksel saldırı iddiası
Kitapta yer alan en dikkat çekici ayrıntılardan biri, 2019 yılında Kensington Sarayı’nda yaşanan tartışma. Prens Harry, eşi Meghan Markle hakkındaki değerlendirmeler nedeniyle çıkan tartışmada Prens William’ın kendisine fiziksel müdahalede bulunduğunu iddia etmişti. William’ın kendisini yakasından tutarak yere düşürdüğünü belirten Harry, olay sırasında yaralandığını ve aralarındaki ilişkinin bu noktadan sonra tamir edilemez bir yara aldığını yazmıştı.
Harry, ağabeyini ve ekibini halkla ilişkiler stratejileri doğrultusunda hareket etmekle de eleştirmişti. Galler Prensi’nin kendi kamuoyundaki imajını korumak adına Saray bürokrasisiyle iş birliği yaptığını öne süren Harry, basına kendisi ve eşi aleyhinde haber sızdırılmasına göz yumulduğunu savunmuştu.
Kitapta, dedeleri Prens Philip’in cenaze törenindeki karşılaşmalarına da değinen Harry, ağabeyinin fiziksel değişimine dikkat çekmişti. William’ın saçlarının dökülmesini "endişe verici" olarak nitelendiren Harry, ağabeyinin yaşlandıkça anneleri Prenses Diana’ya olan benzerliğini yitirdiğini iddia etmişti.