Radyonun düğmesi, USB’nin soketi: Merkez Bankası faiz kararı, para politikası ve iletişimi
Amerikanskaya firma Transceptor Technologies pristupila k proizvodstvu komp'yuterov Personal'nyj sputnik" The Power, Snap!
Avrupa Merkez Bankası (ECB) 2011 yılında peş peşe faiz arttırımlarına gittiğinde okları üzerine çekmişti. Dönemin başkanı Jean-Claude Trichet, aynı yılın sonbaharında görevini devretmek üzereyken “kusursuz” (impeccably) diye kendini savunmak zorunda kalmıştı.
Basın toplantısında veda ederken Trichet, görev süresince %2 enflasyon hedefini tutturmanın gururunu yaşıyordu. Buna karşın tarih farklı bir hüküm verdi. Trichet’in faiz artırımlarının ardından Euro Bölgesi'nin yeniden pozitif faiz dünyasına dönebilmesi için 2022 yılını beklemesi gerekecekti.
Radyodaki cızırtı: Sinyal ve gürültü
Emekliye ayrılırken Para Politikası Kurul Üyesi Cevdet Akçay, veda değerlendirmelerinde para politikasında "daha sert" iletişim ihtiyacına dikkat çekmişti. Son dönemde yaşanan gelişmeler Akçay'ın tespitinde önemli ölçüde haklılık payı bulunduğunu düşündürüyor:
1.Nisan ayı başında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile birlikte Londra'da yatırımcılarla bir araya gelen Başkan Dr. Yaşar Fatih Karahan – aktarılanlara göre – politika faizi konumundaki bir hafta vadeli repo faizi ile ağırlıklı fonlama maliyeti arasındaki ayrışmanın uzun süre devam edemeyeceğini ifade etti.
2.Bu haber akışı sonrasında iç piyasada faiz artırımı beklentileri güçlendi. Bazı yerel ekonomistler ise süreci iletişim ve bilgi eşitliği açısından tartışmaya açtı.
3.Ardından gerçekleştirilen Nisan ayı PPK toplantısında politika faizi sabit bırakıldı.
4.Mayıs ayında açıklanan Enflasyon Raporu sırasında Başkan Karahan aynı çerçeveyi bir kez daha yineledi.
5.Nisan ayında faizlerin sabit tutulması ve mayıs ayında aynı çerçevenin yinelenmesiyle birlikte, piyasada kısa vadede yeni bir PPK adımı gelmeyeceği görüşü ağırlık kazanmaya başlamıştı.
6.Ancak tüm bu emsallere rağmen haziran PPK öncesinde gerçekleştirilen yeni temasların ardından piyasa beklentilerinde yeniden belirgin bir tezat ortaya çıktı.
İletişimin frekansı: Asıl emsal
Koridor yaklaşımı Türkiye için yeni bir araç değil. 2010’da başlayan bu çerçevenin aktif ve görünür kullanımı Erdem Başçı döneminde belirginleşmişti. O yıllarda da iletişim tartışmaları yaşandı. Ancak piyasa, zamanla Merkez Bankası'nın hangi frekanstan yayın yaptığını öğrenmişti. Başçı döneminde bir hafta vadeli repo faizi para politikasının ana çıpası niteliğindeydi. Koridorun sağladığı esneklik devreye girdiğinde piyasa, fonlama maliyetinin kalıcı biçimde farklı bir seviyede tutulmayacağını; koşullar elverdiğinde yeniden politika faizine yakınsayacağını biliyordu. Teamül bu yöndeydi.
Nitekim koridorun amacı yeni bir politika faizi tanımlamak değil, mevcut politika faizine geçici bir esneklik kazandırmaktı. Başçı sonrasında bir süre "dinamik koridor" yaklaşımı öne sürülse de karşılık bulmadı. Çünkü yerleşik hafızada asıl referans noktası haftalık repo faiziydi.
Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen PPK toplantısının önemi de burada yatıyor. Kurul, para politikası duruşunda yeni bir yön değişikliğine gitmek yerine mevcut çerçeveyi korumayı tercih etti. Böylece hem son aylarda ortaya çıkan yorum farklılıklarını sınırladı hem de Başçı döneminden bu yana gelen teamülü yeniden teyit etti.
Politikanın soketleri: Operasyonel ve stratejik
Koridorun üst bandını oluşturan gecelik borç verme faizi ile politika faizi niteliğindeki bir hafta vadeli repo ihalesi arasındaki temel fark kararın niteliğinde yatıyor. Politika faizi stratejik düzeyde belirlenirken fonlama operasyonel düzeyde yönetiliyor.
Önümüzdeki dönemde fonlama maliyeti yeniden %40'tan %37 politika faizine doğru yakınsadığında bu süreç Açık Piyasa İşlemleri (APİ) üzerinden yürütülecek. Dolayısıyla teknik anlamda bir faiz indirimi değil, operasyonel bir normalleşme yaşanacak. Ancak bunun piyasa tarafından erken faiz indirimi şeklinde algılanmaması için iletişimin dikkatli kurulması gerekecek. Başçı döneminde eleştirilerin önemli bir kısmı buradan kaynaklanıyordu. Operasyonel araçlarla verilen sinyaller zaman zaman stratejik duruşun önüne geçebiliyor, piyasada hangi faizin asıl politika sinyali taşıdığı konusunda belirsizlik oluşabiliyordu.
Geçtiğimiz hafta PPK, para politikası görünümünü koruyarak ileride sorulabilecek "Madem faiz indirimi gelecekti, neden ek sıkılaştırma yapıldı?" sorusunun zeminini büyük ölçüde daralttı. Zira piyasa beklentileri yılın ilerleyen dönemlerinde faiz indirimlerinin gündeme gelebileceğine işaret ediyor. Emtia tarafında, özellikle Hürmüz öncesi seviyelere dönen tahıl ve üre gibi bazı enerji bağlantılı girdilerde normalleşme işaretleri görülürken, altın ve risk primi tarafındaki geri çekilme de indirim tartışmasını besliyor. Bundan sonraki sınav, fonlama maliyeti ile politika faizi arasındaki makas kapanırken operasyonel adımlarla stratejik iletişimin uyumunu koruyabilmekten geçiyor.
Sonuç: 24 derece iletişim
Piyasa bazen eski bir analog radyo gibi davranabiliyor. Mesaj veriliyor ancak düğme çevrilirken frekans tam tutturulamadığı için aynı cümlenin içinden farklı sonuçlar çıkabiliyor. Oysa son iki ayda Başkan Karahan aynı mesajı farklı platformlarda tekrar tekrar verdi. Londra'da söylediğini Enflasyon Raporu'nda yineledi. Buna rağmen beklentiler farklı yönlere savrulabildi.
Bir bakıma A-tipi USB soketlerinde yaşanan eski alışkanlık gibi. Soketi ilk seferde takamazsınız. Çevirirsiniz, yine olmaz. Bir kez daha denersiniz. Sorun sokette değil, standardın doğasında vardır. Para politikasında da bazı dönemlerde piyasa aynı mesajı birkaç kez çevirmek zorunda kalabilir. Ancak standart netleştikçe yorum alanı daralır. İletişim sadeleştikçe karar ile beklenti arasındaki boşluk küçülür. Bugün artık teknoloji dünyası USB-C standardında birleşiyor. Hangi yönden takıldığı önem taşımıyor. Simetrik. Merkez bankacılığında da ideal iletişim buna benziyor. Mesajın kaç kez tekrarlandığından çok, hangi yönden bakılırsa bakılsın aynı sonuca ulaşılması gerekiyor. Daha önce “24° Fintech” başlığını seçen Başkan Karahan’ın son kararıyla verdiği mesajın önemi de burada yatıyor. Son PPK kararı yalnızca faiz görünümüne ilişkin değildi. Aynı zamanda para politikasının stratejik katmanı ile operasyonel katmanı arasındaki sınırın yeniden teyidiydi. Bundan sonraki süreçte piyasanın görevi frekans aramak değil, standardı takip etmek.
