Savaş ve tahkim
Savaşın ekonomik etkisi enerji fiyatlarıyla sınırlı değil, asıl dalga çoğu zaman hukuki ve ticari alanda ortaya çıkacak. Devam eden yatırımlar duracak, sözleşmeler askıya alınıp sigorta sistemleri devreye girecek ve taraflar arasında sorumluluk tartışmaları başlayacak.
28 Şubat sabahı başlayan ABD-İsrail operasyonları İran’ı hedef aldı. İlk etap Tahran’dan nükleer tesislere, balistik füze bataryalarından askeri üs altyapılarına kadar uzandı. İran’ın misillemesi gecikmedi; Körfez’deki ABD üsleri ve İsrail hedefleri yüzlerce füzenin hedefi oldu. Çatışmaların ilk günlerinde İran’ın siyasi liderliğinde ciddi bir sarsıntı yaşandığı bildirildi. Soğuk Savaş sonrasında ilk kez nükleer program geliştiren bir rejime karşı doğrudan askeri müdahale ihtimalinin tartışıldığı bir dönüm noktası olarak kayda geçiyor.
Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik
Bu gelişme yalnızca bölgesel bir güvenlik krizi değildi, Ortadoğu’daki enerji altyapısı ve ticaret yolları küresel ekonominin en hassas noktalarından biridir. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre bu hat üzerinden günlük ortalama 20 milyon varil petrol taşınmaktadır. Bu nedenle bölgede yaşanan her askeri gerilim enerji piyasalarını doğrudan etkiler. Çatışmaların başlamasından sonraki ilk hafta içinde petrol fiyatlarının ciddi biçimde artması bu kırılganlığı açık biçimde ortaya koydu.
Enerji şoku ve global ekonomi
IMF hesaplamalarına göre petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artış küresel ekonomik büyümeyi yaklaşık 0,5 puan düşürmektedir. Bu ölçekte bir enerji şokunun dünya ekonomisine birkaç yüz milyar dolar ek maliyet yaratacağı öngörülüyor. Avrupa’daki enerji yoğun sanayi sektörleri üretim maliyetlerinin artması nedeniyle baskı altına girerken, Asya’daki lojistik şirketleri navlun ücretlerindeki sert yükselişle karşı karşıya kalmıştır. Küresel enflasyon riskinin yeniden artması ve tedarik zincirlerinin kırılması ihtimali ciddi şekilde tartışılmaktadır.
Savaşla gelen ticari uyuşmazlıklar
Savaşın ekonomik etkisi enerji fiyatlarıyla sınırlı değil, asıl dalga çoğu zaman hukuki ve ticari alanda ortaya çıkacak. Devam eden yatırımlar duracak, sözleşmeler askıya alınıp sigorta sistemleri devreye girecek ve taraflar arasında sorumluluk tartışmaları başlayacak. İran ve Körfez hattında faaliyet gösteren çok sayıda enerji, inşaat ve lojistik şirketi şimdiden projelerini askıya almak zorunda kalmıştır. Bir Alman mühendislik firmasının İran’daki rafineri projesini durdurduğu ve sözleşmedeki mücbir sebep hükümlerine dayanarak yükümlülüklerini askıya aldığı biliniyor. Çinliler ise yatırım koruma anlaşmalarına dayanarak devlet sorumluluğu tartışmalarını gündeme getirmeye başladı bile.
Benzer uyuşmazlıklar deniz taşımacılığı alanında da çıkacak, Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler nedeniyle bazı sigorta şirketleri savaş riski klozlarını devreye sokacak ve poliçe kapsamındaki ödemeleri sınırlamaya başlayacak. Birçok armatör şirketi gemilerinin bölgede mahsur kalması nedeniyle ciddi ticari zararlarla karşı karşıya… Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki LNG ve altyapı projelerinde de sözleşme ihlali tartışmaları gündeme gelecek.
Uluslararası hukuk çevrelerinde yapılan tahminler yalnızca enerji ve altyapı sektörlerinde önümüzdeki iki yıl içinde bir kaç yüz milyar doların üzerinde ticari ve yatırım uyuşmazlığı doğabileceğine işaret ediyor.
Tahkim: Küresel ticarete hukuki koruma
Bu nedenle küresel ticaret sisteminde en yaygın başvurulan yöntem uluslararası tahkimdir. Tahkim sistemi taraflara teknik uzmanlığa sahip hakemler önünde uyuşmazlıklarını çözme imkanı sağlar. Süreç 12 ila 18 ayda sonuçlanır, kararlar 1958 tarihli New York Sözleşmesi sayesinde 170’ten fazla ülkede icra edilebilir. Bu özellik tahkimi küresel ticaret için en güvenilir çözüm mekanizmalarından biri haline getirmiştir.
Yakın tarihte savaşlar sonrasında ortaya çıkan yatırım ve ticaret uyuşmazlıklarının önemli bir bölümünün tahkim yoluyla çözülmesi de bu sistemin etkinliğini göstermektedir. Büyük altyapı projeleri, enerji yatırımları ve uluslararası ticaret sözleşmeleri açısından tahkim bugün küresel ekonomik düzenin vazgeçilmez unsurlarından biridir.
İstanbul’un gücü: ISTAC ve İslam İşbirliği tahkim merkezi
Bu çerçevede İstanbul’un son yıllarda uluslararası tahkim alanında dikkat çekici bir konum kazandığını görmek gerekir. İstanbul ve Türkiye bugün iki itibarlı uluslararası tahkim merkezine ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan ilki İstanbul Tahkim Merkezi’dir (ISTAC). 11 yaşındaki ISTAC kısa sürede bölgesel ölçekte tanınan bir kurum haline gelmiştir.
Kurucu başkan Prof. Dr. Ziya Akıncı uluslararası niteliğe ciddi yatırım yapmıştır. Genel sekreterlik görevini kurucu Doç. Dr. Candan Yasan’ın ardından halen hukukçu Yasin Ekmen en verimli şekilde sürdürüyor. ISTAC modern tahkim kuralları, hızlı prosedürleri ve etkin sekretaryasıyla Türkiye’nin uluslararası uyuşmazlık çözüm kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmiştir.
İstanbul’daki ikinci önemli uluslararası tahkim kurumu İslam İşbirliği Teşkilatı Tahkim Merkezi’dir. Müslüman ülkeler arasındaki ticari ve yatırım uyuşmazlıklarının çözümüne yönelik olarak faaliyet gösteren, Türkçe, İngilizce, Arapça ve Farsça hizmet veren kurumun Genel Sekreteri Dr. Umar Oseni uluslararası ticaret hukuku ve İslami finans alanındaki çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen ve hukukçu, Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Alper Çağrı Yılmaz ise tahkim alanındaki akademik ve uygulama deneyimiyle merkezin kurumsal gelişimine katkı sağlamakta.
İstanbul’un Avrupa ile Asya arasındaki coğrafi konumu ve gelişmiş ulaşım altyapısı tahkimde merkez rolünü güçlendirmektedir.
Ortadoğu’daki mevcut kriz elbette büyük bir siyasi ve insani gerilim yaratmaktadır. Ancak aynı zamanda uluslararası ticaret sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu da göstermektedir. Küresel yatırımların sürdürülebilmesi için hızlı ve güvenilir uyuşmazlık çözüm mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Tahkim sistemi bu açıdan uluslararası ekonomik düzenin en önemli güven unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.
İstanbul’un bu alanda güçlenmesi yalnızca hukuk dünyası için değil, Türkiye’nin ekonomik ve diplomatik konumu açısından da stratejik bir fırsat anlamına gelebilir. Uluslararası tahkim merkezleri bulundukları şehirlerde hukuk, finans ve danışmanlık sektörlerinde önemli bir ekonomik değer üretmektedir. Küresel uyuşmazlık çözüm sisteminde İstanbul’un rolünün güçlenmesi Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişme olarak görülmelidir.