Sahi bütün bunlar niye gündeme geldi?

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

✔ Üç haftadır önlem üstüne önlem almaya çalışıyoruz. Tüm çaba kur artışını frenlemek, bu sayede enflasyonu düşürmek.

✔ İyi güzel de bu duruma gelmemize yol açan faiz indirimini başlatırken bunların yaşanacağını hesap edemedik mi? Hadi edemedik; şimdi böylesine dolambaçlı ve maliyetinin ne olacağı bilinmeyen yöntemler denemek yerine en kestirme yolu izlesek daha makul olmaz mı?

✔ Sözüm ona faizi indirdik. İnen yalnızca Merkez Bankası faizi. Asıl gerilemesi gereken kredi faizleri ve Hazine'nin borçlanma faizi ise giderek artıyor.

Türkiye son üç haftadır, yani 20 Aralık’tan bu yana ekonomide bir dizi yeni uygulamaya gitti, gitmeye de devam ediyor. Her bir uygulama için alt dal niteliğinde işlemler gerekti. Onlar yapıldı, yapılmaya çalışılıyor, eksiklikler giderilmeye gayret ediliyor. Hani bir anlamda “Kervan yolda düzülür” denir ya, o durumu yaşıyoruz.

Bütün bu adımları atmaya niye gerek duyduk; onu yazımızın diğer bölümünde anlatmaya çalışacağız. Ama önce gelin neler yapılıyor, ne gibi adımlar atılıyor, sırayla hatırlayalım:

- 20 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan gerçek kişiler için “kur korumalı mevduat” ve “döviz hesaplarından TL’ye geçişi özendiren” uygulamayı açıkladı. Doğrudan TL ile ya da döviz hesapları bozdurularak açılacak hesaplarda vade süresi boyuncu uygulanan faiz o dönemdeki kur artışından düşük kalırsa kur lehine olan fark Hazine’den ödenecekti. Böylece TL cinsi mevduat bile doların getirisine endekslenmiş oldu. Bu uygulama çok talep görürse dövizin artmayacağı umuluyordu ama hem uygulama yoğun ilgi görür, hem de kur artışı faizin çok üstüne çıkarsa Hazine’ye çok büyük bir yük binecekti. Ayrıca bu uygulama Hazine’nin “mevduatı olmayandan mevduat sahibine” kaynak transfer etmesi anlamına geliyordu. Öte yandan Hazine’nin böyle bir yetki kullanmasının Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası da gündemdeydi.

- Döviz, bu uygulamanın açıklandığı gün büyük oranda değer kaybetti. “Bakın, ne şahane bir uygulama başlattık, dövizdeki artışı anında durdurduk” yaklaşımı sergilendi ama dövizi frenleyenin bu uygulama değil çok yüklü döviz satışı olduğu kısa sürede anlaşıldı. Ve biliniyor ki o satışlar hala devam ediyor.

- Ana önlem çerçevesinde uygulamaya konulan alt düzenlemeleri de aktaralım. Kur korumalı mevduat hesabı için Merkez Bankası’nın her gün saat 11.00’de doların döviz alış kurunu açıklayacağı ilan edildi. Merkez Bankası'na yalnızca dolar kurunu açıklamak adeta yetmedi, başlangıçta tüm dövizler, hem de alış satış kuruyla ve çapraz kurla açıklandı. Sonra işlem konusu olan üç dövize inildi ama bu kez döviz satış kuru da açıklandı. Nihayet doğru bulundu; üç dövizin yalnızca döviz alış kuru ilan edildi, o gün de kurun yanlış hesaplandığı anlaşıldı. Sonunda saat 11.00 açıklaması terk edildi ve her saat başı açıklama yapılmaya başlandı. Yani anlaşıldı ki, Merkez Bankası’nın bu sistemle ilgili hiç mi hiç hazırlığı yoktu.

- Kur korumalı TL cinsi mevduatta en düşük faizin Merkez Bankası’nın politika faizi olması kararlaştırıldı. O oran da yüzde 14’tü. Faizde bir tavan görünmüyordu. Aradan üç gün geçti, bu sefer tavan faiz ilan edildi. Bu oran, politika faizinin 3 puan üstü olabilecekti, yani mevcut duruma göre yüzde 17 aşılmayacaktı. Ne var ki tavan faiz kavramının henüz gündemde olmadığı o kısa sürede yüzde 17’nin üstünde faizle hesap açılmıştı. Onlar ne olacaktı, bilinmiyordu. Ayrıca faize niye tavan getirilmişti, bu hiç anlaşılamadı. Bir yıl vade için söylersek; örneğin kur artışı yüzde 30 olsa şu durumda Hazine aradaki 13 puanlık farkı ödemek durumunda. Ama faize tavan konmasa ve yine örneğin bir banka yüzde 20 faizle hesap açsaydı, yüzde 30 kur artışında Hazine’nin yükü 10 puan olacaktı. Dolayısıyla faiz tavanı, kur artışının faizden yüksek olması halinde Hazine’ye artı yük bindirecek bir uygulama. “Niye böyle bir tercihte bulunuldu” sorusu ise yanıtsız.

- TL cinsinden hesap açtıranlar için bir faiz tavanı var ama döviz hesabını bozdurarak TL’ye geçip hesap açtıranlar için tavan yok. Olmaması iyi tabii ki ama bu bir çelişki sayılmaz mı? Niye doğrudan TL hesabı açıldığında faiz tavanı var, DTH’den geçişte yok? Son haberler, dövizden TL’ye geçerek hesap açtıranlara yüzde 20’nin üstünde faiz uygulandığı yönünde. Bu konudaki detaylı haber Dünya’nın dünkü sayısında da yer aldı.

- TL ve dövizle başlatılan uygulamanın çok ilgi gördüğü ve milyarlarca liralık hesap açıldığı söyleniyor; evet yalnızca söyleniyor ama bu tutarları ne BDDK’nın, ne Merkez Bankası’nın web sayfasında görebildik. Oysa herkes biliyordu ki resmi bir veri sözel olarak açıklanmaz; açıklansa bile bu ilk bilgilendirme olur sonra kayıtlara girmesi açısından resmen ilan edilir. Demek ki bu uygulama pek de arzulanan sonucu vermemiş. Hem zaten kapsamın giderek genişletilmeye çalışılması bu yargıyı doğrular nitelikte.

- Başlangıçta “Herhalde bize fazlasıyla yeter” denilen gerçek kişiler umulan ilgiyi göstermemiş olacak ki, tüzel kişilere de yalnızca dövizden TL’ye geçmek kaydıyla bu uygulamadan yararlanma olanağı tanındı.

- Gerçek kişilerin TL ile açtıracakları hesaplarda vade 3, 6, 9 ve 12 ay. Dövizden TL’ye dönülerek açılacak hesaplarda ise vade 3, 6 ve 12 ay. Dövizden geçişle oluşturulacak hesaplarda niye 9 ay vade yok, bilinmiyor. Ayrıca tüzel kişiler için ise vade 6 ay ya da 12 ay olacak. Vadeler niye böylesine farklı, bu konuda da bir bilgilendirme yok.

Peki sonuç; ne elde ettik?

Giriş bölümünde sıraladıklarımız özünde dövizdeki artışı frenlemeye dönük adımlar. O zaman dövizin niye arttığına bakmak gerek.

Gelin şimdi biraz daha geri gidip 20 Aralık’tan öncesini hatırlayalım...

Merkez Bankası martta yüzde 19’a çıkarılan politika faizini eylüle kadar sabit tuttu. Merkez Bankası’nın yeni yönetimi doları mart ayının son haftasında 7.27’den devraldı. Eylül ayında, faiz indirimi başlamadan önceki kur da 8.66 düzeyinde bulunuyordu. Dolar, altı ayda yüzde 20’ye yakın artmıştı.

Düğmeye eylülde bastık! Merkez Bankası’nın politika faizi eylülde 1, ekimde 2, kasım ve aralıkta da 1’er puan olmak üzere toplam 5 puan aşağı çekildi.

Eylülden aralık ayına; üç ayda faiz 5 puan indirildi; bu dönemde dolar yüzde 100'ün üstünde artışla 8.66’dan 18’e tırmandı.

Şimdi bu durumu şöyle mi açıklayalım:

“Kur bir takım nedenlerle arttı, Merkez Bankası’nın faiz indirimi de aksilik bu ya, bu döneme tesadüf etti!”

Aklımıza acaba “Kurun, Merkez Bankası faizi indirdiği için artmış olabileceği” hiç gelmiyor mu?

Kur, ekranda ya da kağıt üstünde durduğu gibi durmuyor! Kurdaki bu tırmanma sonucu eylül sonunda yüzde 20 olan yıllık TÜFE artışı aralık sonunda yüzde 36’ya çıktı, ocak sonundaki oran da yüzde 50-55 arasında gelebilir.

Üretici fiyatlarında eylül sonunda yüzde 44 olan artış da aralık sonunda yüzde 80’e ulaştı. Üretici fiyatlarında ocak sonunda ise yüzde 100’ü aşan bir oran bekleniyor.

Hani faizler düşecekti!

Biz Merkez Bankası politika faizini niye indirdik; yüksek faizle mücadele etmek için... Böylece üretim, yatırım ve ihracatın önündeki yüksek faiz engelini ortadan kaldıracaktık.

Hani üretici, yatırımcı, ihracatçı doğrudan “Merkez Bankası’ndan kredi kullanıyor olsa” iyi! Biz dolaylı etkiye bel bağladık, Merkez Bankası faiz indirince diğer faizler de gerileyecek diye umduk.

Ama olmadı! Hatta tam tersi yaşandı.

Tüm kredilerin faizi yükseldi.

Daha kötüsü Hazine ancak çok daha yüksek faizle borçlanabilir hale geldi.

Ne uğruna!

Bütün bu operasyonlara ne uğruna giriştik?

Bu kur artışları, bu fiyat artışları niye yaşanıyor?

İnsanlar kış günü niye doğalgaz yakmaya korkar hale geldi?

Orta boy sanayicisinden en küçük esnafına, vatandaşına kadar elektrik faturası niye böylesine dert oldu, herkesin gözü niye elektrik düğmesinde?

Çünkü Merkez Bankası faizini düşürdük!

Bunun yanlış olduğunu, büyük maliyetler doğurduğunu hemen her aşamada gören çok da, bunu ifade edebilecek yetkili konumda bir kişi bile yok mu?

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar