SDG Suriye’de yalnız kaldı
Suriye’de Ahmet el Şara liderliğindeki Şam yönetimi ile omurgasını terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak bilinen PYD ve YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında haftalarca süren aralıklı çatışmaların ardından Pazar günü anlaşmaya varılmıştı. Ancak SDG lideri Mazlum Abdi, - büyük ihtimalle Kandil’den gelen baskıyla- son anda bu anlaşmayı reddetti ve yeni Suriye Ordusu ile SDG arasında Suriye’nin kuzeydoğusundaki çatışmalar yeniden başladı.
Peki, SDG anlaşmaya neden yanaşmıyor? Çünkü 14 maddelik bu anlaşma, SDG’ye toprak, güç, siyasi nüfuz ve petrol kaynaklarını kaybettiriyor. SDG lideri Mazlum Abdi, daha önce kuvvetlerini Deyrizor ve Rakka’dan, Haseke’ye çektiklerini söylemişti. Ancak anlaşmanın önceki gün Mazlum Abdi tarafından reddinden sonra Şam’a bağlı ordu, SDG’nin kontrolü altındaki Haseke’nin etrafındaki köylerde ilerlemeye başladı.
Malum Şam yönetimi ile SDG arasında 10 Mart 2025’te de bir anlaşma imzalanmış ancak anlaşmanın hayata geçirilmesi için taraflara tanınan bir yıllık sürede bir ilerleme kaydedilememişti. Bunun en büyük sebeplerinden biri de SDG’nin toprak tavizi vermek istememesi, ayrıca yeni Suriye ordusuna entegrasyonunu “bireysel” olarak değil, askeri tümenler halinde yapmayı istemesiydi.
Ancak Suriye ordusu ve SDG güçleri arasında son haftalarda Halep ve etrafında meydana gelen çatışmalarda, SDG’nin yıllardır kontrol ettiği bazı bölgelerde Suriye ordusu hızlı ilerleme sağladı.
Şam’a bağlı güçler ayrıca Pazar günü erken saatlerde ülkenin en büyük petrol sahasını ele geçirerek, Suriye›nin kuzey ve doğusundaki geniş bölgelerde devlet kontrolünü genişletti.
Savaş alanındaki bu değişimle, iki taraf arasında görüşmeler başlamadan önce SDG’nin eli zayıflamış oldu. Peki, SDG, 18 Ocak anlaşmasında neleri kaybetti, bir bakalım:
1 SDG, Suriye’nin kuzeyindeki Rakka ve doğudaki Deyrizor’un “tam ve acil idari ve askeri devrini” kabul ederek, sadece kuzeydoğudaki Haseke’yi elinde tuttu.
2 SDG, sınır geçişlerinin tam kontrolünü Şam’a devretmeyi kabul etti.
3 SDG savaşçılarının, organize birimler olarak değil, bireyler olarak Suriye ordusuna katılması kabul edildi.
4 Anlaşmaya göre daha önce yarı özerk olan ve Kürtlerin hâkim olduğu kuzeydoğudaki devlet kurumları artık merkezi hükümetin yetkisi altına girecekti.
5 Suriye hükümeti, Kürt bölgelerinde kalan doğal kaynakların Suriye devletine geri dönmesini sağlamak için bölgedeki tüm sınır geçişlerini, petrol ve gaz sahalarını kontrol altına alacaktı.
6 Terör örgütü PKK ile bağlantılı “yabancı” SDG unsurları Suriye’yi terk edecekti.
Bu anlaşma, SDG’nin uygulamaya koymaya yanaşmadığı 10 Mart anlaşmasına çok benzemekle birlikte, bir yıl önceki anlaşmadan en büyük farkı ise SDG lideri Mazlum Abdi’ye Haseke Valiliği verilmesi olmuştu. Abdi, bu pozisyonda Suriye Dışişleri Bakanı Esad El Şeybani’ye bağlı olacaktı. Böylelikle, SDG’nin “özerk devlet” hayalleri de bitmiş olacaktı.
İsrail’in bölge planlarına darbe
Malum, SDG’nin bölgedeki en büyük destekçisi İsrail. Hatta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen Aralık ayında, SDG’nin Suriye’nin istikrarını engellemek için “İsrail ile koordineli hareket ettiği” yönünde uyarıda bulunmuştu. İşte bu anlaşma, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bizzat söylediği “Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme” yönündeki bölgesel planlarına da bir darbe niteliğindeydi.
Türkiye açısından ise Ankara’nın savunduğu en önemli tezlerden biri olan “Suriye’nin toprak bütünlüğü” için önemli bir adım atılmıştı. “Terörsüz Türkiye” sürecinin önündeki en önemli bariyerlerden biri olan Suriye’deki PYD ve YPG sorununun aşılması yönünde de çok önemli bir gelişmeydi. Son olarak, takdir edersiniz ki bölgedeki tüm bu gelişmeler, ABD’nin haberi ve onayı olmadan olamazdı.
Bu bağlamda ABD’nin - en azından yaşanan son süreçte- Suriye’deki PYD ve YPG güçlerini “yalnız bıraktığı” gerçeği de ayyuka çıktı. Öte yandan Ahmet El Şara’nın perşembe günü Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşma yapacağı öğrenildi. Yani uluslararası toplum ve küresel sistem El Şara’nın meşruiyetini ve liderliğini çoktan kabul etmiş durumda.