Samimiyetsiz barış
Bundan iki hafta evvelki yazımda, İsrail Filistin barışına dair aklıma yatmayan sorulardan bahsetmiştim. Bu barışın barış gibi durmadığını “Trump Show” olmanın ötesine geçmesinin zor olduğunu ifade etmiştim.
Yanılmayı ve bu barışın kalıcı olmasını sonuna kadar dilemekle beraber o günden bugüne yaşananlar sürecin gelişimine dair bana hala güven vermiyor. Nobel öncesi Trump’ın Şarm el-şeyh’te dünya liderleri ile yaptığı konuşma ve açıklamalar dünyaya ümit verse de Mısır’dan bir gün evvel İsrail parlamentosu Knesset’te Netenyahu’nun ve Trump’ın konuşmalarını dinledikten sonra umudumu yitirmeye başladım.
Barışa veya sürece dair hiçbir şey yoktu. Şarm el-şeyh’te söyledikleri de çok farklı değildi. Sürecin geleceğine dair hiçbir akılda kalıcı yol haritası çizilmedi. Neticede daha başkanın uçağı Amerika’ya havalanmadan Hamas dediklerimizi yapmazsa ağır ödetiriz sözleri çokta adalet ve eşitlik dağıtan bir arabulucu durumunda değildi. Ardından takas süreci başladı. Sürecin daha ikinci gününde ölülerin kimliğine dair işler karıştı.
Hemen ardından çetelerle Hamas arasında çıkan çatışmalar gene Amerika tarafından Hamas’ı tehdit eder üslupla cevaplandı. Açıklamalar ardı ardına geldi ve tabi ki bu yazıyı yazmaya başladığım pazar günü İsrail’in Güney Gazze’yi bombalaması ile süreç yeniden dağılmaya başladı. İki tarafta birbirini ateşkesi bozmakla suçladı. Döndük başa. Vicdanı olan herkesi acımasızca devam eden katliamın yeniden başlaması korkusu sarmaya başladı. Bu işin olmayacağını olamayacağını yazdım söyledim başından beri.
Üzüle üzüle yanılmayı çok ama çok isteye isteye. Çünkü süreç konuşulurken 1967 sınırlarına dair hiçbir söz yok. Filistin’in tanınmasına dair hiçbir şey yok. Arabulucu Amerika’nın hep İsrail lehine söylemlerinin İsrail’in işleri bozması durumunda devreye adil bir şekilde gireceğine dair bir inanç yok. Ölen insanların hesabını kimin vereceğine dair bir plan yok. Sorumlu tutulan hesap verecek kimse ortada yok. Hala İsrail tarafı Gazze’nin tamamını işgal etmekten bahsediyor. Hala bazı kimseler Gazze’de güzel turistik tesisler yapmaktan söz ediyor.
Espriler havada uçuşuyor. Trump’ın herkes barış sürecine benim başkanlık etmemi istiyor ama meşgulüm sözleri kulaklardan bir türlü silinmiyor. On binlerce insanın kanı üzerine yapılan espriler, inşaat projeleri utanılmadan üst düzeyde basın önünde konuşuluyor. İnsanlığa yazık oluyor. Bazen diyorum acaba ben mi çok olumsuz bakıyorum sürece diye ama iki hafta evvelki yazımda da ifade ettiğim gibi bana bu süreç güven vermiyor.
İsrail, Trump’a o kadar güveniyor ve onun başkanlığı döneminde Gazze’yi almak istiyor ki, hiçbir anlaşmaya yanaşmıyor. Tamam dese de samimiyetle arkasında durmuyor. Hem Amerika hem İsrail barış şartları yerine gelirse biz Filistin’i tanıyacağız ve işgal ettikleri topraklarda çekileceğiz diyemiyor. Netice açık ve net şu, tüm bu şartlar altında size barış gerçekçi geliyor mu? Bu akan kanın katliamın durması olası geliyor mu? Bana maalesef işler yoluna girecek gibi gelmiyor. İsrail şunun farkında Amerika başta birçok Avrupa ülkesi ne Birleşmiş Milletler’den karar çıkartabilir ne de İsrail’e net bir tavır alabilir. Herkes İsrail’in mızıkçılık yapacağından, süreçten çekileceğinden emin ama vereceği tepkiler muamma.
Bu süreç halkları kızdırıyor, dünyayı iyice gerginleştiriyor. İngiltere’ye, Amerika’ya sistem değişikliğini, Fransa’ya 6. Cumhuriyeti yaşatmaya doğru gidiyor. Bu enkazın altından yeni bir dünya sistemi çıkacak. Yakın zamanda değil ama bu adaletsiz ve hukuksuzluğa tepkisiz kalan dünya, mevcut uluslararası sistemini fesih ediyor.