Rekabet korkusu

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Eski Yunan’dan Bizans’a, feodalizmin kuşattığı Avrupa’dan, kapitalizmin doğduğu Avrupa’ya ve günümüze değin üretici, satıcı için rekabet hep korkutucu oldu. Korkunun nedeni elbette işyerini kaybetmek, kazancının azalması ya da kârının düşmesidir. Geçmişten bu yana devletler de diğer ülkelere karşı kendi üreticisini, satıcısını korumak için çeşitli yöntemler geliştirdi. İthalat vergileri, kotaları ve teşvikler rekabetten kaçınmak için kullanıldı. Yurtiçinde ise üreticiler kendi aralarındaki rekabeti en aza indirmek için devleti regülasyonlara zorlarken, kendileri de çeşitli yollarla piyasaya giriş engelleri koydular. Feodalizm hüküm sürdüğü ve çözülüş döneminde kentlerde etkin olan lonca sisteminin ana amaçlarından birisi de rekabeti en aza indirgemekti. Bunu da piyasaya giriş engelleri koyarak yaptılar. Osmanlı Devleti’ndeki Ahilik kurumsal yapılanmasının birincil amacı piyasaya girişi zorlaştırmaktı. Böylece fiyatların düşmesini, dolayısıyla kârlarının azalmasını engellemeye çalışırlardı.

Rekabet piyasanın temel dayanağıdır. Rekabeti azaltan hatta piyasayı yok eden de kendisini piyasacı olarak gösteren kapitalizmdir. Bunun nasıl olduğunu anlatmak uzun. Önerim konu ile ilgili okuma yapmanızdır. Devam edelim. Kapitalizmde şirketlerin büyümesi, kimi zaman tekelci, kimi zaman oligopolist firma konumuna gelmeleri devleti ekonomiye ilişkin kararlarda kuşatır. Braudel ifadesi ile “kapitalizm ancak devletle özdeşliğinde, devlet olduğunda başarıya ulaşır”. Bundan dolayı kapitalistler hep devletten yardım ister, koruma ister. Bir taraftan da işler iyi ise devletin ekonomiye bulaşmasını istemez, ancak devlet şemsiyesinin de tepesinde yer almasından asla vazgeçmez. Yıllar önce bu durumu anlatıp, kapitalistlerimiz ne zaman devletten vazgeçecek diye sorduğumda genç bir baba kaynaklı kapitalist ayağa kalkıp, biz devleti istemiyoruz, neden böyle söylüyorsunuz diye söylemime karşı çıkmıştı. Alkış da almıştı, çünkü toplantı işverenlerce düzenlenmişti. O zaman da haklıydım, şimdi de. Genç kapitalisti de az okuduğu için hoş görmüştüm. (Ne yazık ki bu kitle yani okuryazarlığı olup, okumaları olmayanlar devlete, basına, şirketlere, STK’lara, sokağa hatta üniversitelere egemen oldu).

Trump kendine merkantilist

Ancak baba, kapitalist devletler ve büyük kapitalistler de çaktırmadan rekabetten kaçınınca, artık ayıp ediyorsunuz demek gerekiyor. Son olarak bu hafta Çin'le ihracatta baş edemeyen ABD, Dünya Ticaret Örgütü ilkelerini ve ikili anlaşmaları çiğneyerek Hong-Kong'u Çin'e uygulanan yaptırım listesine aldı. Trump, göreve geldiğinden bu yana izlediği “kendime merkantilist” tutumunu bir kere daha ortaya koydu. Kendine merkantilist ile kast ettiğimiz ABD'yi ithalata kapatırken, diğer ülkeleri (başta Çin) ABD mallarına karşı kapılarını sonuna kadar açmalarını istemesidir.

Ülkemizde de özel sektör rekabetten hep korktu. İthal ikameci sanayileşme modelini çok sevmişlerdi. Bundan dolayı 1996 yılında Türkiye-AB Gümrük Birliği uygulamasına geçerken (Ortaklık konseyi kararı 5 Mart 1995) birçok sektör temsilcisi ayrıcalık istedi. Bizim sektör antlaşmaya daha sonra dahil olsun diye adeta hükümete baskı uyguladılar. Hükümet (DYP- SHP koalisyon hükümeti, Başbakan Tansı Çiller) reddetti. Özel sektörün savunusu basitti, rekabet edemeyiz, sanayi batar. Sonuç mu, sanayi batmadı, sanayinin temel direği otomotiv ve dayanıklı tüketim malı üretimi ve ihracatı Türkiye ihracatının motoru oldu.

Hatta 2018 ve 2019 yılında AB ile dış ticarette Türkiye fazla verdi. 2018 yılında dış ticaret fazlası 37 milyon 795 bin dolar, 2019 yılında 8 milyar 813 milyon dolar olurken, bu yıl ilk beş ay da açık verdik, ancak açık sadece 62 milyon 434 dolar oldu.

Rekabet Türk sanayisini batırmadı, tam aksine ona ihracatçı olma şansını verdi. Şimdilerde salgın nedeni ile birçok ülkede uygulamaya giren gümrük vergileri başlangıçta sevinçle karşılanabilir, ancak uzun dönemde fayda/ maliyet analizi iyi yapılmalı.

Bunları söylerken küreselleşmenin rekabette haksızlık yaptığını, Çin gibi ülkeleri sosyal dampinge sürüklediğinide unutmuyoruz. Dolayısıyla Dünya Ticaret Örgütü uluslararası haksız rekabetin önünde barikat olurken, yurtiçinde de Rekabet Kurumu haksız rekabete karşı durmalı. Buna imalat sanayindeki oligopolist hatta düopolist yapıların rekabette yarattığı tahribatı ve enflasyon üzerindeki etkisini araştırarak başlayabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Savaş tuzağı 21 Eylül 2022
Gözlük değişimi 24 Ağustos 2022
Biri bizi gözetliyor 10 Ağustos 2022