Saha-masa meseleleri

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok kullandığı “sahada olan, masada olur” cümlesi, Türk dış politikasının yürütülüş biçimini de açıklıyor.

Ancak genellikle sert güç, yani silahlı kuvvetler kullanılarak uygulanan bu politika, ne yazık ki istenilen sonucu vermiyor. Sahadaki Türkiye ya hiç masada olamıyor, ya da masa Türkiye’nin çıkarlarına karşı kuruluyor.

Bu durumu Azerbaycan/Karabağ’dan, Doğu Akdeniz-Ege sahasına, Libya’ya, hatta genel olarak Ortadoğu politikasına kadar görmek mümkün.

KARABAĞ’DA TÜRKİYE’SİZ FOTOĞRAF

Türkiye’nin “masada yer alamayışı” hafta başında somut bir fotoğrafla ortaya çıktı. Rusya Devlet Başkanı Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ı bir masa etrafında bir araya getirdi. Ancak Kremlin’de kurulan o görüşme masasında, Azerbaycan’a destek için ciddi gayret sarfeden, Karabağ’da sahada durumun Bakü lehine dönmesinde büyük pay sahibi olan Türkiye’in yer almaması dikkat çekti. Putin tek bir fotoğrafla, o masadan Ankara’ya, “Kafkaslar’da, ben istediğim sürece, benim istediğim kadar yer alabilirsin” mesajı verdi.

KIBRIS MASASI KURULABİLECEK Mİ?

Türkiye için yaşamsal öneme sahip Kıbrıs konusunda ise, Rum-Yunan ikilisinin peşinden giden Avrupa Birliği’nin dayattığı koşullar, masanın kurulmasını bile tehlikeye atabilecek nitelikte; Yapılması planlanan Kıbrıs uluslararası konferansına KKTC’nin katılmamasını, sadece Türkiye’nin yer almasını dayatmaya başladılar bile Ankara’ya. Bu tavır sürerse, Kıbrıs’ta Türkiye’nin “değerli yalnızlığını” kırmak için çok istediği Kıbrıs konferansı fikri, başlamadan bitmeye mahkum olacak gibi.

LİBYA’DA MISIR ÖNE ÇIKIYOR

Türkiye’nin Trablus hükümeti ile birlikte hareket ettiği Libya’da ise, çatışmalar sırasında karşı taraftaki Akila Salih/Hafter güçleri ile yan yana duran Mısır öne çıkıyor. Libya’da iş artık siyasi görüşme masasına geldi, Trablus hükümeti ile de ilişki kurmayı başaran Mısır da oyun kurucu oldu. Türkiye ise - deyim yerindeyse - tüm yumurtalarının tek tarafın sepetine koyduğu için, siyasi çözüm masasında hiç sesi çıkmıyor, kendine yer bulamıyor.

İSTİKŞAFİ GÖRÜŞMELER KİME YARAYACAK?

AK Parti hükümetinin kurduğu saha/masa denkleminin Ege ve Doğu Akdeniz’deki uzantısı ise Yunanistan’la 25 Ocak’ta oturulunacağı açıklanan “istikşafi” görüşme masası oldu.

İstikşafi görüşmeler bugüne kadar hep gizli yürütüldüğünden, masada ne konuşulduğunu bilmiyoruz. Ancak Yunan Başbakanı Miçotakis son açıklamalarında “neyin konuşulmayacağını” söylemiş, “Ege’deki bazı adaların aidiyeti, silahlandırılmalı gibi konuları hiçbir Yunan hükümeti tartışmaz” demiş. Oysa Türkiye’nin “istikşafi görüşmelerden” anladığı bugüne kadar ağırlıklı olarak hep Ege Denizi’ndeki aidiyeti belirsiz adalar, Adalar’ın Lozan Antlaşmasına aykırı şekilde silahlandırılması değil miydi? Türkiye son dönemdeki Navtex’lerin çoğunluğunu silahlandırılmış adalar üzerinden ilan etmemiş miydi? İstikşafi görüşmelerde bunlar konuşulmayacaksa ne konuşulacak?

Yunan Başbakanı Miçotakis, istikşafi görüşmelerde “neyin konuşulacağının” da ipucunu vermiş aslında; İşin kötüsü “konuşulacak konu” da bugüne kadar izlenen Türk dış politikasına tamamen ters. Miçotakis, “Türkiye ile aramızdaki Ege ve şimdi de Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının belirlenmesini amaçlıyoruz” demiş aynı açıklamasında.

Türkiye’nin tezi, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de Türkiye ile kesişen herhangi bir deniz yetki alanı olmadığı yönünde. Yunanistan ise Türkiye ana karasına adeta bir taş atım mesafedeki Meis adasının “kıta sahanlığı” olduğu tezini işleyerek, Doğu Akdeniz’de de söz sahibi olduğunu iddia ediyor. Yunan Başbakanı’nın “Doğu Akdeniz’i de konuşacağız” çıkışı, Türkiye açısından son derece tehlikeli. Ancak Ankara’dan Yunan Başbakanı’nın bu açıklamalarına karşılık ses seda yok. Aksine Yunanistan’la masaya oturmak üzerinden, AB’nin yaptırımlarını erteleme, ABD’de yönetimi devralacak Başkan Joe Biden ile ilişki zemini kurma derdinde AK Parti hükümeti. Masaya oturmanın bedeli, en kritik milli dava tezlerinden vazgeçmek olmamalı.

ANKARA, ORTADOĞU MASASINDA YER BULABİLECEK Mİ?

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, önce İsrail’le Arap ülkelerinin, ardından Suudi Arabistan’la Katar’ın “barışması”, Türkiye’nin de Katar dışındaki Arap ülkeleri ve İsrail ile ilişkilerini düzeltmesi için bir fırsat.

Ankara, özellikle Körfez Arapları ile ilişkilerini düzeltebilirse, epeydir dışlanmış olduğu Ortadoğu masasında da kendisine yer açabilir.

Ancak Araplarla masaya oturmak isteyen Türkiye’nin önüne koyulan şart, AK Parti hükümetini en çok zorlayabilecek alandan, İhvan hareketi/Müslüman Kardeşler’e desteğin kesilmesinden geçiyor. Birleşik Arap Emirlikleri Bakanı bu şartı çok net ve açık şekilde ortaya koydu. İsrail de perde arkasından bastırmaya devam ediyor.

Soru şu? Libya’da sadece Müslüman Kardeşler bağlantılı gruplarla temasta olan, Müslüman Kardeşler yüzünden Kahire ile tüm ilişkilerini askıya almış, Müslüman coğrafyada -hem Arap basını, hem de Batı tarafından- İhvan hareketinin “lideri ve sözcüsü” gibi yansıtılan AK Parti hükümeti bunu yapar mı?

Ortadoğu masasının yolu, Ankara açısından şimdiye kadar izlenmiş politikalarda ne kadar “esneklik” gösterileceği ile doğru orantılı olacak gibi…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Uzun, ince yol… 23 Ocak 2021
Kara para ve vergi kaosu... 29 Aralık 2020