Sanayinin değişen anlamı
Hafta başı açıklanan enflasyon rakamları kamuoyunda sürpriz olarak değerlendirildi. Aslında normal bir ülkede dünyada yaşananların ardından enflasyonun beklenen değerlerin üzerinde çıkacağını tahmin etmek rasyonel bir beklenti olabilirdi. Maalesef Türkiye şartlarında, özellikle de tartışmalara konu olan bir istatistik kurumunu varsa, insanlar ister istemez beklentilerini bu kurumun kamuoyunda yarattığı algılara göre oluşturuyorlar.
Bugüne kadar hiç kimsenin enflasyonla mücadele edilmesine itiraz ettiğini görmedim. Neden edilsin ki? Güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme için makroiktisadi istikrar en önemli koşul. İktisatçıların itirazlarının dikkat çektiği konu, sadece bugün uygulanan politikalarla ve siyasetin bu denli ekonomi üzerinde patronaj uyguladığı koşullarda böyle bir mücadelenin sonuçsuz kalacağıdır. Nitekim gelişmeler de bunu gösteriyor.
Reel sektör krize sokuldu
Maalesef dün belki sadece enflasyon sorunumuz var. Artık bir de reel sektörün karşı karşıya kaldığı üretim sorunu belirmeye başladı. Enflasyonla mücadelenin maliyetleri dar gelirliler ile sanayiciler üzerine yüklenmiş gibi. Türkiye ekonomisinde artan bu güçlükler bazı yerleşmiş anlayışlarımızın da tekrar sorgulanmayıp, gözden geçirilmesine yol açıyor.
Çeşitli defalar Türkiye’nin bir sanayisizleşme süreci içinde olduğunu ifade etmiştik. Bu süreç enflasyonla mücadele politikalarının uygulamaları ile hızlanmış görülüyor. Kamuoyunda da bu konu geçmişe göre daha fazla görünür olmaya başladı. Sanayisizleşme ekonomideki iktisadi faaliyetler arasında sanayinin payında gerileme olarak düşünülebilir.
Bu durumu eleştirenler sanayinin geçmiş dönemlerde Türkiye ekonomisi için konumunu dikkate alarak bir kıyaslama yapıyorlar aslında. Ancak geçmişte sanayi sektöründen beklenen ile bugün ne beklenmesi gerektiği konusunda herhangi bir görüş ifade etmemektedirler. Sanki sanayi geçmişte neyse, bugün de aynı fonksiyonları yerine getirecekmiş gibi bir beklenti oluşturuluyor.
Gelire ve refaha erişim sorunu
Gerek dünya ekonomisinin kurumsal yapısındaki değişimler, gerekse teknolojik gelişmeler nedeniyle sanayi sektörü geçmişte yerine getirdiği fonksiyonları bugün yerine getiremez durumdadır. Geçmişte gelime ve büyümenin motoru olarak bakılan bu sektörün gelişmesi, büyümesi hem ülkenin sermaye birikimine katkı yaparken, hem de vatandaşa göreli olarak kaliteli istihdam olanağı vermekteydi.
Sanayi istihdamı ile bu sektör vatandaşın gelire ve refaha ulaşmanın bir aracı olarak ortaya çıkmaktaydı. Bugün sanayisizleşme yönelik gelen itirazların büyük bölümü sanayinin bu fonksiyonunu yitirmesinden kaynaklanıyor aslında. Zira sanayide büyüme ile ülkenin sermaye birikimi açığının kapatılması eskisi kadar şiddetli bir ihtiyaç değil. Zira Türkiye ekonomisinde bu açığı kapatmaya yönelik başka sektörler de var. Zaten yaşanan teknolojik gelişmelerle de sektörün istihdam kapasitesi düşüş eğilimine sahip.
Artık Türkiye gibi bir ülkede sanayiyi sermaye birikimini sağlayacak ana sektör olarak görmek ve bu anlayışla teşvik edilmesini sağlamak mümkün değil. Zaten 1980’li yıllar bu anlayış itiraf edilmese de terkedildi. Günümüz ekonomilerinde ekonomi politikaların temel amaçlarından birinin vatandaşın gelire ve refaha erişiminin nasıl ve hangi iktisadi faaliyetler üzerinden ulaşabileceğini kurgulamaktır. Dünya ekonomisindeki konjonktürel dönüşüm kalkınma meselelerine şimdilik bu şekilde bakmayı ve politikaları bu temel etrafında şekillendirmeyi gerektiriyor.
Amaç sürdürülebilirlik olunca bu amaçları sanayi ile gerçekleştirebilmek pek mümkün değil. Onun yerine ekonomideki başka sektörleri de vatandaşın gelire erişiminin bir aracı olarak düşünmekte yarar var. Zaten hizmet sektöründe son yıllarda görülen değişimin bir nedeni de bu.
Sanayinin yeni rolü
Sanayinin ekonomideki önemi ise azalmıyor ama değişiyor. Artık ülkedeki hızlı sermaye birikiminin bir aracı değil. Ancak bizim gibi ülkelerin maruz kaldığı dış kaynak açığının kapanması için gelir üretebilecek yegâne sektörüdür sanayi. Giderek daha az insanın gelire erişiminde aracılık edebilse de ülkenin ihtiyaç duyduğu dövizi diğer sektörlerden daha çok temin edebilecek bir sektördür.
Bu da sanayideki büyüme sorununun daha stratejik ele alınmasının gerekliliğini doğuruyor. Salt sermaye stoğu artışı olsun diye değil, aynı zamanda rekabetçi dünya koşullarında ülkeye döviz temin edebilmesi için sanayileşmenin büyük yararı olacaktır. Uygulanan enflasyonla mücadelenin sanayimizin ekonomimiz için önemli olan bu fonksiyonunu sekteye uğratmaması için gereken hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir.