Seçim ekonomisi tartışması
Enflasyon kitlelerin satın alma güçlerinde azalmayla birlikte ekonomide istikrarsızlıklara da kaynaklık ediyor. Burada dikkat çektiğim istikrarsızlık finansal istikrarsızlık değil. Mevcut ekonomi programının performansını sadece finansal istikrara indirgeyenler, bu hedefe ulaşmak için ekonominin genelinde yaratılan sorunları göremeyenlerdir. Maalesef bu sorunlar artık daha iyi görülmeye başlandı. Ancak tüm bu süreçte sorunlarına muhatap bulamayan reel sektör ciddi manada kan kaybetti.
Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadelesi programı uzadıkça, reel kesimde ortaya çıkan sorunlar zamanla finansal kesimdeki istikrarı da tehlikeye sokacaktır. Maalesef bugüne kadar hep enflasyonun dar gelirli hanehalkları üzerindeki etkileri tartışıldı. Onların gelirlerinin beklenen enflasyona endekslenmesiyle enflasyonun kontrol edilebileceğine inanıldı.
Ama şimdi sorun büyüdü ve reel kesimin diğer alanlarına da yayıldı. Programın inanılırlığı azaldı (belki de ortadan kalktı). Bu kez reel kesim beklentilerinin endekslemenin tek yolu kurlar kaldı ki o da tüm reel sektör üzerinde homojen bir ekti yaratamıyor. Bir bölümünde sorunun bizzat kaynağı haline geldi.
Kayıplar 2001 sonrası arttı
Bu sorunlar bir yana, şimdi bir de “seçim ekonomisi” tartışması ortaya çıktı. Özellikle muhalif kesimler içindeki bazıları iktidarın seçimi kazanabilmek için seçim ekonomisi izleyerek ekonominin kaldıramayacağı birtakım uygulamaların yapabileceğine inanıyor. Elbette böyle bir şey mümkündür. Zira bunun örneklerine daha önce de rastladık.
AK Parti’nin 23 yıllık iktidarında seçim ekonomisinden hep uzak durulmaya çalışıldı. Ancak 2018 yılındaki genel seçimlerinde bu kaide bozuldu. Ama uygulamaların boyutu sınırlı kaldı. 2018 yılı başında asgari ücrette %14’e yakın bir artış yapıldı. Bir önceki yıl bu artış %8’de kalmıştı. Çok daha önemlisi yine aynı yıl içinde sosyal transferlerde de artış yapılmış o günlerde yeni yeni hayatımıza girmeye başlamış ve %20’lere ulaşmış enflasyonun etkileri kısmen telafi edilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamaların sonuçları da haziran ayında yapılan genel seçimlerde alınmıştır.
Kamuoyu asgari ücretlere yapılan zamları seçim ekonomisinin önemli işaretlerinden biri olarak görüyor. Buna göre seçim olacak yıl asgari ücrete yapılacak zamlar merak edilir. Ama bu enflasyonist ortamda, bunca yıl yaşanmış reel kayıplar veriyken, iktidarın asgari ücretlere ne kadar zam yapması gerektiği ise dikkatlerden kaçmaktadır.
Şekilde yıldan itibaren asgari ücret artışları ile enflasyon oranları arasındaki farklar ve bunların birikimli değerleri yer alıyor. Birikimli değerlere bakıldığında asgari ücretlilerin 2006’dan itibaren ciddi reel kayıplara maruz kaldığı anlaşılıyor. Özellikle bu kayıpların 2021 yılı sonrasında ciddi artış gösterdiği de çok açık.
Bence sorulması gereken soru şu: Herhangi bir seçim ekonomisi uygulamasının iktidar lehine bir sonuç doğurması için bu reel kayıplarının önemli bir kısmını telafi edecek boyutta asgari ücrete zam yapabilme mümkün müdür?
Ama bu konuda bir hatırlatma daha yapmalıyım. Asgari ücret kamunun bütçesinden yapılmıyor. Acaba reel sektörün bugünkü mali durumu böylesine büyük bir artışı karşılayabilecek durumda mıdır?
Kanımca seçim ekonomisi tartışmaları yapılırken, bu uygulamaların “olabilecek” niteliği ve ekonominin mevcut kısıtlarının bu tarz uygulamalara getirilebilecek olası sınırlamaların neler olduğunun da dikkate alınması gerekiyor.
