Reformun dış politika ayağı eksik bırakılamaz

Şeref OĞUZ
Şeref OĞUZ ÖNERİ - YORUM seref.oguz@dunya.com

Son günlerde yapısal reform söylemleri daha sık işitilir oldu. Cumhurbaşkanı’nın “demokraside, hukukta ve ekonomide reform” sözü, kamuoyunda kabul görürken, bu reformların altının nasıl doldurulacağı da merak konusu haline geldi.

Yapısal reformların detaylarına iniyorken, yeni bir açıklama geldi ve Erdoğan; “kendimizi Avrupa’da görüyoruz, geleceğimizi AB ile kurmayı tasavvur ediyoruz” dedi. Avrupa ile ortak gelecek tasavvuru, 1963 Ankara Anlaşmasından bu yana, sürekli gündem maddemiz olmuşken…

Aralık’ta AB Liderler Zirvesi var. Doğu Akdeniz’deki yaşanan gelişmeler yüzünden Türkiye’ye yaptırımlar da zirve mönüsünde… Türkiye, tıpkı para politikasında olduğu gibi Avrupa sahasında da yöntem değiştirme söz konusu olacaktır.

Ekonominin tepe yönetimindeki değişikliğin, kredi kazandırdığı düşünülürse, reform söylemleri içine dış politikadaki yeni strateji ve bunu izleyecek söylemler; AB ile ilişkilerde soluk aldırıcı hava doğurabilir.

Kaldı ki dış politikanın da reform listesine ana madde olarak girmesi gerekiyor. Demokrasi, hukuk ve ekonomi içinde eritilecek bir konu değildir. Zira “sıfır sorun” diye başladığımız dış politika söylemi bugün “sıfır komşu” noktasına taşınınca, yabancı yatırımdan ihracata dek pek çok alanda olumsuz etkilerini yaşıyoruz.

AB ile ortak gelecek tasavvur ediliyorsa, kullanılacak dil ve dış politikadaki reformist söylemlerin doğuracağı etki, asla ihmal edilmemelidir.

AB İLE İLETİŞİMİN TONU HAYATİ ÖNEMDE

Yunus Emre; “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı / Yağ ile bal ede bir söz” der. Dış politikada AB açılımı murat ediliyorsa, önce tıkanan ve kirlenen iletişim kanallarını düzeltmekle işe başlayabiliriz.

Dış politikada daha olumlu bir dil kullanabilirsek; hem ABD hem de AB yaptırımları askıda kalmayı sürdürür, ilave baş ağrısı yaşamayız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar