Sanayide alarm çanları çalıyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Geçen hafta İkinci ISO 500 incelemesinin sonuçları üzerine bir yazı yazmış ve ekonomide genel olarak işlerin iyi gitmediğine vurgu yapmıştık. Makro verilere bakıldığında yetkililer bu iddianın tersini söyleyebilirler. Zira geleneksel olarak Türkiye ekonomisinde sanayinin yerini günümüzde büyük ölçüde hizmet-inşaat-ve- ticaret faaliyetleri almış durumda. Büyük ölçüde ekonomik büyümenin kaynağını da hizmetler oluşturmakta.

Defalarca yazdığımız gibi hizmetleri çok fazla dışlamadan sanayinin ciddi manada gözetilmesine ihtiyacımız var. Özellikle çok büyük miktarlarda kaynak açığı olan bir ekonomide şu anda turizm dışında hizmetler bu açığı kapatacak durumda değil. O nedenle sanayinin sağlayacağı ihracat gelirleri ile döviz tasarrufu sağlayacak sanayi yatırımlarının teşvik edilmesi önemli.

Maalesef Türkiye ekonomisinde sanayinin payı %15’lerin altına düşmüş durumda. 1960’larda ekonomik yapı bakımından Türkiye’ye benzeyen Güney Kore’de bu oran zaman zaman %30’lara yaklaşmış ve ülkenin sermaye birikimine önemli katkılarda bulunmuştu. Ülkemizde ise sanayinin yapı hiçbir zaman bu boyutlara ulaşmadı.

Yeterli tasarruf edemeyen bir ekonomi

Türkiye özelinde bunun birçok sebebi var elbette. Bunlardan en önemlisi ülkenin büyük tasarruf açığına sahip olmasıdır. Öte yandan Güney Kore gibi ülkelerde tasarruf fazlasının olması sanayi çekişli büyümenin bir nedenidir. Türkiye’nin artık kronik hale gelmiş olan tasarruf açıkları ister istemez güçlü bir sanayileşme için gerekli mali kaynaklara erişimiz zorlaştırmaktadır. Yüksek cari açıklar bunun göstergesidir. Bunun sonucu olarak bir yandan dış kaynağa bağımlı hale gelinmekte, diğer yandan da sanayi yatırımlarının faizlere duyarlılıkları artmaktadır.

Son zamanlarda bazı medya kuruluşları bu soruna dikkat çekerek sanayinin ekonomideki payında azalmanın sebebi olarak yüksek faizleri göstermektedir. Ancak bize göre faizler sadece bir yansımadır. Ülkedeki tasarruf eksikliğinin bir yansıması…

Neoliberal anlatıya göre ülkedeki her bir kesimin farklı tasarruf eğilimi vardır ve bu eğilim gelirin bir fonksiyonu olduğu düşünülür. Düşük gelirlilerin gelirleri ancak beklenmelerine ve temel ihtiyaçların karşılanmasına yeteceği için (ki son yıllarda ona da yetmiyor) tasarrufa ayırabilecekleri mali kaynaklarının olmadığına inanılır.

Öte yandan yüksek gelir gruplarının tasarruf eğilimini yüksek olduğu kabul edilir. Ama hiçbir zaman yüksek gelir gruplarının yaptıkları tasarrufların sermaye birikimine ne boyutta gittiği göz önünde bulundurulmaz. Zira bu kesimin tasarruflarının sermaye birikimine yönlendirilebilmesi için ekonomide birtakım koşulların oluşturulması gerekir. Böyle bir yapı olmadığında ise bu kesimlerin tasarruflarının büyük ölçüde servet birikimine gitmesi kaçınılmazdır.

Katma değerin dağılımındaki bozulmalar

En son açıklanan İkinci ISO 500 rakamları yüksek gelir gruplarındaki tasarrufların sermaye birikimine kanalize olmasını sağlayacak koşulların son yıllarda kaybolduğuna dikkat çekiyor.

Sanayide alarm çanları çalıyor - Resim : 1Tablo 1’de 2022-2025 döneminde katma değeri üretim faktörleri itibariyle dağılımı görülmektedir. Buna göre ikinci 500’deki firmaların 2025 yılındaki katma değerlerinin %61’i ücret ve maaş ödemelerine, %30 ise faize gitmektedir. Bu iki faktör gelirinin toplamı %90’ı aşmaktadır. 2025 yılında katma değerin sadece %8,6’sı kar olarak müteşebbise gitmektedir. 2025 yılındaki bu durum 2024’tekine göre müteşebbisler açısından iyileşmiş bir dağılıma işaret etmektedir.

Şimdi katma değerin üretim faktörleri arasında böyle dağıldığı bir ekonomide tasarrufların sanayi yatırımları üzerinden sermaye birikimine kanalize edilebilmesi çok zor. Bu Türkiye ekonomisinde son zamanlarda ortaya çıkan “göreli fiyatlardaki” deformasyonun sonucudur. Bu deformasyonun en önemli nedeni yüksek enflasyon ve bunun sonucunda ortaya çıkan yüksek faizlerdir. Diğer bir nedeni ise sanayi üretiminin karlılığını azaltıcı seviyelerde seyreden (seyretmesi sağlanılan) baskılanmış (değerlenmiş) Türk lirasıdır.

Rasyonel politika uygulama iddiasında olan bir ekonomi yönetiminin öncelikle göreli fiyatlardaki bu deformasyonu giderecek politikaları uygulayarak sanayi üretiminin gelişimine yarayacak daha “gerçekçi kur” uygulamalarına geçmektir. Zira bugünkü kur seviyeleri Türkiye ekonomisinin gerçekleriyle uyuşmayan daha önce aynı yönetimin eleştirdiği irrasyonel politika uygulamalarından vazgeçilmediğine işaret etmektedir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.393,85 0,00 %
Dolar 48,5988 0,11 %
Euro 56,5046 0,23 %
Euro/Dolar 1,1616 0,04 %
Altın (GR) 6.787,54 -0,91 %
Altın (ONS) 4.339,15 0,52 %
Brent 105,76 -0,41 %