Salgında olduğu kadar devasa yatırımlarda da bütüncül akıl gereklidir

A. Levent ALKAN
A. Levent ALKAN aleventalkan@gmail.com

Değiştiremediğimiz her şey bakış açımızı değiştirir. Sorun sağlıksa ölüm korkusu kucaklar bizi. Salgın yasaklarıyla yaşamın garantisi olur. Yasağın o soğuk yüzü dahi sıcaktır artık. Tarih, salgınlarla yasakçı zihniyetleri bütünleştirmiştir. Bugün yeknesak bir tedavisi de aşısı da olmayan COVID-19 yüz yüzeyiz. Kısa sürede, yasaklarına olduğu kadar terminolojisine de aşina olduk. Bilim kimlik kazandı. Salgının terimleri dilimizi değiştirdi. Büyük felaketler, büyük insanlar yetiştirmiş birer okuldur. Salgın bittiğinde bilimi dışımızda tutmamamız gerekiyor. Toplumdaki sistematik işleyiş bilim harcıyla dolabilmelidir. Toplumların mutlulukları ya da mutsuzlukları, tarihin olduğu kadar karakterlerinin de eseridir. Girişimcilik, telif hukuku, şeffaflık kendi dinamizmiyle çarkını döndüren saat gibi işleyebilmelidir.

Türkiye salgın sıralamasında dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer aldı. 9 Mayıs 2020 verileriyle 140,000 vaka ve 3,800 can kaybı yaşanırken 1,300,000 de testin yapıldı. Türkiye’de bilginin tarafsız kapılarını açabilmek günden güne zorlaştı.

i. COVID-19 verileri il bazlı detaylar içermedi. Bu durum ilk başta kitlesel hareketleri önledi. Pandeminin bugün yaşamakta olduğumuz fazında illere giriş çıkışlar izinle gerçekleşmektedir. Oysa artık il bazlı detay analizler gerekmektedir. Halk sağlığı uzmanları, bireysel takip sistemine kademeli geçiş gerektiğinin altını çizmektedir.

ii. Sağlık Bakanlığı’nın interneti güncel hizmeti sunamamaktadır. Verilerin eş anlı kaydedilmemesi sıradan bir eksiklik değildir. Zira araştırmacılar veri seti üzerinde düşünebilirler. Bu olmazsa, ulusal bilim altyapımız da derinlik kazanamaz. Her şey sadece yüzeyde kalır.

Türkiye’deki sağlık protokolünde tedavi sistemimiz sayesinde gecikmesiz bir müdahale şansı kazanılmıştır. Hasta haklarımız sağlık kurumu ile hasta arasındaki ilişkiyi doktor lehine tanımlamaktadır. Doktora inisiyatif alabilme yetkisi verir. Bakanlığın tedavi protokolü salgın sürecinde başarılı olmuştur. Avrupa ve ABD kendi bürokratik engellerine takılıp kalırken Türkiye, uygulamakta tereddüt etmediği tedavilerle, ilk aşamadan başlayıp iyileşme oranını yüksek tutabilmiştir. Sağlıkçılarımız zaten yüksek stres altında çalışmaktaydılar. Kriz, acil servislerin hatalı kullanımını ortadan kaldırarak, ekstra zaman kazandırmak gibi bir fayda sağlamıştır. COVID-19’lu hastalara müdahalede küresel farklılık getiren ortam elde edilmiştir. Salgın öncesinde, Türkiye acil servislerini poliklinik hizmetleri vermek için de kullanmaktaydı.

Salgın bitti rehaveti, çok şeye sahip olma isteği kadar tehlikeli bir ruh halidir. Elde ettiklerimizi de silip süpürebilir. Salgının yeni evresi yeni bir zirveyle sürebilir. Kış karlarının eridiği her erkenci ilkbahar, sel getirir. Sel suları da çekilince geride molozla kum yığınları kalır. Sorun şu: Salgın bitse de salgının yasakçı anlayışı sürecek midir? Salgın sonrasının yeni normalleri, demokrasi söylemleriyle başlayıp otokrasi tortusunu üslenmek zorunda kalacak mıdır? İnsanlık tarihi bu yönde kötü tecrübeler taşıyor. İspanyol gribi ardında, diktatör yönetimler bırakmıştı.

Ekonomi, salgının kendisiyle mücadele etmek kadar önemli bir yere oturdu. Orduları tehlikelere kadar haberdar etmekle görevli nöbetçiler bekler. Bugün istatistik kayıtlarının da böylesi bir anlık içeriğe gereksinim duyduğu dönemdeyiz. Sanayi üretim verilerimize bakarsak Mart sonundayız. Bu verinin Mayıs sonuçlarını beklersek, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacaktır. Güncel veriyi gecikmesiz almamız, kanserde erken teşhis kadar önemlidir. Milli gelirin tüm sektörlerini ihtiva eden toplam elektrik tüketim değerlerimiz bu iş için biçilmiş kaftandır. Grafikteki kilowatt saat değerlerimiz, 12 Mayıs güncelini ifade ediyorlar. Bu verilerin 90, 21 ve 7 günlük ortalamaları sırasıyla; 3 aylık, 1aylık ve 1 haftalık ekonomik potansiyeli, biraz kabaca da olsa, ortaya koyacaktır.

Tüketimin 90 günü, nisanın ilk günlerinden başlayan keskin ve kararlı bir düşüşü işaret etmektedir. 3 aylık ortalama elektrik harcamalarının ivme kaybı %15’tir. Yapısal dönüşüm yaşandığı çok açıktır. Aylık ortalama enerji tüketimi Nisan ortasından başlayan bir dibin habercisidir. Buradaki soru şudur: Bu dip hareketi ne kadar kalıcıdır. Ekonomi düştüğü seviyelerde çakılıp kalacak mıdır? Burada da haftalık elektrik tüketimimiz imdadımıza yetişiyor. Dipten gelen toparlanma Mart ile Nisan arasındaki çöküş kadar kısa sürede gerçekleşemiyor. Dibe götüren sert kırılma, sınırlı bir kıpırdanmayla sürebiliyor. IMF’e bakarsak, dünya ekonomisinin %3’lük daralmasının ardından %5’lik büyümeler gelmeyecek. Karantinadan çıkış, ekonomide dip avcılığı şeklinde devam edecek. Yeni ekonomik normallerimiz “L” şeklinde sürecek bir ekonomik büyüme dönemini getirecek.
Dünya gibi, Türkiye’de de ekonomik çarklar durmaz. Dönen her pedal tökezleyerek de olsa bisikleti yer çekimine galip kılacaktır. Kendi tarımımıza ve sanayimize işlerlik kazanmak öne çıkacaktır. Bu çerçevede bir yöntem arayışı belirginleşecektir. Plan ve strateji eşliğinde ilerleme dönemi geri gelecektir. Devletçiliğin kolay gelip zor gittiği doğrudur. Ancak bizim özelleştirme dosyamız Tekel, Türk Telekom, Şeker Fabrikaları gibi yol kazalarıyla hayli kabarıktır. Metotlu topal, metotsuz koşucudan erken hedefine varır her zaman. İşi çobana bıraksak, sürüyü yolda hizaya dizer. Bugünün Türkiye’sinde keşkelerle acaba türünden endişeler bilek güreşmektedir. Artık kendi topraklarımızda yetiştirebildiğimiz yer şeyin, kendi savunma sanayimizle elde ettiğimiz her teknolojinin önemi bir kat daha arttı. ABD-Çin ticaret savaşlarıyla 2019 gündemine girmiş olana korumacılığı, 2020, 2021, 2022 yıllarında -daha çok kullanıyor olacağız.

Plansızlığın dayanılmaz hafifliği

Her alandaki toplum düzeninde plana duyduğumuz ihtiyaç öne çıkıyor. Planın kurgulaması ve uygulaması ne kadar zorsa, plansızlığın çekiciliği de o derece yüksektir. Plansızlığın kolaycılığına rağmen planı hayata geçirebilmek; iradeye, çalışkanlığa ve zekaya gereksinim duyar. Kentleşme, sağlık alt yapısı, eğitim sistemi plan temellerinde yükselen anıtlar gibidirler. Plana bir de bu gereksinimler çevresinden bakalım:

1. GAP yatırımı salgından sonra önemini artırmıştır. Geçen yıllar içinde, Türkiye’nin en analitik yatırım hamlesi olma özelliğinden hiç yitirmemiştir. GAP yatırımı hangi analitik noktalara temas etmektedir bir göz atalım:

1a. GAP, teröre karşı en sağlam silahımızdır. Bugünden yarına, bölgesel istikrar adına çok önemli bir teminattır.

1b. Bölgenin kırılganlıkları çok iyi bilinmektedir. Sıralarsak bunlar; eğitim, sağlık ve gelir dağılımı eşitsizliği şeklinde gelirler. Hedefine ulaşmış bir GAP yatırımı, tüm kırılganlıkları yumuşatabilen önemli bir koz niteliğindedir.

1c. Tarımda kendi kendine yetebilmenin önemi COVID-19 sonrasında arttı. Ülkeler, hızla kendi kabuklarına çekildiler. Tarım ve savunma sanayii iki temel stratejik sektör olarak belirginleşti. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun ekonomik güç kazanması, tüm Anadolu’nun barışla yelkenlerini doldurması anlamına gelmektedir. Bu Türkiye’nin bölgedeki ekonomik gücünü de artıracaktır.

1d. Yapılması gereken ilk adım, hızlı tren altyapımızın GAP ile bütünleşmesi olacaktır. İstanbul Ankara ve Konya’ya kadar uzanmış hızlı tren, neden Mersin limanıyla buluşmaz? Bunu anlamak mümkün değildir. Bir yandan GAP yatırımının tamamlanması sürdürülürken, bir yandan da hızlı treni Mersin limanından Gaziantep, Urfa, Diyarbakır’a kadar uzatmak bu kadar mı zordur? Anlaşılmaz. Bu demiryolu altyapısı taşımacılık maliyetlerini de düşürüp GAP’ın daha hızlı tamamlanmasına yardımcına da yardımcı olabilecektir. GAP ürünlerini diğer bölgelere hızla ulaştırarak, bölgeler arası farklılıkları da ortadan kaldırabilecektir.

GAP’ı bitirmeden nelere yatırım yaptık? Bir de bunlara bakalım:

2. Osman Gazi köprüsü körfez geçişini 90 km’den 12’e indirdi. Başarabildiği sadece ekonomik kazanım oldu. Bunun dışında bir etki sağladı mı? Hayır.

3. Yavuz Selim köprüsü ile Kuzey Anadolu Marmara Otoyolu Avrupa ile bütünleşmek emeliyle çıktı. Bugünün Türkiye’sinde hiç bir ekonomik açılımı getirmezken, İstanbul trafiğinde çözüm seçeneği olarak da yer alamadı. Demiryolu geçişi ümidi de şimdilik şehrin büyüme dinamiğine terk edilmiş görünmektedir.

4. Avrupa’yla ulaşım Çanakkale Köprüsü üzerinden de olur mu? 1.5 saatlik feribot geçişi 6 dakikaya indi. Bölge ekonomisini şahlandırdı ancak bunun ötesine geçemedi.

Şimdi gelin bir de GAP’ın sunacaklarına bakalım: Konya hızlı treninin Mersin’e ulaştığını varsayalım. Batıdan gelen hızlı tren demir yolu ağı, Mersin limanıyla tamamlandığında denizyolunun avantajlarına da erişilmiş olacaktır. Eş anlı olarak GAP’tan gelen hızlı tren ile de Mersin Limanı’nda bütünleşebilmek, Batı demiryolu ağı ile Doğu demiryolu ağının harmanlanması anlamına gelecektir.

i. GAP ürünleri ucuz taşımacılıkla tanışmış olacaktır. Bu sayede batı illeri tarım ürünlerini ithal etmek yerine GAP’tan temin edecektir.
ii. Vasıflı insan gücünün GAP bölgesine kolay erişimi, ürün verimini artıracaktır. Bu insan gücü bölgenin eğitimine destek sağlayacaktır. Doktor, hemşire, öğretmen, mühendis gibi temel meslek erbabının batı bölgeleri ile doğu bölgeleri arasındaki tercih farkı ortadan kalkacaktır.
iii. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’ni eğitim düzeyi artacaktır.
iv. Bölge turizmi yeni bir kimlik kazanacaktır.
v. Stratejik üstünlükler elde edilecektir.
vi. Sosyolojik yapı doğu ile batı arasındaki toplumsal hukuk farklılıkları da ortadan kalkacaktır. 

Yatırımların sırası doğru seçilmelidir. Demirci ustası iki kritik şeyi çok iyi yapar. Birincisi örsünü sabit tutar, ikincisi çekicini zamanında vurur. Yatırım önceliği işte bu açıdan çok önemlidir. Yatırımları doğuya kaydırmak ulus devlet anlayışının zorunluluğu haline gelmiş durumdadır. Bugüne kadar yaptıklarıyla demirci ustasının yapabildiklerinden hünerli bir adım atamadı. Batıya öncelik verdikçe, şehirleşmede çarpıklığı teşvik etti. Halihazırda batı illeri küresel ölçekte birer devdirler. İstanbul, Ankara ve İzmir birçok ülkeden daha büyük nüfus yoğunluğuna sahiptir. Bu illerin yetersiz kalan alt yapıları, onları birer birer teslim almaktadır. Bakın bu illerin sorunları nasıl şekilleniyor:

5. GAP yatırımı henüz bitmeden, Kanal İstanbul’un gündemde yer alması hiçbir doğru planlama tanımına uyamıyor.

6. Salgın öncesinde büyük şehirler için devasa sağlık yatırımları gerçekleştirmiştik. Hangi fizibilite çalışmalarına dayandırılarak bu yatırımların yapıldığını resmi kaynaklardan edinemedik. Salgın sonrasında bu devasa yatırımlar Türkiye’yi Euro bölgesinde en yüksek yoğun bakım ünitelerine (ICU) sahip bir ülke konumuna yerleştirdi. Yatırım çarpık olsa da, Covid-19 sürecinde işimize yaramış oldu. Duran saat günde iki kez doğruyu göstermiş oldu.

7. Ulaşım olanakları ve eğitim kompleksleriyle Arapsaçına dönmüş metropoller, salgın sonrası en yüksek bulaş hızı ve ölüm oranlarıyla Anadolu’nun diğer illerinden ayrıştılar. Metropolleri üst seçmiş salgın öncesinin plansız sağlık yatırımları, salgın sürecinde çok işe yaramıştır. Normalde Avrupa, bu sistemin sakıncalarını önceden görmüş ve vazgeçmişti.

Türkiye salgın sıralamasında dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer aldı. 9 Mayıs 2020 verileriyle 140,000 vaka ve 3,800 can kaybı yaşanırken 1,300,000 de testin yapıldı. Türkiye’de bilginin tarafsız kapılarını açabilmek günden güne zorlaştı.

iii. COVID-19 verileri il bazlı detaylar içermedi. Bu durum ilk başta kitlesel hareketleri önledi. Pandeminin bugün yaşamakta olduğumuz fazında illere giriş çıkışlar izinle gerçekleşmektedir. Oysa artık il bazlı detay analizler gerekmektedir. Halk sağlığı uzmanları, bireysel takip sistemine kademeli geçiş gerektiğinin altını çizmektedir.

iv. Sağlık Bakanlığı’nın interneti güncel hizmeti sunamamaktadır. Verilerin eş anlı kaydedilmemesi sıradan bir eksiklik değildir. Zira araştırmacılar veri seti üzerinde düşünebilirler. Bu olmazsa, ulusal bilim altyapımız da derinlik kazanamaz. Her şey sadece yüzeyde kalır.

Türkiye’deki sağlık protokolünde tedavi sistemimiz sayesinde gecikmesiz bir müdahale şansı kazanılmıştır. Hasta haklarımız sağlık kurumu ile hasta arasındaki ilişkiyi doktor lehine tanımlamaktadır. Doktora inisiyatif alabilme yetkisi verir. Bakanlığın tedavi protokolü salgın sürecinde başarılı olmuştur. Avrupa ve ABD kendi bürokratik engellerine takılıp kalırken Türkiye, uygulamakta tereddüt etmediği tedavilerle, ilk aşamadan başlayıp iyileşme oranını yüksek tutabilmiştir. Sağlıkçılarımız zaten yüksek stres altında çalışmaktaydılar. Kriz, acil servislerin hatalı kullanımını ortadan kaldırarak, ekstra zaman kazandırmak gibi bir fayda sağlamıştır. COVID-19’lu hastalara müdahalede küresel farklılık getiren ortam elde edilmiştir. Salgın öncesinde, Türkiye acil servislerini poliklinik hizmetleri vermek için de kullanmaktaydı.

Bütüncül akıl, entegre toplum gibi kavramlar önemini bir kat daha artırmıştır. Duvarlara destan yazanlar, hem sağını hem solunu kullanmayı iyi bilen ustalardan çıkarlar. Beton yığınlarına kişilik kazandırmak böyle bir iştir. Hünerli eller spatulaya, malaya, fırçaya ruloya; macun, sıva ve boya eşliğinde çok şeyler kazandıracaktır. Sadece salgında değil, devasa yatırımlarda da bütüncül aklın varlığını istemek gerekmektedir. Çünkü kaybolan zamandır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar